Değerli Müşterimiz
DEGERLİ MÜŞTERİMİZ
DEĞERLİ MÜŞTERİMİZ
Öyle yoğun bir telaş içindeydim ki
telefonun çalması canımın sıkılmasına neden oldu. O an kaybedilecek tek dakikam
bile yoktu ama belki önemli bir şey için arıyorlardır düşüncesiyle telefona
cevap verdim. Tanımadığım bir numaradan ve tanımadığım bayan sesinden gelen
kutlamaydı.
-Bravo, kazandınız hanımefendi!
- Bakın
hanımefendi ben bugüne kadar çabalamama rağmen bir şey kazanmadım, durduğum
yerde nasıl kazanabilirim ki!
- Kazandınız hanımefendi bu bir şaka değil,
tamamen gerçek! Bodrum’daki Alafranga Otelde beş gün ailenizle bedava tatil
yapacaksınız. Sadece yol parası size ait, beş kuruş para ödemeyeceksiniz.
Yalnız bu Pazar günü saat 17.00 de bu konuyu görüşmek üzere Aslan Leon Otel’e
bekliyoruz.
Şaşkınım elbette… Bu işin içinde bir iş var
malumunuz üzere…
-Affedersiniz, nasıl kazanmışım ki ben?
-Geçenlerde Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın
düzenlemiş olduğu bir ankete katılmışsınız. Çekilen kurada siz çıkmışsınız. On
beş talihli arasındasınız Şule Yıldız Hanımefendi!
İçimden “Hadi be, ben kazanmışım ha! Yok
ya ben ve kurada çıkmak… Hayır, asla mümkün değil!” dedim. Sonra hatırladım.
Geçenlerde cep telefonumu arayarak küçük bir anket yapmışlardı. Bakanlık lafı
filan geçince ciddi bir anket olduğunu düşünerek cevaplamıştım. Her yıl bir
hafta veya on gün tatil yaptığımı da söylemiştim. 20 günlük yıllık iznimde
dayımların yaylasına gidiyorduk. Temiz havası, gürül gürül akan suları, gür
ormanı ve renk renk çiçekleri ile mis gibi kokan güzel bir yer… “Ah tatil, dinlenebildiğim
tek zaman!” diye iç geçiriyorum. Kendimi tatil hayallerimden çabucak sıyırıp
telefona cevap veriyorum.
- Başıma hayırlı bir şey gelmez benim
teşekkür ederim. Sıradaki gitsin. Hem ben Pazar günü o saatte müsait değilim.
-Saati
değiştirelim o zaman… 18-19- 20 hangisi uygun size?
-E şıkkı uygun bana hanımefendi…
-Hangisi efendim? Yani tam anlayamadım da!
-Hiçbiri…
-Peki, o halde haftaya diyelim mi?
-Bilemiyorum ki! Madem ısrar ediyorsunuz
düşüneyim. Çocuklarımla da konuşmam gerekli, onların bu konudaki fikirlerini
almam şart!
-Tamam, haftaya ararız o halde… Siz ailenizle
görüşün hanımefendi. İyi günler…
-İyi günler…
Konuşma biter bitmez damadımı aradım.
“Anne, bize de yaptılar aynısını. Otele gittik İncilay ile ama orada bize
10.000 liralık bir devre mülk satmaya çalıştılar. Vazgeçip döndük.” dedi.
Bu konuşmanın ardından ev telefonu
çaldı. Arayan en samimi arkadaşım Betül’dü. Kısa bir hal hatır sorduktan sonra
cep telefonunun faturasından şikâyet etmeye başladı.
-Şule’ciğim faturayı
ödemeyince “Sayın abonemiz”, ödeyince “Değerli abonemiz” diyorlar.
-Değerli olmayı tercih ederim
ama sayın olmak da iyidir, dedim.
-Cep telefonu faturamı
ödeyerek sayınlıktan değerliliğe terfi etmek için Falsele gideceğim. Dönüşte
sana beş çayına uğrarım. Şu an seninle Sayın Betül olarak konuşuyorum. Sana
faturamı ödeyip geleceğim ama bu kez değerli müşteri olarak…
-Tabii, Betül beklerim canım… Şunu
unutma tatlım sen benim için her zaman değerlisin.
Ev telefonu tekrar çaldı. Bu
defa arayan kişi yine elektrik süpürgesi satmaya çalışan kişiydi. Kaç defa “olmaz”
demişti ama adam hala pes etmiyordu. İlle de o süpürgeyi Şule Hanım’a satacaktı.
- İhtiyacım yok. Param yok.
Zamanım da yok. Kabul edemem.
- Efendim sadece tanıtım
yapacağız. Almak zorunda değilsiniz.
-Kardeşim ben elektrik
süpürgesi istemiyorum. İhtiyacım yok!
Ne dediysem fayda etmedi ve tanıtım
için geldi eleman. Aile boyu adamı izliyoruz. Adam kararlı satacak bize bunu…
Zaten bu kaçıncı araması ve kaçıncı yok deyişimiz… Türkan adlı aile dostumuz
hem telefonlarımızı vermiş, hem evimizin adresini bir güzel tarif etmiş. Ah
Türkan Teyze yaktın beni, sana ne desem ki!
Eleman aklı sıra evdeki süpürgemizin
kötü olduğunu kanıtlayacak. Süpürgemin tozu tam çekmediğini filan anlatıyor ama
elektrik süpürgem aslanlar gibi bütün testleri başarıyla geçiyor. Hey yavrum hey!
Aslan süpürgem benim!
Adam, bu kez bekâr olan kızıma çeyiz
olarak almam için ısrar etmeye başlıyor bu kez de. Baktım kızım istiyor gibi...
Adam da kesin satmadan gitmeyecek. Kredi kartına taksit için post cihazını da
getirmiş üstelik... Sekiz taksitle istemeye istemeye elektrik süpürgesini
aldık. Ne satıcı ama bıkmadan defalarca aradı ama sonunda sattı süpürgeyi!
Kızım Selin mutlu oldu ama satıcının mutluluğu hepten tarifsizdi. Bu zaferi o
kazanmıştı. Kaybeden bendim geleneksel olarak…
Yeni süpürgeyi deneyelim
diyerek kızımla temizliğe devam ettik. Cep telefonum çaldı. Yine tanımadığım
bir numara…
- İyi günler… Şule Yıldız ile
mi görüşüyorum?
- Evet, benim.
-İyi günler değerli
müşterimiz… Ben Bol Kredi Bank’tan arıyorum. Adım Esra Karagül… Güvenlik gereği
konuşmalarımız kayıt altındadır. Şule Hanım nasılsınız?
-Teşekkür ederim. İyiyim.
-Siz kıymetli müşterimize özel;
adınıza 10.000 lira kredi tanımlanmıştır. Kefilsiz olarak bu krediyi kullanmak
üzere bankamıza bekliyoruz.
-Kredi kullanmak istemiyorum.
Teşekkür ederim.
-Hanımefendi fikrinizi
değiştirir iseniz üç gün içinde bu numaradan bana dönebilirsiniz.
-İyi günler… Dönmeyeceğimden
emin olabilirsiniz. Bundan on yıl kadar önce eşimin hastalığı nedeniyle para
lazım olmuştu. Bankanızdan kredi almak için iki kefille kapınızı aşındırmıştık
da bin bir nazla kredi vermiştiniz. Kaşıkla verip sapıyla da gözümüzü
çıkardınız sonrasında… Çektiğimiz parayı iki misliyle ödemiştik. Sayenizde ne
zor günler yaşamıştık. Hey yavrum hey! İhtiyacımız olduğunda yalvarta yalvarta
verdiğiniz krediyi ihtiyacımız yokken zorla vermek istiyorsunuz. Üstelik
kefilsiz…
-Dıt dıt dıt…
-Ayıp ettin ama Esra Karagül…
Telefonu yüzüme kapattın! Bunları kayda alıp da patronlarına dinletseydin iyi
olurdu ama neyse canın sağ olsun!
İşlerimi tam yoluna koymuştum ki yine cep telefonum
çaldı. Pak Bank’tan arıyorlardı. Tatlı bir bayan sesi:
- Şule Yıldız ile mi görüşüyorum?
-Evet. Buyurun, benim.
- Hanımefendi siz özel müşterilerimiz
için hazırladığımız bir hizmet var. Çok kısıtlı sayıda üyemiz bu hizmetimizden
yararlanacak. Siz de bankamızın elit müşterilerinden olduğunuz için bundan
yararlanmanızı istiyoruz. Yalnız birkaç sorumuz olacak. Müsait misiniz?
Artık uygunum. Telefonlar, süpürge
satıcısı zaten bütün programımı alt üst etti. Bundan sonrası tufan yani… Hem
ben elit müşteriymişim, bana bir hizmet sunacaklarmış. Gururum okşandı. Ağzım
kulaklarımda elbette…
-Buyurun.
Sizi dinliyorum.
- Hanımefendi işiniz nedir?
- Bir devlet dairesinde memurum.
- Maaşınızın miktarı nedir?
- Ayda 1500 lira alıyorum.
-Oturduğunuz ev size mi ait?
- Evet. Annemden miras olarak bana düştü. Üç
oda, bir salon artı mutfak ve banyo…
- Mükemmel…
- Arabanız var mı?
- Var.
- Markası, modeli, yılı nedir?
- 2000 model Opel Corsa... On yıl önce
almıştık.
.
- Güzel, eşiniz ne iş yapıyor?
-Eşim yok, dokuz yıl önce öldü.
- Peki, evinize ayda toplam olarak kaç lira
giriyor?
- 1500 lira giriyor. Başka çalışanımız ve
yan gelirimiz yok. Kocam serbest meslek sahibiydi. Sigortasını çok geç
başlatmış. Bize maaş bağlanmadı. Oğlum Ankara’da Üniversite’de okuyor. Allah’a
şükür ki amcasının evinde kalıyor. Ortanca kız evde yanımda, Kamu Personeli
Seçim Sınavına hazırlanıyor. En büyük kızım da beş yıl önce evlendi. İki
torunum var ellerinizden öperler.
- Peki, verdiğiniz bilgiler için teşekkür
ederim. Sunacağım hizmet önerisi sizi asla kapsamıyor. İyi günler bayan!
Telefon alelacele adeta yüzüme kapandı.
Ben çok üzgünüm tabii… On dakika öncesine kadar elit müşteriler arasında olup
da birdenbire gözden düşmeyi hazmedebilmiş değilim. Önceleri sıcacık bir ses
tonuyla hanımefendi diye hitap edilirken sonrasında buz gibi bir sesle bayan
denilmesi de pek yenilir yutulur bir durum değil…
Sesimi mahsustan ağlamaklı
yaptım. Kızıma seslendim:
-Selin, yavrum ben Pak Bank’ın
elit müşterilerinden değilmişim. Önce beni havaya soktular, uçurup göklere
çıkardılar. Sonra tepeden attılar da beyin üstü yere çakıldım. Ah ahhh! Keşke
gelirimizi daha çok söyleseydim de bu elitliği geç bulup çabuk kaybetmeseydim.
Şimdi ağlayacağım ühü ühü ühüüüü...
-Hıh… Çok da umurumuzdaydı
sanki! Takma kafana tokadan başka şey benim şeker annem…
Kızımla kahkahalarla güldük. Parası
olanlar elit ve değerli müşteri demek ki! Beni kapsamayan hizmet kendilerinin
olsun.
-Anneciğim, sana şöyle bol
köpüklü sade bir kahve yapayım; yanında sevdiğin kuşlokumlarından da ikram
edeyim ne dersin?
- Hadi kızım, bol köpüklü Türk
kahvemizi yudumlarken telefonu da şarja koyalım. Bu kadar gereksiz konuşmaya
batarya mı dayanır? Bir de güzel bir kanal bul televizyonda… Kızım, çok şükür
aç değiliz, açıkta değiliz. Sağlığımız en büyük zenginliğimizdir. Evimizde
huzurluyuz binlerce şükür Allah’ıma… Varsın elit müşterilerinden olmayalım.
Falselin değerli müşterilerinden Betül Teyze’n beş çayına gelecek. Sen kakaolu
kek çırp, ben de çayın yanında ikram etmek için peynirli sigara böreği sarayım.
HARİKA UFUK
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.