Üniversite yollarında yeni bir derse daha merhaba dedik. Ama bu sefer sadece kürsüdeki hocamı değil, gönül soframdaki ustaları da yardıma çağırdım. Edebiyat Evi’nin şairleri, yazarları halk için neler demiş diye şöyle bir bakındım. Zeytinci hocamın bereketi, Biber hocamın o meşhur acı tarifleri ve rahmetli Hanifi hocamın bitmek bilmeyen öğretileriyle zihnimde bir temel attım.

Sahi, Hak ile pişmeden halkla ilişkiler ne derece sağlam olabilir? Hak’tan alıp halka vermek sözü ne kadar dolu,ne kadar ağır bir cümle... Bu köprü kurulmazsa anlatılan her şey teoride kalır; gönle dokunmayan, tığ savurup giden bir rüzgâr gibi esamesi okunmadan kaybolur. Ne demiş şair Kul Mehmet: "Şair dediğin Allah’a kuldur, halkın derdini aşkla yazar. Hak ile bütünleşen, teraziye önce adaleti koyar, sonra doğruyu yazar. Halkla ilişkiler ise çoğu zaman sadece beğenilmek için itibar peşinde koşar. Hak ile arası olmayanın halk ile kurduğu bağ sahte midir, değil midir? Siz düşünün gayri...

Şair için durum buysa; bakkalı, kasabı, öğretmeni, polisi ya da devasa şirketleri yöneten iş insanı için farklı mıdır? Hak ile halk arasındaki o ince çizgiyi nasıl ayırt edeceğiz? Başımızı yastığa koyduğumuzda vitrin ile vicdanın meselesini nasıl çözeceğiz?

Yıllarca çalıştığım şirketlere bakıyorum; bu dürüstlük muhasebesi ya var ya yok... Duvarlarında Hakk’ın sesi yankılanmayanların janjanlı vitrinleri, bana maskeli bir balonun giriş bileti gibi geliyor. Sahi, biz neyin halkla ilişkisini yapıyoruz? Suretin mi, siretin mi? Cilalı bir yalanın mı, çıplak bir hakikatin mi?

Vallahi, burnu iyi koku alan, derinlere inen bir gazeteci titizliği lazım bize. Şan şöhret basamaklarındaki markaların, milyonluk sosyal sorumluluk projelerinin ve o her daim gülen müşteri temsilcilerinin arasında samimiyet testi yapmak inan olsun kolay değil.

Bakın işte; Gazze kan ağlarken o dev bütçeli sosyal sorumluluk projeleri nerede? Nerede Hak, nerede halk? Kriz planınızda vicdan yok mu? Mazlumun sesi duyulmasın diye söndürülmüş ruhlar, hâlâ vitrin süsleme telaşındalar. İşini layıkıyla yapanları tenzih ederim ama durum bu.

Yine de umut var... Ben hatalıyım diyebilen, dansöz gibi kıvırmayan, Nasıl kurtuluruz? değil de Mağdurun hakkını nasıl öderiz? diye kafa yoran markalar, Hakk’ın tecellisi olan vicdan muhasebesini yapanlardır. Hak temelli bir düzen, itibarını kaybetme pahasına gerçeği açıklar. PR odaklı olan ise konuyu saptırır, kiri halının altına süpürür. Bahçenin arkasında doğayı kirletip ön tarafta vitrini yeşile boyuyorsan, nerede kaldı senin Hak temelin? Yüzüne gülüp arkadan kuyu kazan bir anlayış; samimi mi, tutarlı mı, şeffaf mı? Hak ile arası bozuk olanın, halkın rızasını kazanmak için kurduğu bu sahte kimlikler etik mi?

Özel günlerde sevgi pıtırcığı kesilen, kadınlar veya çevre diyerek günü kurtaran ama içeride personeline mobbing uygulayan bir yapı; uyanmış bir Müslüman yüreğinde ne kadar yer bulabilir? Hakk’ın rızası yoksa, o duruş ne kadar sağlam kalabilir?

Zeytinci hocam ne güzel demiş: “İnsana değer vermeyen, insanı sevmeyen bir şahsın halkla ilişkilerde başarı şansı pamuk ipliğine bağlıdır.” İşte bu başarının altına bakmak lazım; halkın rızası, Hakk’ın rızası gözetilerek mi kazanılıyor?

Nihayetinde Hakk’a dayanmayan her iletişim çalışması bir sihirbazlık gösterisinden ibarettir. Terazi gibi olmak lazım hem halkı gözetmeli hem Hakk’ı. Manipülasyonla halkı yanıltıp hakikati gizlememeli.

Eğer halkla ilişkiler bir teknikse, Hak onun en yüce ruhudur. Ruhsuz bir beden ise ölmeye mahkumdur.

Velhasıl kelam; Sami hocamın ‘Çok acil prezentabıl bayan halkla ilişkiler uzmanı aranıyor’ yazısını, Diyarbakır vurgusuyla ve yüzümde acı bir Biber tadındaki gülümsemeyle okudum.

Hak’la kalın...

Ama biz biliyoruz ki; kelâmın ustaları sustuğunda, hakikat yarım kalır.


( Halkla İlişkiler Mi, Hak’la İlişkiler Mi? başlıklı yazı lutfu--tas tarafından 15.02.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu