
Şimdiki aklım olsaydı;
Göğsümde asılı mor bulutları,
sabahın çıplak ışığında yıkardım.
Bulutlar, mor ve eflatun tonlarında,
ince yağmur tanelerini göğsümden düşürürken,
aydınlık dalgalar ayaklarıma vururdu.
Ayaklarımın altında eriyen gölgeler,
gümüş gibi parlayan yıldızların, unuttuğu sırları
zamanın cebinde saklardı.
Kelimelerimi denizin kalbine gömerdim.
Balıklar onları inci sanıp,
suskun ağızlarında taşırken,
her sessizlik
okyanusun nabzında atan
camdan bir kuş olurdu.
Kanatlarını suya çizerek,
ışıltılı bir gölge bırakırdı.
Eğer şimdi aklım yanımda olsaydı;
Gözlerimde donmuş saatleri çözer,
zamanı ipek bir mendil gibi
altın ve mavi ışıklarla göğe savururdum.
Her saniye mavi bir yelkenliye dönüşür,
rüzgârın omzunda bulutları arkasında bırakırdım.
Gökyüzünde ince gümüş yollar açardım.
Kırık aynalara bakmazdım artık.
Her yansıma gizli bir gökkuşağı taşırdı
ve ben, alev böceklerinin dansıyla
suskunluğumu, ışıklı bir alfabe gibi okurdum.
Havada süzülen minik parlak harflerle.
Bu akılla karanlığı okşasaydım;
Gece çiçeklerle konuşur,
her yaprakta unutulmuş bir rüyanın soluğunu taşırdım,
hafifçe titreyen yeşil ve mor renklerle.
Her köşe, yolunu kaybetmiş bir melodinin gölgesiyle titrerdim.
Gümüş bir melodi gibi yavaşça akar,
Gözyaşlarımı yıldız tozuna karıştırırdım.
Geceyi içimde taşıdığım camdan bir fener yapardım;
fener, rüzgârla hafifçe sallanır,
yarım kalan her hikâye
kanatlı bir şarkıya dönüşürdü.
Sessizliğin derinliklerinde süzülen parlak notalarla.
Aklım ayın sakladığı yüzü öpsede,
karanlık yalnızca omzuma düşen,
ince bir gece ceketi olurdu.
Ay ışığıyla hafifçe parlayan siyah ipek gibi.
Her gölge, içinde gizli bir orkestra saklar;
ben, alev böceklerinin nefesinden doğan bir şiirle
zamanın dizlerini kırardım.
Her anı bir yıldızın fısıltısıyla örerek,
parlayan notaları havaya bırakırdım.
Ve eğer gökyüzünün dilini tutabilseydim
Yıldızlar, altın kanatlarıyla
sessizliğimin derinliğinde bir şarkı açardı.
her biri ufukta titreyen minik güneşler gibi parlardı.
Ben, rüzgârın en eski fısıltısını öperken
zamanın kalbini ilk kez duyabilirdim.
yavaşça çarpan bir kristal saat gibi.
Sonunda şunu öğrendim;
Işık bile gölgemi geçemezmiş,
insan, en çok
kendine vardığında kaybolurmuş,
ve kaybolmak bazen
en parlak keşifmiş.
Zeyno Garagız kalemi 🖊
Zeynep Senem
Şimdiki aklınız olmuş olsa idi siz ne yapardınız??
Yazarın
Önceki Yazısı