TÜRKÜLER GÖNÜL DİLİMİZDİR
M. NİHAT MALKOÇ
Türküler milletimizin gönül
teknesinde yoğrulan birlik hamurudur; hasret ve hicranın koyu gölgesidir.
İçimizi yakıp kavuran sevdanın tercümanıdırlar. Türküler duygulara dil,
sazımıza tel, sevilene uzanan açık bir el, kavurucu ateşte içimizi serinleten
yel olurlar.
Onlar ki sevdanın fitilini ateşlerler.
Sevdanın akışından, sevgilinin bakışından, hasretin bir şimşek misali
çakışından, yüreğin çekişinden, ayrılık çöküşünden, güllerin kokuşundan, zalim
sevgililerin aşkını başa kakışından, kilimin nakışından, ceylanların
sekişinden, rakiplerin kafa tokuşundan, hayatın o çekilmez ve çıkılmaz yokuşundan
haber verirler.
Türküler gönül dilimizdir. Hakikatin
içli sesidirler. Acıya ve kedere banılmış bir gönül bestesidirler. Cümle
derdimizi onlarla ifade ederiz. Türküler gönül yaralarımıza daima merhem
oldular. Memleketimizi onlarla daha bir içten sevdik. İçimizdeki kor ateşi
onlarla söndürdük. Bazen de ciğerimize işleyerek hasret ateşimizi daha da
tutuşturdular.
Türküler masum Anadolu insanının
yüreğinden kopup gelen duygu selidir. Bu selin önünde hiç kimse duramaz. Önüne
ne katarsa alıp götürür. Hiçbir şair, tertemiz bir yürekten neşet eden bir
türkü kadar ifade edemez derin hissiyatını. Şair ve şiir aciz kalsa da, acı
çeken bir gönülden kopup gelen nağmeler, duyguları ifade etmeye muktedirdir. Zira
sözün gücü samimiyetinde saklıdır. Şair, türkülerin gücünü bakın nasıl teslim
ediyor: “Şairim/Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası/Ayak seslerinden tanırım/Ne
zaman bir köy türküsü duysam /Şairliğimden utanırım/Şairim/Şiirin
gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum/Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim/Onlarla
ağlamış, onlarla gülmüşüm.”
Türküler deruni hissiyatın bir ifade
çeşididir. Milletimiz duygu ve düşüncelerini bu yolla anlatmış. Sevdiğine bu
yolla seslenmiş; bazen sitem etmiş, bazen de sevdiğinin gönlünü almaya
çalışmış. Sonra da aradan çekilmiş. Böylece sitem ve övgüleri millete mal
olmuş.
Anadolu insanının hüzünlü hikâyesini
türkülerden takip ederiz. Aşkları, hüzünleri, neşeleri türkülere sinmiştir bu
asil insanların. Bu yüzden türküler bazen coşturur, bazen de hüzünlendirir
dinleyenleri. Yaşanmış her ne varsa türkülerin nağmelerine sinmiştir. Ahmet
Hamdi Tanpınar’ın dediği gibi “Türk insanının yazılamayan romanı,
türkülerde saklıdır”
Türküler hayat değirmeninde öğütülen
kırık dökük hayatların tabir caizse unudur. Beyazı, esmeri, karası; kalını ve
incesi vardır hepsinin. Hepsinin de hayatta bir yaşanmışlığı ve bir karşılığı
mevcuttur. Onlar bizlere bırakılmış en büyük kültürel miraslardandır. Onları
korumak ve yarınlara taşımak, başta sanatçılarımız olmak üzere, hepimizin
vazifesidir.
Çoğunun yazanı ve düzeni belli değildir
türkülerimizin. Hepimizin ortak malıdırlar. Onlar hayatımıza renk ve ahenk
katarlar. İçimizdeki sızıya ve alnımızdaki yazıya yol verirler. Şair Bedri
Rahmi Eyüboğlu bakın ne güzel anlatmış gönül telimizi titreten türkülerimizi: “Âh
bu türküler /Türkülerimiz/Ana sütü gibi candan /Ana sütü gibi
temiz/Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla/Köyümüz, köylümüz, memleketimiz./Âh
bu türküler,/Köy türküleri/Dilimizin tuzu biberi/Memleket ahvalini onlardan
sor/Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen'i/Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni./Ben
türkülerden aldım haberi//Âh bu türküler, köy türküleri /Mis gibi insan
kokar, mis gibi toprak /Hilesiz hurdasız, çırılçıplak/Dişisi dişi, erkeği
erkek/Kaşı kaş, gözü göz, yarası yara/Bıçağı bıçak/Âh bu türküler köy
türküleri/Karanlık kuyularda açılmış çiçekler gibi/Kiminin reyhasından geçilmez/Kimi
zehir, kimi zemberek gibi.”
Türküleri türkücülerin dilinde tanıdık
ve sevdik. Onlar açtı türkülerdeki hissiyatın kalın perdesini. Bazen türküler
türkücüleri, bazen de türkücüler türküleri vitrine çıkardı. Türkücüyle meşhur
olan türkülerin yanında, bazı türkülerle meşhur olan türkücüler de vardır.
Herkes her türküyü söyleyemez. Her türkü
herkese gitmez. Zira her türkücünün kendine özgü bir hançeresi(gırtlağı)
vardır. Örnek verecek olursak; kanaatimce Gönül Dağı’nı Neşet Ertaş, İlvanlım’ı
Belkıs Akkale, Maden Dağı’nı İzzet
Altınmeşe, Ayağında Kundura’yı İbrahim Tatlıses, Ağladıkça’yı Ahmet Kaya,
Dağlar Dağlar’ı Barış Manço, Mihriban’ı
Musa Eroğlu, Ağlama Gözlerim’i Ali Ekber Çiçek, İşte Gidiyorum’u Âşık Mahzûnî Şerif,
Deli Gönül’ü Arif Sağ, Değmen Benim
Gamlı Yaslı Gönlüme’yi Zara, Yozgat Sürmelisi’ni Nida Tüfekçi, Kalktı Göç
Eyledi Avşar Elleri’ni Muharrem Ertaş, Çökertme’yi Özay Gönlüm, Drama
Köprüsü’nü Ruhi Su en güzel söyler. Bunların sayısını artırmak pekâlâ
mümkündür.
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.