Çatlak Camlı Avize
ÇATLAK CAMLI AVİZE
Dedemden bana miras düşen evi gördüğümde
biraz hayal kırıklığı yaşamıştım. Otuz yıllık köhne bir ev… Her şey eskimiş.
Kapılar, dolaplar dökülüyor. Yerler karo ama öyle berbat bir durumdaydı ki!
Dedem, bu evi yıllarca kiraya vermişti ama bakımıyla hiç ilgilenmemişti. Eski
de olsa harap da olsa artık burası benim evimdi. Memur maaşıyla öyle güzel bir
semtte ev sahibi olamazdım. Zaten o güne değin dikili bir ağacımız bile
olmamıştı.
Şimdi eski de olsa başımızı sokacağımız
üç oda bir salon bir apartman dairesine sahip olmuştuk. Allah rahmet eylesin.
Yaşadığı dönemlerde beş kuruşluk bir hayır yapmayan dedem ölünce götüremediği
mallarını biz mirasçılarına bırakmak zorunda kalmıştı hiç istemese de… Allah razı olsun. Mekânı cennet olsun.
“Dünyada mekân, ahrette iman...” demişler. Biz dünyada mekâna rahmetli dedem
sayesinde sahip olmuştuk. Bu dünyada birkaç ev sahibi olan dedem inşallah diğer
tarafta da cennet köşklerinde oturur.
Evlendiğim günden beri kirada
oturuyordum zaten… Eşimin ani ölümüyle
kirayı bile zor öder duruma gelmiştim. Miras olayı da tam zamanında ortaya
çıktı. Bankadan kredi çekip dedemden miras kalan evde tadilat yaptırmaya kara
verdim. Çocuklarıma: “Bir an önce evin tamiratını yapıp kiradan da kiracılıktan
da kurtulalım. Ev kirası öder gibi kredi borcunu öderim, birlikte mutlu
yaşayacağımız güzel bir evimiz olur.” dedim.
Evi görmeye gittiğimde kiracı henüz
çıkmıştı. Yöneticiyle görüşmüştüm. Mahalleye doğalgaz yeni gelmiş, apartman
girişine de bağlanmış. “İsteyenler evlerine alabilirler. Bence siz de eve
girmeden doğalgazı bağlatın. Biz geçen ay bağlattık. Çok büyük rahatlık
vallahi! Kışa hazırlık olsun. Kemikleriniz ısınsın. ” dedi yönetici…
Adam haklı yani… Madem tadilat
yapılacak adamakıllı olsun, biz de önce doğalgaz tesisatından başlayalım. Malum
ya önümüz kış… Hemen yöneticinin evine doğalgaz tesisatı döşeyen ustanın
telefonunu aldım. Aradım, adam geldi, yöneticinin tavsiyesiyle olunca biraz da
reklam olsun diye fiyatta da indirim yaptı. Hem bizden görenler de evlerine
tesisatı döşetebilirlerdi.
Doğalgaz tesisatı için yerler kazıldı.
Evin her yeri köstebek yuvasına döndü. Doğal gaz tesisatı döşendi, kalorifer
petekleri de takıldı ama bu defa yerler iyice berbat oldu. Ailece karar aldık.
“Bari parke yaptıralım. Halıdan da tasarruf ederiz.” dedik. Islak zeminlere de seramik döşettik.
Banyodaki seramikler dökülüyordu. Kırık küveti söktürüp köşe banyo yaptırdık.
Böylece banyoyu da yeniledik.
Mutfak dolapları kırık dökük, lavabo
çatlamış. Tezgâh da delik deşik bir görünümde… Derken mutfağı da yeniledik.
Sıra boyaya geldi. Ne çektiysem boyacılardan çektim. Ahmet adlı boyacı malzeme
alacağım diyerek parayı peşin aldı ve kaçtı. Telefonlarıma da cevap vermedi.
Esnafın dürüstüne rastlamamak çok üzücü… Neyse ki sahtekârların sayısı az… En
son bin bir zorlukla Abdullah adlı bir boyacıyı bulduk. Eli biraz ağırdı ama
işi temizdi.
Bir-iki ay içinde ev oturulur hale
gelmişti. Kira günümüz de dolunca yeni evimize taşındık. Çocuklarım çok mutlu
oldular. Çünkü ev üç odalı olduğu için kızımla oğlumun ayrı odaları vardı
artık. Her birimize birer oda düşünce salon da yaşama ve misafir kabulü için
kullanacağımız tek mekân olmuştu. Yatak odası takımım yatak odasına rahatça
sığmıştı. Yirmi yıldır kira evlerinde kullanmama rağmen hala sapasağlamdı. Ufak
tefek tamir işlerinden sonra kullanıma hazır hale gelmişti. Çocukların
odalarını da hazır hale getirdim ama gardırop ihtiyaçları vardı. İki bez
gardırop alarak şimdilik durumu kurtardık. Salon takımız da eskiydi ama yeni
kılıflar diktirerek kullanmaya karar verdik. Yüzünü değiştirmeyi düşündük ama
araştırdığımızda aşağı yukarı yeni mobilyaya denk bir fiyat çıktı. En iyisi
koruyucu kılıfları değiştirmekti.
