SOL KÖŞEDEN İSYAN
Zaman, insanın en görünmez yol arkadaşıdır.
Bazen yüzüne bakar, bazen arkasına saklanır;
bazen yaralar, bazen iyileştirir.
Ama kalbin döndüğü bir yer vardır ki
hiçbir zaman unutulmaz:
göğsün sol köşesi.
İnsan kalbinin yerini bilir
ama ağırlığını bilmez.
Ne kadar taşır,
nereye kadar dayanır,
ne zaman çatlar…
Ben kalbimin sol köşesinin
yalnızca kan pompalayan bir et parçası olmadığını
ilk kez bir sessizliğin içinde fark ettim.
Şehir bütün gürültüsüyle üstüme çökerken
kendi içimin uğultusunu duydum.
Sanki göğsümün altında kapalı bir kapı vardı
ve içeride bir halk, bir ordu, bir çağ
bayrak kaldırıyordu.
Beni yürütmeye başlayan ayaklarım değildi,
beni taşıyan bedenim değildi;
bir emir gibi yükselen
o sol köşe çağrısıydı.
Susturmaya çalıştıkça büyüdü.
Bir doğum sancısı gibi itti içerden.
Ve anladım ki
her insanın içinde görünmeyen bir sınır vardır.
Bir gece, eski bir sokak lambasının altında durdum.
Karanlık çökmüştü ama ışık titriyordu.
İçimde bir ses fısıldadı:
“Burası senin en derin yaran,
ama aynı zamanda en büyük gücün.”
O an sol köşe kuruldu.
Bir ülke gibi.
Bir destanın ilk nefesi gibi.
Sol köşe yalnızca bir organ değildir.
Bir ülkedir.
Bir sınırdır.
Bir savaş meydanıdır.
Bir ağıttır.
Bir diriliştir.
Orada yenilenler ayağa kalkar,
orada kaybedenler kaderle dövüşür,
orada susanlar bile
dağları yerinden oynatır.
Sol köşe,
kimsesizliğin hükümdarlık kurduğu,
acıların tahta çıktığı,
sevdanın sancak diktiği yerdir.
Oraya her düşüş
bir eksiliş değil,
yeniden doğuştur.
Ve o andan sonra
dünya artık eski dünya olmadı.
Yollar aynıydı,
gökyüzü aynı maviydi
ama ben başka bir dilden nefes alıyordum.
Kalbimin sol köşesi ayaklandı
ve ben onun askeriydim.
Önce yalnızlığıma karşı yürüdüm.
Sonra unutuşa.
Sonra kendime.
Her darbede bir parçam döküldü
ama her darbede yeniden yazıldım.
Artık zafer,
birine kavuşmak değildi;
sol köşemi ayakta tutmaktı.
Gece, insanı en çok sınayan vakittir.
Gündüz saklanan her yara
gece açılır.
Ben kaçmadım.
Uyumadım.
Susmadım.
Geceyi yaran bir çizgi gibi yürüdüm.
Ay ışığı gölgemi uzattıkça
içimdeki savaşçı büyüdü.
Ve anladım ki
ben yalnız değilim.
Benim gibi yürüyenlerin adı yoktu belki
ama hepsi aynı yeri taşıyordu:
sol köşeyi.
Kalbimin sol köşesinde
artık bir kıpırtı değil,
bir volkan vardı.
Ben bu ateşin mahkûmu değil,
taşıyıcısıydım.
Bir gün uzun bir yokuşun tepesine vardım.
Ufukta ince bir ışık vardı.
İçimde bir ses dedi ki:
“Burası son ateşin sınırı.”
Geri dönmedim.
Ateş beni yakmadı.
Beni ben yaptı.
Artık kelimeler bile yoruldu,
ben yorulmadım.
Göğsümün sol köşesi
bir zamanlar acının sığınağıydı,
şimdi bir direnişin kalesi.
Ve kendime dedim ki:
Unutma.
Sen sol köşeden doğdun.
Sol köşeden yürüdün.
Sol köşeden dirildin.
Sol köşe —
benim ebedî ülkem.
--
YAZAR: BAKUR İPTAŞ
(
Sol Köşeden İsyan başlıklı yazı
Yazar bakur tarafından
9.03.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.