Omuzlarından indirdiğim mevsimler
Bir mevsimi omuzlarından indirip
tenine serdim usulca, üşüme diye.
Ürperen gecelerin arasından geçip
adını bilmediğim bir sıcaklıkla örttüm seni,
yorgunluğun kapını çalmasın diye.
Kırılgan rüzgârların elinden
suskunluklarını çaldım,
gölgene değmesin diye yorgunluk.
Her esintiyi, sana değmeden önce
avuçlarımda ehlileştirdim,
kırılmasın içindeki ince sesler diye.
Avuç içlerimde biriken
yarım kalmış zamanlar var,
adı konmamış günlerin tortusu,
dilimde paslı bir akşam tadı.
Sanki her keşke,
gecenin bir yerinde saklanmış da
ben bulmuşum gibi ağır,
ben taşımışım gibi derin.
Bir cümle doğana kadar
harflerin arasından kaç,
henüz söylenmemiş olanın peşine düş.
Çünkü bazen en gerçek şeyler
hiç söylenmeyenlerdir,
en derin izler
dile değmeyen yaralardan kalır.
Kıyıya vuran her düşün
altını çizdim içimde,
toprağa eğilen her sızıyı sakladım.
Sen fark etmeden,
acıların kök saldığı yerlere
gizlice merhem bıraktım.
Üzerine sinmiş soğukları
silkele artık,
omuzlarına güneşten başkaldırılar tak.
Bırak ışık, bir isyan gibi aksın üzerinden,
bırak içindeki sabah
geceyi yerinden söksün.
Ben, yükünü hafifletmek için
kayaların göğsüne sürülen bir rüzgâr olayım,
sertliğinle çarp beni, dağılayım.
Paramparça olayım ki
senin ağırlığın eksilsin biraz,
ben dağılırken sen toparlan.
Çünkü bir başkasının sızısına dokunan kalp
ateşi ilk bulan eller gibidir
yanmayı göze alır,
ama karanlığı kabullenmez.
Ve sen, yabancı değilsin bana,
aynı yangının içinden geçtik biz.
Bir gün, nemli bir akşamın eşiğinde
soluklarımız aynı buğuda kaybolacak
tüm olan biten, o ince hatır için.
Belki bir pencere aralığında
adımız kalacak buğulu,
belki sadece bir iz,
ama silinmeyecek kadar gerçek.
Yalnız kalma diye
karanlığını giyindim üzerime,
adımlarına diken olan ne varsa
benimle yürüsün diye.
Geceyi sırtıma aldım,
sen sabaha daha hafif var diye.
Ve yine,
bakışlarının vardığı yere
bir ömürlük serinlik bıraktım.
Görmediğin yerlere su serptim,
dokunmadığın anlara nefes oldum.
Eğer bir gün yorulursan
ve dünya omuzlarına ağır gelirse,
bil ki ben hâlâ buradayım
rüzgârın yönünde,
sessizliğin içinde,
adını söylemeden seni anlayan yerde.
Ve eğer bir gün
gözlerin yine uzaklara dalarsa,
oraya çoktan varmış olacağım,
sana ait olmayan ne varsa söküp
yerine huzuru diken biri olarak.
Çünkü ben,
senin yükünü taşıyan görünmez bir yolum artık,
her adımında biraz eksilen,
her nefesinde biraz çoğalan.
Ve ne zaman düşersen,
yer seni incitmesin diye
altına serilen bir zaman olacağım.
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.