Önemli olan evin tamirinin
tamamlanmasıydı elbette… Mümkün
olduğunca az masrafla kısa zamanda evi oturulur bir hale getirmek gerekliydi.
Bankaya olan kredi borcumuz bitince yavaş yavaş eşyalarımızı da yenilerdik.
Çocuklarım da anlayış gösterdiler. Eksiklerimizi zaman içinde gidermeye oy
birliğiyle karar verdik.
Komşularımız da iyi insanlardı. Karşı
dairede oturan Ayfer Hanım, gözü gönlü tok, iyi niyetli, çok becerikli bir ev
kadınıydı. Eşi de ziraat mühendisiydi.
Ayfer Hanım iri yarı, beyaz tenli, aslen
Niğdeli bir kadındı. Sarıya boyattığı modern tarzda kesilmiş kısa saçlarıyla
daima gülen yüzüyle yardımsever olmasıyla ailede hepimizin sevgisini kazandı.
Taşındığımız gün karşı komşu Ayfer Hanım
lahmacun yaptırıp getirdi. Çok yorgun ve açtık. Öyle makbule geçmişti ki anlatamam.
Oğlum, lahmacunun arasına ince ince dilimlenmiş domatesleri ve maydanozları
yerleştirirken “Limon nerede?” diye bakınmaya başlamıştı. Ayfer Hanım
gülümseyerek “Bak işte limonlar da burada Kerem… “ dedi. Kızım Sena, Kerem’e
“Çok ayıp!” der gibi ters ters bakmıştı. Gülüşerek yeni evimizde ilk akşam
yemeğimizi yemiştik. Ayfer Hanım “Bir şeye ihtiyacınız olursa çekinmeden
isteyebilirsiniz.” derken son derece içtendi. Ne kadar ince düşünceli ve kibar
kadındı Ayfer Hanım…
Yan komşumuz Nurdan da saat beş
sularında çay demlemiş, unlu mamullerden bir kutu kuru pasta almıştı. Bir tepsi
içinde bardaklarla beraber şekere varana kadar hazırlamıştı. Tepsiyi komşunun
büyük kızı Servi getirdi. Servi ince yapılı, narin, uzun boylu bir kızdı. Su
yeşili gözleri zekâ fışkırıyordu adeta… Küçük kız Defne kuru pasta kutusunu
mutfak masasına bırakırken gülümsedi. İnci gibi dişleri ve boncuk gibi masmavi
gözleriyle bir meleği andırıyordu. “Ben azıcık sakarımdır. Bu yüzden çay
tepsisini Servi ablam getirdi. Çaydanlıkla demlik de sıcak olduğu için annem
getirecek birazdan…” dedi.
Az sonra Nurdan Hanım bergamotlu mis
gibi çay kokularının mutfağımıza yayıldığı çaydanlık ve demlikle evimize
gelmişti. Bir çay molası hepimize mutluluk vermişti. “Ev alma, komşu al.”
atasözünün doğruluğunu kanıtlayan Ayfer ve Nurdan Hanımları tanıdığım için çok
mutluydum. Komşuluğun değeri üzerine kısa bir sohbetten sonra Nurdan Hanım “
Tepsiyle bardakları, çaydanlığı, demliği sonra alırım.” diyerek ayrıldı.
Yeni evimize yerleştiğimizde akşam
olmuştu. Ufak tefek eksiklerimizi de hafta içinde tamamlarız düşüncesiyle
mutfağa girdim. Akşam yemeği olarak menemen gibi kolay bir şeyler
hazırlayacaktım ki kapının ziliyle irkildim. Gelen Nurdan Hanımla kızlarıydı.
Bir tepsi peynirli börek ve tarhana çorbası getirmişlerdi. “Bugün çok
yoruldunuz. Yemek yapmaya zamanınız olmamıştır. Akşam için iki tepsi peynirli
börek yaptım. Bir koca tencere de tarhana çorbası… Kardeş payı… Yarısı size,
yarısı bize… Atalarımız ne demişler: ‘Komşuda pişer, bize de düşer.’ Öyle değil
mi?” diyerek göz kırpan Nurdan Hanım börek tepsisini mutfak tezgâhına bıraktı.
Servi de bir tencere çorbayı dikkatle ocağın üstüne koydu. Teşekkür ettim.
