Adı Şenay’dı
Ama adı gibi şen olup gülmedi yüzü hiçbir zaman
Uzaktan akrabamızdı kendisi ama canımdan can gibi sevdiğim, değeri ölçülmez biriydi benim için
Evin sekiz çocuğundan biri.
Yokluk,çaresizlik içinde geçirilen bir hayat
Daha çocukken başlamıştı talihsizliği.
Geçirdiği yüz felci sebebiyle, ağzı sağ gözünü kapatacak şeklde sağa doğru kaymış.
Tabi cahillik belki de çaresizlik doktora da götürmemişler.
Şeytan çarpması diye düşündükleri hurafe ile okuyup üfletmişler ama ne çare.
Öyle kalmış yüzü. Büyümüş genç kız olmuş.
Evlenme vakti geldiğinde de, akli melekeleri yetersiz biriyle baş göz etmişler.
Tabi o haliyle kim alacaktı ki onu!
Ah şu toplumun çok bilmişlikleri yok mu?
Üstüne bir de eşi ile uğraşmak eklenmiş hayatının zorluklarına.
Ardından İki kız, bir de oğlan çocuğu ile
çaresizlik, yokluk içinde başlamış hayat hikayeleri.
Ben onları ilk tanıdığım vakitlerde on iki yaşlarındaydım.
Onlara gezmeye giderdik
Evleri derenin içinde ücra bir yerde, iki göz oda
Duvarları çatlak. Derme çatma bir çatı. Ev demeye şahit lazım
Ama ev sahiplikleri görülmüşün ötesinde
Öyle bir karşılama,öyle bir ağırlama ben görmemiştim o güne kadar.
Sanırsınız ki devlet büyüğü gelmiş hanelerine
Önümüze ne koyacaklarını şaşırırlardı
Halbuki yardımlarla geçiniyor belki de kendilerine zor yetiyordu evde olanlar.
Orada kaldığımız vakit hiç yetmezdi bana.
Öyle hoş sohbet, öyle muhabbet olurdu ki
Hele o çaya bandırıp yediğim bisküvinin tadı hâlâ damağımda
Yıllar yılları kovaladı.Eşi kanserden vefat etti
Ama çok güzel baktı ona, geçirdiği felç sağ kolunu kullanmasını güçleştirse de, o çocuklarına da yetiyordu eşine de.
İlk kızını evlendirdi. Oda biraz babası gibiydi
Kendine uygun birisine verdiler.
Büyük oğlunu evi çekip çevirsin diye bekledi,
sahip çıksın kız kardeşlerine, annesine, evin babası gibi olsun istedi
ama işte ondan da gülmedi Şenay yengem.
Ama kendisi vefada özveride tam anlamıyla insanlık abidesiydi.
Kim yardım isterse koşar, kimin ihtiyacı varsa giderdi
Mahallenin yaşlı dul teyzelerinin pazar ihtiyaçlarını görürdü.
Hç of dediğini duymadım.
Hiç ah’landığını görmedim.
Bazı kendini bilmezler, fiziksel durumu ve garibanlığından dolayı küçümseyici hareketler gösterir yok sayar gibi davranırlardı
Zoruma giderdi
Bir gün ben dertlenmiştim ona bu yapılanlardan dolayı
o an söylediği cümle yıllardır kazılıdır aklımda:
-’Bana her söyleneni her yapılanı arkamda taşıdığım heybeye atıyorum giderken bırakıp gideceğim. "
Tevekelli bundandı o ağır duruşu, o yüzdendi bu olgunluğu
Günlerden bir gün, safra kesesi ameliyatı olacağını duydum staj yaptığım hastanede.
Yanında olmalıydım. O gün ameliyathane günüm değildi ama rica ettim doktora
"yakınım dedim ameliyat öncesi ve sonrası bakımında bulunmak istiyorum ’
sağolsun kabul etti.
Ve ben iç huzuruyla o yardımsever güzide kadının yanında olabildim zor anında.
Yıllar sonra evlenip uzak yerlere gittiğimde ’hep merak ediyorum oraları’derdi
Başım gözüm üstüne buyrun gelin dedim bir gün
Bir bahar günü ayarlamışlar küçük kızı Necibe ile bize gelmeye karar vermişler
Öyle sevinmiştim ki
Zira, uzaklık ve yol ücretini bahane eden ve durumu iyi onca yakınıma rağmen, onlar benim yanıma gelecekti.
