Fıtratın Hınd Seyyahı Bayanatında Toplumun Üç Yüzü
1912 yılı. İstanbul’da kaleme alınmış bir kıssa. Yazar – Abdurauf Fitrat. Kendisini “Hind seyyahı” kılığında göstererek Buhara Emirliği’ne gelir ve şehri görünce hayretten donakalır. Ancak bu hayret sevinç değil, acı bir ıstıraptır. Fitrat, Buhara toplumunu basitçe üç sınıfa ayırır: ulema, ümera ve fukara. İşte bu üç sınıf aracılığıyla bütün bir devletin sancılarını gözler önüne serer.
Bu üç sınıfı okurken insanın yüreği sıkışır. Çünkü Fitrat burada yalnızca eleştiri yapmaz: yarayı açar, içine bakar ve “neden böyle oldu?” diye sorar.
Ulema – İlim adına zulüm edenler… Fitrat’ın kıssasında ulema en başta yer alır. Onlar Buhara’nın “bilgeleri” – müftü, muderris, kadı. Fakat onların ilmine bakınız: yirmi yıl öğrenim görüp yine yirmi yıl ders verdikten sonra hâlâ basit bir Arap kitabını doğru düzgün okuyamazlar. Kendilerini “fuzala” diye adlandırırlar, ama hakiki ilim-fenden uzaktırlar.
Halkı “körü körüne” eğitimle boyunduruk altına alırlar. Küçük bir günah için insanı “kâfir” diye tekmelerler, kendileri ise büyük büyük günahları açıktan işlerler. Fitrat, ulemanın ilmi değil, makamı ve serveti sevdiğini yazar. Onlar halkı değil, kendi ceplerini düşünürler.
Ümera – İktidarın kara gölgesi… İkinci sınıf – ümera. Yani emirin memurları, valiler, vezirler. Fitrat onları “cehalet ve açgözlülüğün timsali” diye nitelendirir. İktidarı kendi cepleri için kullanırlar. Bir vilayete vali olarak atanan adam bütün bir bölgeyi “kendi mülkü” sayar. Halkın malını, canını, namusunu ayaklar altına alır. Bu ümera ne ilimlidir, ne de adaletlidir. Çoğu okuma-yazma bilmez, ama iktidar onları “aziz” yapmıştır. Halkı ezip zenginleşir, sonra padişah hazinesine “azıcık” pay bırakırlar. Bu – açık bir talancılıktır.
Fukara – En masum, en çok acı çeken sınıf… Üçüncü sınıf – fukara, yani sıradan halk: çiftçi, zanaatkar, esnaf. Fitrat onlar hakkında “suçları yok” diye yazar. Onlar yetenekli, çalışkandır, ancak “kendileri bilmezler”. Çünkü iki taraftan sıkıştırılmışlardır: bir yandan ulema, diğer yandan ümera.
Fukara her gün zorluk içinde yaşar. Emekleriyle zenginleşenler daha sonra onları “ilahi kader” diyerek kandırıp sustururlar. Fitrat, fukarayı acı bir kalple tasvir eder: onlar gerçeği görüp durdukları halde seslerini çıkaramazlar.
Fitrat bu üç sınıfı neden ayrı ayrı ele aldı? Çünkü o, toplumun temel sorununu net bir şekilde görmüştü: iktidar ve ilim, halkın yararına değil, kendi çıkarları için kullanılıyordu. Ulema ilmi, ümera iktidarı, fukara ise sadece hayatta kalmayı düşünüyordu. Sonuçta bütün bir devlet çöküşe sürüklenmişti.
Fitrat’ın bu kıssası bugün de günceldir. Hâlâ bazı yerlerde “ulema” adı altında ilim yerine merasim, “ümera” adı altında adalet yerine makam, “fukara” ise kendi sesini bulamayan durumlar görülmektedir. Ancak Fitrat bize bir şey öğretir: eleştiri nefret değil, sevgidir. O, yurdunu sevdiği için eleştirmiştir.
Bu nedenle “Hind Seyyahı”nı okurken insan kendini bu üç sınıfın içinde hisseder. Soru akla gelir: ben hangi sınıftanım? Bu üç sınıfı nasıl adil bir topluma dönüştürebiliriz? Fitrat’ın cevabı basittir: maarifet. Ancak gerçek ilim, adalet ve halkın yararıyla. Siz de bir düşünün. “Hind Seyyahı” bugün de açık bir mektuptur. Bu mektubu okumak – hepimizin görevidir.
Shoxijahon Urunov, Buhara Devlet Üniversitesi 1. sınıf yüksek lisans öğrencisi
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.