Deneme / Hayata Dair Denemeler
Eklenme Tarihi : 1.04.2026
İnsanoğlu, varoluşun en görkemli ve en sakil tezatları arasında savrulan bir sarkaçtır.
Hepimiz cennetin tapusuna talibiz; ama o tapu dairesine gitmek için binmemiz gereken asansörün adı ölüm olunca, bir anda merdiven aramaya başlıyoruz.
Aslında mesele çok basit:
Sonsuzluğu istiyoruz ama bedelini ödemek
istemiyoruz.
Bir mülkü sevip de vergisinden kaçan biri
gibi yaşıyoruz.
Cennet, zihnimizin en korunaklı köşesinde parlayan bir ihtimal.
Ölüm ise o ihtimalin kapısındaki tek yönlü
geçit.
Ve biz, o kapının varlığını bile
kabullenmemek için kendimizi oyalayıp duruyoruz.
Herkes o büyük sahnede görünmek istiyor ama
kimse perde açılmadan önce kendi faniliğiyle baş başa kalmaya yanaşmıyor.
Belki de bu yüzden sürekli meşgulüz.
Düşünmemek için, durmamak için, yüzleşmemek
için…
Hayatın sunduğu o küçük oyalanmalar,
hakikatin sertliğini geciktiren tatlı birer bahaneye dönüşüyor.
Oysa içimizdeki çelişki çok açık:
Sonsuzluğu arzulayan bir tarafımız var, bir
de çürümeye mahkûm olan bedenimiz.
Ve bu ikisi hiçbir zaman tam olarak
uzlaşamıyor.
Sonunda şuna dönüşüyoruz:
Gökyüzüne bakıp sonsuzluğu isteyen ama
ayağını bastığı yerden de kopamayan varlıklar.
Belki de cennet, ancak bu tereddüt bittiğinde
başlayacak.
Oysa biz, perde arkasında titreyen ama sahne
ışıkları vurduğunda ölümsüzlük rolü kesen o trajik oyuncularız.
Ve en acısı;
Oyunun sonunda alkış
beklediğimiz o büyük boşlukta, sadece kendi ayak seslerimizin yankısını
duyacağız.
Filiz Dilek YAVUZER
Yazarın
Önceki Yazısı