Koskoca on beş ay, on beş gün gibi geçiverdi.
2011 yılının Kasım ayında o kutsal göreve gidip, 2013 yılının Şubat ayında terhis oldum. Nizamiyenin kapısından girerken, “Nasıl geçer bu günler?” diye düşünürken; su gibi, rüya gibi, ışık hızıyla geçti.
“Siz yurt dışına seyire çıkacaksınız,” dediklerinde şaka yapıyorlar sanmıştık,moral vermek için,yanılmışız.
“Askerliği neden uzun dönem yaptın?”
Çok basit: Üniversite mezunu olmadığım için. Bizim yıllarımızda uzun dönem–kısa dönem vardı. Mesleğiniz olmasa bile üniversite mezunuysanız kısa dönem yapardınız; açık öğretim de dâhil. Şimdi hepsi eşitlendi, bence en güzeli de buydu.
“Askerliği nerede yaptın?”
Acemi birliğim İskenderun Er Eğitim Alayı, usta birliğim ise İstanbul Tuzla Limanı’ndaki Sokullu Mehmet Paşa Gemisi’ydi. Hayatımda hiç gemiyle yolculuk yapmamıştım; isabet oldu. Onlara “demir ev” diyebiliriz; çünkü evdeki tüm araç ve gereçler orda vardı, sadece tuğlası, kiremiti, çimentosu yoktu.
“Dalgalı havalarda ne yapardınız?”
Dalgalı ve yağışlı havalarda yolculuk gerçekten çok zor olurdu. Ayakta duramaz, midemiz bulanır, başımız dönerdi. Küçük bir revir vardı; orada sakinleştirici iğne yapılırdı. Doktorumuz da vardı çok severdik onu.
“Seyir parası aldınız mı?”
Evet, ama limanda kaç gün bağlı kalırsak o kadar alırdık. Askerlerin aldığı ücret farklıydı, subaylarınki farklı.
“Peki hiç dayak yedin mi?”
Yalan söylemem, bir tokat yedim astsubayımızdan. Akşamki nöbetçi subayın kim olduğunu sordu, biz de bilemedik.
“Maaş ne kadardı?”
Yirmi lira. En son maaşımıza bir lira zam gelmişti.
“Çöpler?”
Çöplerimizi poşetlerde biriktirir, limana vardığımızda atardık.
“Herhangi bir sakatlık yaşadın mı?”
Temmuz ayında sıcak su kovasının ayağıma devrilmesiyle bileğimi yakmıştım.
“Allah hayırlı teskereler versin,” dediklerinde hep merak ederdim:
Bu teskere nasıl bir şeydi? Madalya gibi mi, plaket gibi mi, diploma gibi mi, kimlik gibi mi?
O sabah rütbelilerden biri gelip bizi sıraya dizdi ve hayata dair nasihatlerde bulundu; sonra da âdet yerini bulsun diye ördek yürüyüşü yaptırdı, beş şınav çektirdi. Ardından elimize küçücük bir kâğıt tutuşturdular meğerse teskere oymuş…
Duymaktan bıkmadığım ve her duyduğumda gözlerimi yaşartan o sözle uğurlandık:
“Yolunuz ve bahtınız açık olsun…”
(
Demir Ev başlıklı yazı
berberce tarafından
5.01.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.