Oğlum Kerem, böreğin kokusunu alınca mutfağa
koştu. “Ne gereği vardı Nurdan Teyzeciğim!” derken gözleri börek tepsisinde
çakılı kalmıştı. Servi ise Kerem’in haline gülmeye başlamıştı. Kerem, azıcık
bozuldu ise de tarhana çorbasının mutfağa yayılan mis gibi kokusu her şeyi
unutturmuştu ona… Sena, Kerem’i dirseğiyle dürttü. “Görgüsüzlük yapma.” diye
fısıldadı kardeşinin kulağına…
Artık yeni evimizde ilk kahvaltımızı
yapabilirdik, yorgun geçen gecenin sabahında… Kızımla oğlumla baş başa üç
kişilik dünyamızda ve ilk kez kendimize ait eski ama bizim için yeni evimizde
doyumsuz bir çay keyfi… Mutluluğun resmi buydu bize göre…
Kızım sohbete başladı:
-Anneciğim,
internette bir avize gördüm, çok şık hem
de çok ucuz… Bayıldım. Salona iki avize alsak tanesi kırk dokuz lira doksan
dokuz kuruş… İkisi yüz lira bile değil…
-Tabi
canım ne demezsin! Kırk dokuz doksan dokuz olunca ucuz oluyor. Elli deseler
dile de kolay olurdu. Sanki bir kuruş var da para üstü verecekler!
-E
tabii ki insanları alış-veriş yapmaya özendirecek her yolu deniyorlar. Doksan
dokuz hikâyesi de ucuz havası yaratmak için tuzak bir fiyat…
-Anneciğim,
lütfen kırma beni salonumuz daha hoş görünsün istiyorum. Yüz lira ayıramaz
mısın?
-Peki
kızım. Seni mi kırayım şimdi! Alalım madem…
-Canım
annem, melek annem, annelerin en güzeli, en tatlısı… İnternet üzerinden de
sipariş ediliyor. Bedelini kapıda kredi kartınla da ödeyebilirsin.
-Hadi
kızım, bakıp bir model beğenelim. Sipariş edelim.
Kızımın gönlü olsun diye siparişi
verdim. Bir hafta sonra avizelerimiz geldi. Elektrikçi çağırdık. Adam avizenin
birini taktı, diğerine baktık ki çatlak… Hemen firmayı aradım. Telefona işe
yeni başlamış bir hanım kız cevap verdi:
-Yavrum,
biz iki çatlak camlı avize aldık ama kargodan biri çatlak çıktı.
-Hanımefendi,
siz çatlak camlı avize istemişsiniz. Elbette isteğiniz üzere çatlak camlı avize
gönderilmiş. İyi günlerde kullanın.
-
Kızım, sen yanlış anladın. Modelin adı bu… Ama avizenin kendi çatlak…
-Siz
istemişsiniz hanımefendi… Çatlak diye şikâyet etmeye hakkınız yok.
-Ama
yavrucuğum, avize gerçekten çatlak, anladın mı çatlak…
-Teyze,
sen çatlak mısın? Sana laf anlatılmıyor ha! İstediğiniz ürünü yollamışız.
Çatlak camlı avizeniz hayırlı uğurlu olsun.
-Hangi
hayırlı uğurlusu yahu… Kırık işte avize… Çatlak değil, çatlak havası verilmiş
avize istedim ben!
-Çatlak
havası yerine resmen çatlak avize yollanması daha anlamlı bence… Sahte değil,
gerçek çatlak… Düşün bir kere bir yanda gerçek inci, diğer yanda inci havası
verilmiş boncuklar… Hangisi daha kıymetli söylesenize?
-Sen
şaka mısın kızım? Orada laftan anlayan bir varsa telefona bağla; yoksa senin
konuya hâkimiyetin sıfır! Seni telefona bakman için görevlendiren her kimse
zerre kadar akıl yokmuş onda…
Laf anlamayan acemi kız ile uzun bir
tartışmadan sonra şirket yetkilisine ulaştım. Yetkili şahıs avizenin yenisini
göndermeye karar verdi. Telefona bakan hanımın bir hafta önce işe başladığını
ve ürünler hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığını söyleyerek benden özür
diledi. Avizenin çatlak lambasını da değiştirdiler. Yüz liraya üç avize sahibi
olduk ama telefon masrafımız da az olmadı. Her neyse… Siz siz olun çatlak camlı
avize istemeyin.
Üç avize olunca ikisi salona diğeri de
kızımın odasına takıldı. İngilizlerin bir atasözü vardır:” Sonu iyi biten her
şey iyidir.” derler. Maceralı bir alış veriş sonrası evde herkes çok memnundu.
Söylemeden geçemeyeceğim, salona da çok yakıştı bu çatlak camlı avize…
O sırada kızım elindeki hesap
makinesiyle yanıma geldi:
-Anneciğim,
avizelerin tanesi 49.99’du ya şimdi bir tane de hediye verdiler. Seni
kızdırmamak için 100 lirayı üçe böldüm. 33.33… çıkıyor. Acaba diyorum çatlak
camlı iki avize daha mı alsak?
Artık nasıl bir bakış fırlattıysam kızım
bir anda gözden kayboldu.
Harika
Ufuk
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.