Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

TÜRKÜLER GÖNÜL DİLİMİZDİR

   


M. NİHAT MALKOÇ

           

            Türküler milletimizin gönül teknesinde yoğrulan birlik hamurudur; hasret ve hicranın koyu gölgesidir. İçimizi yakıp kavuran sevdanın tercümanıdırlar. Türküler duygulara dil, sazımıza tel, sevilene uzanan açık bir el, kavurucu ateşte içimizi serinleten yel olurlar.

 

Onlar ki sevdanın fitilini ateşlerler. Sevdanın akışından, sevgilinin bakışından, hasretin bir şimşek misali çakışından, yüreğin çekişinden, ayrılık çöküşünden, güllerin kokuşundan, zalim sevgililerin aşkını başa kakışından, kilimin nakışından, ceylanların sekişinden, rakiplerin kafa tokuşundan, hayatın o çekilmez ve çıkılmaz yokuşundan haber verirler.

 

Türküler gönül dilimizdir. Hakikatin içli sesidirler. Acıya ve kedere banılmış bir gönül bestesidirler. Cümle derdimizi onlarla ifade ederiz. Türküler gönül yaralarımıza daima merhem oldular. Memleketimizi onlarla daha bir içten sevdik. İçimizdeki kor ateşi onlarla söndürdük. Bazen de ciğerimize işleyerek hasret ateşimizi daha da tutuşturdular.

 

Türküler masum Anadolu insanının yüreğinden kopup gelen duygu selidir. Bu selin önünde hiç kimse duramaz. Önüne ne katarsa alıp götürür. Hiçbir şair, tertemiz bir yürekten neşet eden bir türkü kadar ifade edemez derin hissiyatını. Şair ve şiir aciz kalsa da, acı çeken bir gönülden kopup gelen nağmeler, duyguları ifade etmeye muktedirdir. Zira sözün gücü samimiyetinde saklıdır. Şair, türkülerin gücünü bakın nasıl teslim ediyor: “Şairim/Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası/Ayak seslerinden tanırım/Ne zaman bir köy türküsü duysam /Şairliğimden utanırım/Şairim/Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum/Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim/Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm.” 

 

Türküler deruni hissiyatın bir ifade çeşididir. Milletimiz duygu ve düşüncelerini bu yolla anlatmış. Sevdiğine bu yolla seslenmiş; bazen sitem etmiş, bazen de sevdiğinin gönlünü almaya çalışmış. Sonra da aradan çekilmiş. Böylece sitem ve övgüleri millete mal olmuş.

 

Anadolu insanının hüzünlü hikâyesini türkülerden takip ederiz. Aşkları, hüzünleri, neşeleri türkülere sinmiştir bu asil insanların. Bu yüzden türküler bazen coşturur, bazen de hüzünlendirir dinleyenleri. Yaşanmış her ne varsa türkülerin nağmelerine sinmiştir. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dediği gibi  “Türk insanının yazılamayan romanı, türkülerde saklıdır”

 

Türküler hayat değirmeninde öğütülen kırık dökük hayatların tabir caizse unudur. Beyazı, esmeri, karası; kalını ve incesi vardır hepsinin. Hepsinin de hayatta bir yaşanmışlığı ve bir karşılığı mevcuttur. Onlar bizlere bırakılmış en büyük kültürel miraslardandır. Onları korumak ve yarınlara taşımak, başta sanatçılarımız olmak üzere, hepimizin vazifesidir.

 

Çoğunun yazanı ve düzeni belli değildir türkülerimizin. Hepimizin ortak malıdırlar. Onlar hayatımıza renk ve ahenk katarlar. İçimizdeki sızıya ve alnımızdaki yazıya yol verirler. Şair Bedri Rahmi Eyüboğlu bakın ne güzel anlatmış gönül telimizi titreten türkülerimizi: “Âh bu türküler /Türkülerimiz/Ana sütü gibi candan /Ana sütü gibi temiz/Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla/Köyümüz, köylümüz, memleketimiz./Âh bu türküler,/Köy türküleri/Dilimizin tuzu biberi/Memleket ahvalini onlardan sor/Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen'i/Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni./Ben türkülerden aldım haberi//Âh bu türküler, köy türküleri /Mis gibi insan kokar, mis gibi toprak /Hilesiz hurdasız, çırılçıplak/Dişisi dişi, erkeği erkek/Kaşı kaş, gözü göz, yarası yara/Bıçağı bıçak/Âh bu türküler köy türküleri/Karanlık kuyularda açılmış çiçekler gibi/Kiminin reyhasından geçilmez/Kimi zehir, kimi zemberek gibi.” 

 

Türküleri türkücülerin dilinde tanıdık ve sevdik. Onlar açtı türkülerdeki hissiyatın kalın perdesini. Bazen türküler türkücüleri, bazen de türkücüler türküleri vitrine çıkardı. Türkücüyle meşhur olan türkülerin yanında, bazı türkülerle meşhur olan türkücüler de vardır.

 

Herkes her türküyü söyleyemez. Her türkü herkese gitmez. Zira her türkücünün kendine özgü bir hançeresi(gırtlağı) vardır. Örnek verecek olursak; kanaatimce Gönül Dağı’nı Neşet Ertaş, İlvanlım’ı Belkıs Akkale,  Maden Dağı’nı İzzet Altınmeşe, Ayağında Kundura’yı İbrahim Tatlıses, Ağladıkça’yı Ahmet Kaya, Dağlar Dağlar’ı Barış Manço,  Mihriban’ı Musa Eroğlu, Ağlama Gözlerim’i Ali Ekber Çiçek, İşte Gidiyorum’u Âşık Mahzûnî Şerif, Deli Gönül’ü Arif Sağ,  Değmen Benim Gamlı Yaslı Gönlüme’yi Zara, Yozgat Sürmelisi’ni Nida Tüfekçi, Kalktı Göç Eyledi Avşar Elleri’ni Muharrem Ertaş, Çökertme’yi Özay Gönlüm, Drama Köprüsü’nü Ruhi Su en güzel söyler. Bunların sayısını artırmak pekâlâ mümkündür. 

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

TÜRKÜLER GÖNÜL DİLİMİZDİR

M.Nihat Malkoç M.Nihat Malkoç