Deneme / Hayata Dair Denemeler
Eklenme Tarihi : 15.02.2026Üniversite yollarında yeni bir derse daha merhaba dedik. Ama
bu sefer sadece kürsüdeki hocamı değil, gönül soframdaki ustaları da yardıma
çağırdım. Edebiyat Evi’nin şairleri, yazarları halk için neler demiş diye şöyle
bir bakındım. Zeytinci hocamın bereketi, Biber hocamın o meşhur acı tarifleri
ve rahmetli Hanifi hocamın bitmek bilmeyen öğretileriyle zihnimde bir temel
attım.
Sahi, Hak ile pişmeden halkla ilişkiler ne derece sağlam
olabilir? Hak’tan alıp halka vermek sözü ne kadar dolu,ne kadar ağır bir
cümle... Bu köprü kurulmazsa anlatılan her şey teoride kalır; gönle dokunmayan,
tığ savurup giden bir rüzgâr gibi esamesi okunmadan kaybolur. Ne demiş şair Kul
Mehmet: "Şair dediğin Allah’a kuldur, halkın derdini aşkla yazar. Hak ile
bütünleşen, teraziye önce adaleti koyar, sonra doğruyu yazar. Halkla ilişkiler
ise çoğu zaman sadece beğenilmek için itibar peşinde koşar. Hak ile arası
olmayanın halk ile kurduğu bağ sahte midir, değil midir? Siz düşünün gayri...
Şair için durum buysa; bakkalı, kasabı, öğretmeni, polisi ya
da devasa şirketleri yöneten iş insanı için farklı mıdır? Hak ile halk
arasındaki o ince çizgiyi nasıl ayırt edeceğiz? Başımızı yastığa koyduğumuzda
vitrin ile vicdanın meselesini nasıl çözeceğiz?
Yıllarca çalıştığım şirketlere bakıyorum; bu dürüstlük
muhasebesi ya var ya yok... Duvarlarında Hakk’ın sesi yankılanmayanların
janjanlı vitrinleri, bana maskeli bir balonun giriş bileti gibi geliyor. Sahi,
biz neyin halkla ilişkisini yapıyoruz? Suretin mi, siretin mi? Cilalı bir
yalanın mı, çıplak bir hakikatin mi?
Vallahi, burnu iyi koku alan, derinlere inen bir gazeteci
titizliği lazım bize. Şan şöhret basamaklarındaki markaların, milyonluk sosyal
sorumluluk projelerinin ve o her daim gülen müşteri temsilcilerinin arasında
samimiyet testi yapmak inan olsun kolay değil.
Bakın işte; Gazze kan ağlarken o dev bütçeli sosyal
sorumluluk projeleri nerede? Nerede Hak, nerede halk? Kriz planınızda vicdan
yok mu? Mazlumun sesi duyulmasın diye söndürülmüş ruhlar, hâlâ vitrin süsleme
telaşındalar. İşini layıkıyla yapanları tenzih ederim ama durum bu.
Yine de umut var... Ben hatalıyım diyebilen, dansöz gibi
kıvırmayan, Nasıl kurtuluruz? değil de Mağdurun hakkını nasıl öderiz? diye kafa
yoran markalar, Hakk’ın tecellisi olan vicdan muhasebesini yapanlardır. Hak
temelli bir düzen, itibarını kaybetme pahasına gerçeği açıklar. PR odaklı olan
ise konuyu saptırır, kiri halının altına süpürür. Bahçenin arkasında doğayı
kirletip ön tarafta vitrini yeşile boyuyorsan, nerede kaldı senin Hak temelin?
Yüzüne gülüp arkadan kuyu kazan bir anlayış; samimi mi, tutarlı mı, şeffaf mı?
Hak ile arası bozuk olanın, halkın rızasını kazanmak için kurduğu bu sahte
kimlikler etik mi?
Özel günlerde sevgi pıtırcığı kesilen, kadınlar veya çevre
diyerek günü kurtaran ama içeride personeline mobbing uygulayan bir yapı;
uyanmış bir Müslüman yüreğinde ne kadar yer bulabilir? Hakk’ın rızası yoksa, o
duruş ne kadar sağlam kalabilir?
Zeytinci hocam ne güzel demiş: “İnsana değer vermeyen,
insanı sevmeyen bir şahsın halkla ilişkilerde başarı şansı pamuk ipliğine
bağlıdır.” İşte bu başarının altına bakmak lazım; halkın rızası, Hakk’ın rızası
gözetilerek mi kazanılıyor?
Nihayetinde Hakk’a dayanmayan her iletişim çalışması bir
sihirbazlık gösterisinden ibarettir. Terazi gibi olmak lazım hem halkı
gözetmeli hem Hakk’ı. Manipülasyonla halkı yanıltıp hakikati gizlememeli.
Eğer halkla ilişkiler bir teknikse, Hak onun en yüce
ruhudur. Ruhsuz bir beden ise ölmeye mahkumdur.
Velhasıl kelam; Sami hocamın ‘Çok acil prezentabıl bayan halkla ilişkiler uzmanı aranıyor’ yazısını, Diyarbakır vurgusuyla ve yüzümde acı bir Biber tadındaki gülümsemeyle okudum.
Hak’la kalın...
Ama biz biliyoruz ki; kelâmın ustaları sustuğunda, hakikat yarım kalır.