
SEVGİLİ MAHİR-EYLÜL 2
“Hüsnüne mümkün mü hayrân olmamak
ehl-i nazar
Destine mir’ât alıp ey nûr-i çeşmim baksana” (Seyyid Vehbî)
Aynalarda aksim senden öte ve
senden ziyade, baktıkça bakasım geliyor Mahir. Elbet ve illaki diyorum, benim
alın çizgilerimin tozunda senin de ismin karılıdır, yüreğinin odacıklarının
birbirine açılan kapı eşiklerinde boy vermiş mis kokulu reyhanlar duruyordur..
Ellerim boğumları senin varlığını ispat edecek her şeye alışkın ve tanıdıktır.
Gözbebeklerim rüzgârınla bile büyümeye meyillidir..
Dünya günlerinden bir gün; ırk-ı
ahmer ile ırk-ı ebyaz arasındaki kahır gibi birbirini yok sayan iki insan
incitmeyi bıraktığında, iyi ve hayırlı kişilerin sayıları artmaya başlayacak.
Susamış insanın arı-duru suyu, ıhlamur koruluğunda akıp duran bir başka insanın
avucunda berraklaşan şifalı suya dönüşecek. İşte o bir gün ben de senin şifadar
dizlerine başım yaslayacağım Mahir..
Tüyden tacına, siyah beyaz
kanatlarına hilâli bağladığım çavuşkuşu; hikâyâtlarına susadığım gümüş
sayfalarında tuz göllerine, dilsiz ormanlara, sığınaklara rast geliyorum.. Hevâperest
birçok arzu karışıyor düşlerime, bir seferlik bir serap için Kaf Dağı’ndan
indirmek istemiyorum seni Mahir. Sana sarılmayı bir üzüm asmasının bir kavak
ağacını sarması gibi masumane buluyorum. Eylülde yapraklarımı yavaş yavaş
kollarından çekmeyi seni bir kış boyu kendi yapraklarınla baş başa bırakmam
gerektiğini anlıyorum..
Hemrâh’ım; gölgen binek atını alıp
dörtnala sürdüğünde buralardan, ben ardından bıraktığın toz bulutundaki
kuşlarla avunacağım. Aramızdaki sınırın duvarları, dikenli telleri yükselecek,
diğer tarafa geçmek bilmem hangi kutlu güne yazılacak.. Mahir, bugün
yüreklerimizin kırmızı mühür mumlarıyla mühürlendiği gündür. “Şekil aşkın
fer’idir” derler, ben altın pahanı yaşadım silolarım doldu taştı, muhtaçlığım
ekmeğe doydu. Sıra senin toprak pahana geldiyse ben yoksulluğunla dışıma
sızmaya, içimde kazdığın kaynağın pınarıyla gülşenler yeşertmeye hazırım..
Yolun, iklimin gurbet geçitlerinde
mümkün olmayacaktan, anlaşılmayandan, başkalaşan maksatlı sapaklardan elamanlı
olsun.İpekten, inci mercandan, elmas yakuttan sözlerin ve bir gölü kıskandıran
sükunetin olsun.. Ve unutma beni hiç incir kuşum; mevsim değişecek, toprak
kahverengiden kırmızıya beyaza dönecek.. İkimiz de dilhaste, ikimiz de pencere
pervazlarında ufuk hasretlisi..
Ateşle balı karıştıran muazzezim..
Mavi Yıldırım