Deneme / Hayata Dair Denemeler

Eklenme Tarihi : 10.02.2026
Okunma Sayısı : 23
Yorum Sayısı : 0
İnanç Ve Aklın Sınırları

    İnsanlık tarihi boyunca; inanç ve akıl arasındaki ilişkiler, bireye ve topluma yansımaları tartışılmış ve yorumlanmıştır. Bu tartışmalar tarih ve coğrafyaya göre değişiklik göstermektedir. Bu yazı, inanç ile akıl arasındaki sınırların çatışması değil, denge üzerinden yeniden düşünülmesi gerektiği fikrini tartışmaktadır.

  İman, akıl kabına dolar.” sözünün hangi bilgeye ait olduğunu tespit edemedim. Çok ilgimi çektiğinden, yazılarımda sıkça atıfta bulunmaktayım. Bu söz aslında her şeyi özetliyor. Önce akılla tartıp, mantıkla süzgeçten geçirip, bilim ve metodolojiyle yön tayin edip,  sonra inançla yol almak gerektiğini belirtiyor. Güvenlik, umut ve özgürlük dengesi de ancak böyle kurulabilir. Akıl sınır koyarken, inanç da anlam yüklerken görevini ölçülü yapmalıdır. Geminin dümeninde akıl varsa, inanç rüzgârı hangi yönden ve ne şiddetle eserse essin; dengeli bir akıl, onu riskli olmaktan çıkaracaktır.

   İnançlar ancak bağlıları, bağımlıları varsa aktif olur, zihinlerde yer kaplar. Yani varılacak bir yer değil, üretilecek bir madde değil, harcanacak bir malzeme değil, hedef değil, yol değil, yöntem değil. Yalnızca ufkumuzu ve umudumuzu pekiştiren, azmimizi artıran manevi bir katalizör niteliğindedir.    Bilim, akıl, felsefe, mantık ve düşünceler ise; elinden tutan olmasa bile doğru/yanlış yoluna devam ederler. Gelişirler, değişirler, dönüşürler ve çağın gereklerine ayak uydururlar. Yol, zaman ve şartlar onları terbiye eder. Bilim ve teknoloji insanları eğer; “içtihat ve yenilik kapısı kapalıdır” diye bir hurafeyi miras bıraksalardı: ilk icadıyla kağnıya takılan tekerleği, uçakta da kullanmak zorunda kalırdık.
ister inanç olsun, ister düşünce ekolü olsun; bireylerin özgürlük alanını genişletmeli, ayağına ve beynine pranga takmamalıdır.

   Biraz da sorunun kaynağını irdeleyelim. Birey özgür iradesiyle istediği gibi, arzu ettiği şekilde, belirlediği kıvamda inancına yön verememektedir. Başkalarının tercihine inanmaya, devletin onayladığına inanmaya, yasaların izin verdiği kadar inanmaya zorlanmaktadır. Böyle bir çelişki varsa; zaten tutarsızlıklar zinciri, bireyleri “mecnunlar gemisine” bağlar.

   İlahi iradenin, kâinatın varoluşuyla birlikte bize sunduğu yasalar ve ilkeler elbette değiştirilemez. İhtiyaç da yoktur. Günü 25 saate, mevsimleri 5’e çıkaramayız, yer çekimini, atmosfer basıncını, doğumu, ölümü, suyun kaynama noktasını, bilimsel yasaları değiştiremeyiz. Ama bunları nasıl kullanmamız, yorumlamamız gerektiğini birey ve toplum olarak biz belirleriz.

   Neyi aklın, bilincin ve iradenin merkezine almışsanız, inanç onunla şekillenir.  Bağlıları, bağımlıları; gerçeklerden kaçmak için, çıkar ve istismar için ona sığındığı müddetçe, ondan uzaklaştığı, terk ettiği halde dedikodusuyla beslenenler bulunduğu müddetçe, farklı inançları düşman safında görüp mücadelesini ona odaklayanlar olduğu sürece; inançlar hiçbir zaman, toplumsal karşılığı olan bir değer ve ilke üretemeyecektir.

   İnanmaktan önce; somut delil, mantıklı gerekçe, tutarlı ilkelerle ikna etmeye ve ikna olmaya ihtiyacımız vardır.

   İnanç ve inançlar dünyası; doğrulanamayan, yanlışlanamayan, denetlenemeyen, ölçülemeyen, test edilemeyen, boşlukta yer kaplamayan olgu, algı, varsayım, umut ve özlemler zincirinden oluşur. Zamana, coğrafyaya, etnografik ve antropolojik niteliklere göre değişir/dönüşür/şekillenir veya dolaşımdan kalkabilir.

   Pozitif, objektif, modern, demokratik, laik, çoğulcu ve katılımcı, evrensel bir hukuk düzeninde; yeni bir yasa veya anayasa yapıldığında; eskisi butlan kabul edilir, uygulanamaz, savunanı da olmaz. Herhangi bir atıf yapıldığında ise  “mülga” yani ilga edilmiş, kaldırılmış, sonlandırılmış olarak etiketlenir, nitelendirilir. İnanç dünyasında ise bu kadar kesin, somut ve net bir tavır ve ayrıştırma göremezsiniz. “Şu kadar sayıda hak din”, “şu kadar sayıda hak mezhep” var diye kesim hüküm verilir. Biri diğerini sahtekarlıkla suçlar. Ve böylece durduk yerde din ve mezhep savaşları başlar. Koca dünya ve sayısını bilemediğimiz galaksi ve gezegenden oluşan evren, insanoğluna dar gelir.

   Kapitalizm ve materyalizmden başka bir beklentisi olmayanların dünyasında yaşıyorsanız; suyun başını kesenlere para kazandırmıyorsanız, onların ölçüsü ve ölçeğinde bir hiçsiniz. İnanç merkezli bir otoriteyle yönetilen düzende, yaşama tutunanlardansanız, onlar gibi inanmıyorsanız, adeta yok hükmündesiniz.
Irk ve kan bağı merkezli, arı ırk ve üstün ırk iddia ve beklentisiyle toplumsal bir yapı kuranlar arasına düşmüşseniz; onların renginde olsanız dahi, aynı çanaktan yemiyorsanız, kendinizi turist, misafir ve düşman gibi görülmeye hazır olmanız gerekir.

  Oysaki; hak eksenli bir  devletin, fonksiyonlarını gerçekleştirirken, herhangi bir dine ihtiyacı yoktur. Adalet de din normu ile sunulamaz. Devlet, aidiyeti olan bireylere hizmet sunarken, bir ibadete ihtiyaç duyuyorsa, işte o ancak ve ancak “adalet” olabilir.

     İnançlar; her bireysel bilinçte, algıda, bilgi ve kültür birikiminde farklı yorumlanmaya açıktır. Bundan dolayıdır ki, herkese eşit mesafede olması gereken; devlet düzeni, adalet terazisi, hukuk normları, kamusal ortak alan ve bilim - teknolojiye yön ve amaç tayin edemez. İnançlar devletin emrine giremez. Bireysel anlam dünyasını şekillendirebilir ancak; hüküm, yasa ve üretim-tasarım alanını doğrudan belirleyemez.

   Öncelikle, çoğunluğun kabul ettiği, kabul etmeyenlerin de dışlanmadığı bir toplumsal, sistematik bilimsel bir yaklaşımı inşa edeceğiz sonra bunun en doğru tercih olduğuna inanacağız.

      Bir toplumda yozlaşma, kokuşma başladı mı, sosyal metastaz etkisiyle daha geniş alanlara yayılmaktadır. İnançlar; kazanç, makam ve şöhret kapısı olunca, politika da nüfuz ticaretine kapı aralamaktadır. Bir inanç ve düşünce ekolü; diğerine nefes alabileceği bir alan bırakmıyorsa; ayrımcılık, bölücülük ve kargaşa tohumları ekilmiş oluyor. Tohum toprağa düşünce, ister istemez onu sulayanlar da çıkıyor. Akıl ve inanç; birbirinin alternatifi ve rakibi, düşmanı değil, farklı işlevlere sahip iki insanî yetidir.

 

   Pürüzsüz, sorunsuz bir yaşam ve yönetim mümkün değildir elbette. Niyet, düşünce, cesaret, kararlılık ve girişimlerimiz, hangi safta olduğumuzu belirleyecektir. Dürüst, açık sözlü ve mert  bir düşman; dost görünen sinsi ve tutarsız kişilerden daha az zararlıdır.
Rüzgârın yönü, yağmurun şiddeti ve havanın sıcaklığını bildiren meteoroloji uyarıları nasıl önlem almamızı sağlıyorsa, insan merkezli zararlı unsurları da belirleyip listelemekte yarar var.

   Bakın şöyle çevrenize; birbirine mesafeli, güvensiz, selamsız insanların gerekçesi; inanç, politik tercih ve tavır farklılığıdır. Nerede kaldı o zaman; “barış, sevgi, dostluk, kardeşlik, hak, hukuk, adalet” içerikli söylemler ve meydan nârâları…
   Körü körüne inanmak ve düşünmek; kendi iradesi, becerisi ve düşüncesiyle çözmediği sorunları, ahirete ve politik kült önderlere havale etmektir. Oysaki, kel bir ilaç icat etse, önce kendi başına sürerdi.

   Körü körüne inanmaktan vazgeçin, açık sözlü olun, mert olun, dürüst olun. Kişi ve olaylara empatik ve sempatik yaklaşın. Kendinize yakıştırmadığınızı, başkasına kulp takmayın. Adil olun. Suç, yasa ve delil uydurmayın.

   Sözü şöyle bağlayalım: İnsani ufka yaklaşmak çok da zor değil. Hiçbir şey yapamıyorsanız da en azından kötülük yapmayın. Neye inandığımız, nasıl düşündüğümüz; vitrine sunduklarımızla kabul görecektir. Sizden daha fazlasını isteyen yoktur. Önce niyet, biraz gayret ve ısrarcı olmak, az da olsa devamlı okumak, yeni kapıları aralayacaktır.

Samsun, 10.02.2025

Ali Rıza Malkoç
arm.web.tr

( İnanç Ve Aklın Sınırları başlıklı yazı Ali R.MALKOÇ tarafından 10.02.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu