Yıllar sonra işsizlik ordusuna ben de katıldım. Yaklaşık iki aydır boşta geziyorum. İş görüşmelerine gidiyorum; cümleler hep aynı:
“Sana en kısa zamanda haber veririz.”
“Maaşlarımız bu aydan itibaren zamlı.”
“Kendin bırakmadığın sürece burada çalışırsın.”
Bu sektörde deneyimliyiz çok şükür; artık herkesin her sözüne inanılmayacağını öğrendik. İşe alırken binbir türlü soru sorarlar, sanki ömür boyu orada çalışacakmışsın gibi. Oysa birkaç ay sonra bakarsınız ki sizi işe alan, türlü vaatlerde bulunan şefler çoktan topuklamış.
Geçen gün yine bir görüşmeye gittim. Aşçıbaşı sordu:
“Ne zamandan beri bu işi yapıyorsun?”
“Mutfağa hâkim misin?”
“Hangi shiftlerde çalışırsın?”
Sonra da ekledi:
“Seni bir üst pozisyonda çalıştırmam için önce görmem lazım; çünkü daha önce böyle bir deneyimin yok.”
O an aklıma Mandıra Filozofu filmindeki diyalog geldi:
— İş tecrübeniz var mı?
— Tecrübeye gerek var mı?
— Daha önce bir yerde çalıştınız mı?
— Çalışmak derken, para kazanmak için mi, yaşamak için mi?
— CV’nizde hiçbir şey yazmıyor.
— Yazacak bir şey bulamadım; yaşadıklarımı kâğıda sığdıramadım.
— Peki sizi neden işe alalım?
— Eğer işe alınmak için yaşıyorsanız almayın; ama yaşamak için bir iş arıyorsanız, belki anlaşabiliriz.
Mustafa Ali’nin en can alıcı tespiti belki de şuydu:
“Bütün başbakanlarımızın daha önce başbakanlık tecrübesi var mıydı? Süleyman Demirel’in, Bülent Ecevit’in, Necmettin Erbakan’ın, Mesut Yılmaz’ın, Tansu Çiller’in…”
Kimse annesinin karnından şef ya da müdür olarak doğmuyor. Tecrübe dediğimiz şey, birinin bize şans vermesiyle başlıyor. Ama bizde “dışarıdan hazır alma” alışkanlığı var. Futbolda da böyle değil mi? Altyapıdan yetiştirmek yerine milyon dolarlar verip yabancı oyuncu transfer ediyoruz.