Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Kefeni Kelimelerden Biçilen Sessizlik

Kefeni Kelimelerden Biçilen Sessizlik


Kasabanın hiç acelesi olmayan, zamanın raylar üzerinde uyuşup kaldığı küçük istasyonunda, her gün aynı saatte beliren bir gölge vardı: Selim Bey. Elinde gümüş saplı bastonu, üzerinde yılların yorgunluğunu taşıyan ceketiyle ahşap banka çöker, bakışlarını rayların ufukta kaybolduğu belirsiz noktaya asardı. Yanına tesadüfen oturanlara, sanki rüzgârın kulağına fısıldarmış gibi hep aynı şeyi söylerdi: “Gelecek olan tren değil evlat, sadece vakit.”

Selim Bey’in bu cümlesi, aslında bir babanın paramparça olmuş vicdanıyla kurulmuştu. Yıllar önce, hayatının en büyük fırtınasını bir inat uğruna, sarsılmaz dediği kibriyle başlatmıştı. Kalbinin en değerli parçasını, tek evladını, boğazında düğümlenen iki kelimelik özrün gölgesinde yolcu etmişti. "Nasılsa vakit var" diye ertelenen, "yarın söylerim" diye gurur raflarına kaldırılan tek cümle —beni affet— istasyonun soğuk rayları arasında buz tutmuştu.

Bir sabah, titreyen elleriyle tuttuğu buz gibi telgraf kâğıdındaki kara haberi okuduğunda, artık özrün bir sahibi, veda edilecek olanın bir sesi kalmamıştı. Selim Bey o gün, ıssız istasyonun ortasında diz çöktüğünde anlamıştı; bazı kelimeler söylendiği an derin birer liman, geciktiği an ise kalbi diri diri saran birer kefenmiş. Çünkü geciken her kelime, aslında sahibini kendi sessizliğinin içine gömen isimsiz bir mezar taşına dönüşürmüş.

İnsan, kendi yarattığı bilinçli ama aslında uyuşturulmuş kibrinin arkasına saklanırken, ölümün davetsiz ve her zaman erken gelen misafirliğini hep unutur. Oysa hakikat, bir sabah uyanıp da sevdiğimizin yastığındaki geçmeyen boşlukla, dilsiz hayaletle yüzleştiğimizde tüm çıplaklığıyla karşımıza dikilir. Seneca’nın sarsıcı uyarısı boşuna değildir: “Yaşam, biz onu yaşarken elimizden kaçıp gider.” Bizler yaşamı; söylenmemiş sözlerin, yutulmuş itirafların ve "bir gün mutlaka" diyerek rafa kaldırdığımız sevgilerin içinde hoyratça tüketiriz. Kaçıp giden sadece zaman değil, bir daha geri dönmeyecek olan biricik insan sıcaklığıdır.

Toplum olarak yas tutmayı bir tören gibi biliriz ama gönül rızasıyla, vakit varken helalleşmeyi hep sonraya bırakırız. Ölümün hep başkalarının kapısını çalan uzak bir ihtimal olduğuna dair sahte inanç, bizi kelimelerimizi cimrice saklamaya iter. Oysa geç kalınmış bir özür, artık karşı tarafı iyileştirmek için değil, sadece kalanın dinmeyen vicdan azabını uyuşturmak içindir. Nietzsche’nin dediği gibi; bazen bir insanın canını sadece susarak yakarsınız ve söylenememiş her söz, aslında çoktan geç kalınmış bir vedadır. ”

Sessizlik duvarları bir kez gururla örüldüğünde, üzerinden aşılsa bile varılacak yer artık eski topraklar, eski masumiyet değildir. Erken gelen vedalar, söylenmemiş sözlerin üzerine kapanan en ağır, en sarsıcı kapılardır. Ve kapı bir kez çarptığında, geride kalan; sadece mühürlenmiş çığlığı ve kapının kulak tırmalayan gürültüsünü hatırlar. Bizler mezarlıklara en taze çiçekleri bırakırken aslında çiçekleri yaşayanların göğsüne takamadığımız için, "beni affet" cümlesini sağır toprağa fısıldadığımız için özür dileriz.

İnsan varlığı, ertelenmiş duyguların altında ezilen kırılgan bir yapıdır. Birine seni seviyorum diyemediğimizde, bir kırgınlığı onarmak yerine gururumuzun sahte kalesine sığındığımızda aslında kendi mezarımıza bir taş daha koyarız. Özür dilemek küçülmek değil; aksine sevginin önündeki kocaman kibir dağını, uyuşturulmuş egoyu yıkma cesaretidir. Çünkü biliyoruz ki, bir gün dağların arkasında sadece mutlak bir sessizlik hüküm sürecek.

Ölümün sessizliğinde özür dilemeyin; dilsiz hayaletler sizi artık duymayacaktır. Kelimelerinizi, onlar hâlâ bir yürekte yankı bulabiliyorken, berrak zihniniz henüz uyanıkken sarf edin. Çünkü bu dünyada kalan sadece sessizliğin kiracısı, giden ise feryatların dilsiz sahibidir. Şimdi, tam şu an, yanınızda nefes alanlara olan tanıdıklarınıza insanlık borcunuzu ödeyin. Çünkü büyük sessizlik çöktüğünde, tüm dünya mülkü bile bir tek "beni affet" kelimesinin yarattığı büyük huzurun yerini tutamayacaktır.

Unutmayın; en ağır kefen ölülere değil, söylenmemiş sözlerle yaşayan, bilincini gururla uyuşturmuş dirilere biçilir.

Aşk ile eyvallah.

Derya Deniz DİNÇ


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 8
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Kefeni Kelimelerden Biçilen Sessizlik

Kefeni Kelimelerden Biçilen Sessizlik

D. Deniz Dinç D. Deniz Dinç