Kefeni Kelimelerden Biçilen Sessizlik
Kasabanın hiç
acelesi olmayan, zamanın raylar üzerinde uyuşup kaldığı küçük istasyonunda, her
gün aynı saatte beliren bir gölge vardı: Selim Bey. Elinde gümüş saplı bastonu,
üzerinde yılların yorgunluğunu taşıyan ceketiyle ahşap banka çöker, bakışlarını
rayların ufukta kaybolduğu belirsiz noktaya asardı. Yanına tesadüfen
oturanlara, sanki rüzgârın kulağına fısıldarmış gibi hep aynı şeyi söylerdi:
“Gelecek olan tren değil evlat, sadece vakit.”
Selim Bey’in bu
cümlesi, aslında bir babanın paramparça olmuş vicdanıyla kurulmuştu. Yıllar
önce, hayatının en büyük fırtınasını bir inat uğruna, sarsılmaz dediği kibriyle
başlatmıştı. Kalbinin en değerli parçasını, tek evladını, boğazında düğümlenen
iki kelimelik özrün gölgesinde yolcu etmişti. "Nasılsa vakit var"
diye ertelenen, "yarın söylerim" diye gurur raflarına kaldırılan tek
cümle —beni affet— istasyonun soğuk rayları arasında buz tutmuştu.
Bir sabah,
titreyen elleriyle tuttuğu buz gibi telgraf kâğıdındaki kara haberi okuduğunda,
artık özrün bir sahibi, veda edilecek olanın bir sesi kalmamıştı. Selim Bey o
gün, ıssız istasyonun ortasında diz çöktüğünde anlamıştı; bazı kelimeler
söylendiği an derin birer liman, geciktiği an ise kalbi diri diri saran birer
kefenmiş. Çünkü geciken her kelime, aslında sahibini kendi sessizliğinin içine
gömen isimsiz bir mezar taşına dönüşürmüş.
İnsan, kendi
yarattığı bilinçli ama aslında uyuşturulmuş kibrinin arkasına saklanırken,
ölümün davetsiz ve her zaman erken gelen misafirliğini hep unutur. Oysa
hakikat, bir sabah uyanıp da sevdiğimizin yastığındaki geçmeyen boşlukla,
dilsiz hayaletle yüzleştiğimizde tüm çıplaklığıyla karşımıza dikilir. Seneca’nın
sarsıcı uyarısı boşuna değildir: “Yaşam,
biz onu yaşarken elimizden kaçıp gider.” Bizler yaşamı; söylenmemiş
sözlerin, yutulmuş itirafların ve "bir gün mutlaka" diyerek rafa
kaldırdığımız sevgilerin içinde hoyratça tüketiriz. Kaçıp giden sadece zaman
değil, bir daha geri dönmeyecek olan biricik insan sıcaklığıdır.
Toplum olarak
yas tutmayı bir tören gibi biliriz ama gönül rızasıyla, vakit varken
helalleşmeyi hep sonraya bırakırız. Ölümün hep başkalarının kapısını çalan uzak
bir ihtimal olduğuna dair sahte inanç, bizi kelimelerimizi cimrice saklamaya
iter. Oysa geç kalınmış bir özür, artık karşı tarafı iyileştirmek için değil,
sadece kalanın dinmeyen vicdan azabını uyuşturmak içindir. Nietzsche’nin dediği
gibi; “ bazen bir insanın canını sadece susarak yakarsınız ve söylenememiş her
söz, aslında çoktan geç kalınmış bir vedadır. ”
Sessizlik
duvarları bir kez gururla örüldüğünde, üzerinden aşılsa bile varılacak yer
artık eski topraklar, eski masumiyet değildir. Erken gelen vedalar, söylenmemiş
sözlerin üzerine kapanan en ağır, en sarsıcı kapılardır. Ve kapı bir kez çarptığında,
geride kalan; sadece mühürlenmiş çığlığı ve kapının kulak tırmalayan
gürültüsünü hatırlar. Bizler mezarlıklara en taze çiçekleri bırakırken aslında
çiçekleri yaşayanların göğsüne takamadığımız için, "beni affet"
cümlesini sağır toprağa fısıldadığımız için özür dileriz.
İnsan varlığı,
ertelenmiş duyguların altında ezilen kırılgan bir yapıdır. Birine seni
seviyorum diyemediğimizde, bir kırgınlığı onarmak yerine gururumuzun sahte
kalesine sığındığımızda aslında kendi mezarımıza bir taş daha koyarız. Özür
dilemek küçülmek değil; aksine sevginin önündeki kocaman kibir dağını,
uyuşturulmuş egoyu yıkma cesaretidir. Çünkü biliyoruz ki, bir gün dağların
arkasında sadece mutlak bir sessizlik hüküm sürecek.
Ölümün sessizliğinde
özür dilemeyin; dilsiz hayaletler sizi artık duymayacaktır. Kelimelerinizi,
onlar hâlâ bir yürekte yankı bulabiliyorken, berrak zihniniz henüz uyanıkken
sarf edin. Çünkü bu dünyada kalan sadece sessizliğin kiracısı, giden ise
feryatların dilsiz sahibidir. Şimdi, tam şu an, yanınızda nefes alanlara olan tanıdıklarınıza
insanlık borcunuzu ödeyin. Çünkü büyük sessizlik çöktüğünde, tüm dünya mülkü
bile bir tek "beni affet" kelimesinin yarattığı büyük huzurun yerini
tutamayacaktır.
Unutmayın; en
ağır kefen ölülere değil, söylenmemiş sözlerle yaşayan, bilincini gururla
uyuşturmuş dirilere biçilir.
Aşk ile eyvallah.
Derya Deniz DİNÇ
- Yorumlar 8
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.