Eskicii
ESKİCİ
Eski model bir vitrin, rengi, yılların gelip geçtiğini itiraf
eder durumda. Yer yer kavlamış kaplaması; bana dokunmayın çığlığı. Parmaklıklar
arasından sarkan, danteller, modeli geçmiş geçmemiş umurunda olmadığının ilanı.
Eski ve çirkin fincanlar, desenleri yıkanmaktan solmuş, kenarından köşesinden
kırıklar. Şuan iki tanesi eksik. Konuşulacak konuları, edilecek dedikodular
için yaren.
“ Kız Aysun, duydun
mu ayol? Metin, karısını temizlikçi Ayten’ le aldatıyormuş!”
“ Aaa! Deme kız. Hacer , biliyor muymuş?”
“ yok anam yok, gariban nereden bilsin.”
“ Sen nereden biliyorsun?”
“ Hacer, anasına gidince bu de..us Ayten’i içeri aldı. Kendi gözlerimle gördüm.”
“ tüüüü! Pis herif. Soysuzların hepsi aynı şekerim. Bu arada
perdeleri yeniledin mi sen?”
“ hı hı, güneşten solmuşlardı, ben de turuncu çiçekli bir şey
diktirdim işte.”
“ Çok güzel olmuş, halılarını da uymuşlar. Bu eve bir de
erkek lazım kız. Yıllar oldu bak, tek başına yaşıyorsun, bıkmadın mı?”
“ Ne bıkacağım, insan doğarken de, ölürken de hep yalnız.
İnsanlar bunun farkında değil. Bir ses arıyor, bir bakış, farklı düşünceler ve
yaslanacağı bir omuz. Ben bunların hepsini kendimde buldum. Bunların üzerine ne
konsa ağır geliyor, böyle rahatım ben. Fazlalık ve eskimiş ne varsa atıyorum.”
1
Eskiciii!
Eskici geldi, eskiciiiii!
“ bak iyi, lafın üzerine, eski olan bir şey var, onu hemen
verip geleyim. Sen şu fincanları kaldır, çaylarımızı hazır et. Bak kek de
yaptım, onları da tabaklara koy. Ben geliyorum. Hele şu herife sesleneyim de
gitmesin.”
Açılan pencere ve tiz
bir ses;
“ Huu! Eskici bey, hey!”
“ Buyur abla”
“ Bekle hele, geliyorum. Kaybolma”.
“ He, tamam tamam bekliyorum.
Yavaşça örtülen kapı,
anahtarın şıngırtısı ve terliğin şip şip sesi.
“ Bak bakalım şu kalbe , ederi ne?”
“ Ver bakem, hım, rengi solmuş, her yerinde kırıklar var.
Abla sen bunu böyle nasıl kullandın? Bu yaşta ki kalpler bu kadar eski olmaz.”
“ Aman sende, sanki
ben kullandım. Emanet ettiğim eş, dost, akraba, yaren bu hale getirdi.”
O sırada bir bağırtı
kopar. Eskicinin parmağından birkaç damla kan, tozlu zemine düşer.
“ Ay ay! Bu ne ya? Dikenli tel gibi, neresinden tutsan eline
batıyor. Dikenli kalbi de ilk kez görüyorum.”
“ Onlar CAN KIRIĞI. Kalbin içi onlarla dolu. Ne uyutuyor, ne
nefes aldırıyor. Artık bu kalple yaşanmaz. Kalpsiz olurum daha iyi. Hele sen
söyle bakalım, ne eder bu?”
2
“ Valla abla, pek ederi yok. Rengi solmuş, her yeri kırık,
can kırığı dolu can yakıyor. Ama senin gül hatırın için bir leğen, üç mandal
veririm.”
“ Hee, desene bir leğen, üç mandallık kalp için insan
kalmışım!”
“ Senin suçun abla, kalp bu, herkese emanet edip açarsan,
değeri olmaz da, kalmaz da. Hoyrat kullanırlar, kısacası hayrat olur çıkar.
Gelen oturur, giden oturur, kirletir, pisletir, yarar, kırar.”
“ Peki, peki. Ver leğenle mandalı, ben gideyim, komşu
bekliyor.”
Leğen, mandal…
Eskimiş, parçalanmış, kullanılmaz eşyaların arasında hala
atmakta olan bir kalp…
- Yorumlar 3
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.