Geldiler, bir haftaya yakın kaldılar. Bilemiyorum onların bizi ağırlayabildiği gibi ben ağırlayabildim mi?
Necibe’m ...
O da annesi gibi vefalı, o da annesi gibi müşfikti .
Ve gün geldi sevdalanmış birine
Oğlanın ailesi münasip görmemiş. Neymiş fakir fukara,babası yok falan filan saçma sapan sebepler.
Ama Necibe ile Doğan’ın sevdaları ağır bastı
dört beş sene sonra olsa da evlendiler.
Ben onun yüzüne ne zaman baksam hep sevgisini okurdum
hiç kıyamazdı Doğan'a.
Çocukluğundan beri çalışıp didinen Necibe
yine işe girmişti eşine destek olmak için
sadece bir evdi istediği kendilerine ait küçük bile olsa
Çok kanaatkâr ve gözü toktu. Ne hediye alsam sanki dünyalar onun olmuş gibi sevinirdi.
Hatırnaz, kadirşinastı
Dilinde her vakit "olsun varsın" cümlesi olurdu.
Annesinden terbiyeliydi çünkü
Ben yıllar sonra ’olsun varsın" cümlesinin insanı bu kadar teskin eden bir cümle olduğunun ancak farkına varabilmiştim
Necibe’ m anne olmayı çok istiyordu ama olmadı çocuğu.
Sonrasında tedavi süreci falan derken bir gün yine hastane dönüşü işten izin almış
ve annesini çağırmış eve,
eşi işte olduğu için de yalnız kalmak istememiş,
O günlerde havalar yeni yeni ısınıyor
sobayı kaldıralım demişler ama vakti olmamış eşinin.
O da sobanın borularını sökmüş ve yakmamışlar bir kaç gün
Sobanın gövdesi odada, içinde sönmüş kömür
kovası.
O gece Doğan işte. Ve sabah geldiğinde olanlar olmuş
Bundan on dört sene önce bir sabah telefon çaldı.
Babam :
-’Şenay yengen’ dedi yutkundu
- noldu, dedim kaza mı geçirdi?
ardından
Necibe’nin adı da geçti
Nasıl yani derken ölüm haberlerini aldım
Meğer o söndü sanılan soba, için için karbonmonoksit gazı yaymış ve gece zehirlenmiş anne kız.
Yardım istemeye bile halleri kalmadan uykularında koyun koyuna varmışlar uçmağa.
Ev başıma yıkıldı.
Ah uzaklık olmayaydı da uçup gitseydim yanlarına
Uzun bir zaman toparlayamadım kendimi.
Doğan yıkılmış Necibe’den sonra
Her gün işe giderken,elinde çiçekle mezarlığa uğradığını gören komşu teyze söylemişti
’ben onun gibi vefalı eş görmedim’ diye.
Ve yıllarca yasını tuttu onun. Yaklaşık beş altı sene sonra yuva kurdu tekrar.
İki evladı oldu.
Öyle vefalıydı ki
-"Abla, Necibe öldü diye beni unutmayın sakın demişti ve evlendim diye de kızmayın’’
Nasıl kızılırdı ki
o Necibe’nin gözünden sakındığıydı,sevdiğiydi.
Kaç sene hatırasına sadık kaldı, ardından her ölüm yıldönümünde mevlüt okuturdu.
Ah Necibem ne güzel sevilmişsin sen öyle...
Geçen yaz, Doğan bize geldi yeni eşiyle çocuklarıyla . Maşallah pek hanın hanımcık eşi, çok sevdim onu da.
bir ara Necibe’nin adı geçti ’rahmetli’ diye
Hepimiz yutkunduk oracıkta.
Ah Şenay Yengem, ah Necibe’m
Güzel insanlar, ne güzel yaşadınız ve akıllarda ne güzel kaldınız
Rabbim size cennet köşkünde
Peygamber dizinde
Cemalullahı seyretme nimeti versin
Ölüm haktır amenna
Vakti gelince gidilir bilirim
Ama ben
sizi çok özledim
Ruhunuza El -Fatiha