Kürtçe Zazaca Dilinde Kısır Döngü Nasıl Kırılır
Kürtçe Zazaca Dilinde Kısır Döngü Nasıl Kırılır?
İki yıldır Diyarbakır'dayım, haliyle hayata dair bazı
gözlemler biriktirdim. Öncelikle yok olma tehlikesi altında olan, bizi biz
yapan, bizi millet kılan değerlerimizden Zazaca dili ile ilgili gözlemimdir ki;
başvuru yaptığım dernekler talep olmadığı için kurs açamıyor. Zaza Halk
Derneğinden almış olduğum bilgidir bu ne yazık ki... Ancak yine de umutluyum;
çünkü yakın zamanda katılmış olduğum Tehlike Altında Olan Dilleri Yaşatmanın
Yol ve Yöntemleri konulu atölyede şehrimde neler olduğunu öğrenmiş oldum.
"Ne tür adımlar atılacak?" diye beklemekten ziyade, Ben ne
yapabilirim? diye kendime sormaya başladım bile.
Köken olarak Türk'üm, Eskişehirliyim ama Diyarbakır'da
yaşıyorum. Bu şehrin havasını soluyor, suyunu içiyorum; buranın kültürel
zenginliğini kendi zenginliğim olarak görüyorum. Bir dilin eksilmesi,
insanlığın hafızasından bir fırça darbesinin silinmesidir. Dil, sadece bir
iletişim aracı değil ki; ağıtı var, neşesi var, masalı var, felsefesi var...
Yaşayan bir ruhu var.
Geçtiğimiz günlerde kutlanan Kürt Dil Bayramı'nda bir haber
dikkatimi çekti. Zihnimi kurcalayan bu çelişkiyi siz değerli Mücadele
Gazetesi okurlarıyla paylaşmak istiyorum.
Bir bakkal dükkanına giriyorsunuz, karşınızda pırıl pırıl
genç bir esnaf. Sohbet koyulaştıkça öğreniyorsunuz ki; o bir tüccar değil ya da
bir tezgahtar. O bir öğretmen! Üniversitede yıllarca okumuş, büyük emek vermiş,
mezun olup Kürtçe dilini öğretmek için öğretmen olmuş. Ama bugün bakıyorsunuz
ki; ait olduğu yer olan okulda, sınıfta öğrencileriyle değil, geçim derdiyle
bir dükkanın vitrinini düzenlemekle meşgul.
Şimdi kendimize şu soruyu sorma vaktidir. Okullarımızda
İngilizce, Almanca ve Fransızca gibi dünya dillerine yer verilirken; keza
İngilizceyi küreselleşmenin gereği, Almancayı da teknolojinin dili olarak
okullarımızda baş tacı ederken, bu toprakların evlatlarının ana dilini eğitimin
dışında tutmak bizlerin yapmış olduğu en büyük haksızlık değil mi? Birlikte
yiyip içtiğimiz bu topraklarda, bu ihtiyacı sembolik birkaç kontenjanla (5-6
kişi gibi komik rakamlarla) geçiştirmek hangi pedagojik ve vicdani teraziye
sığar?
Mevcut yasal mevzuatta, Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı
ortaokullarda (5, 6, 7 ve 8. sınıflar) seçmeli ders olarak Yaşayan Diller ve
Lehçeler kapsamında Kürtçe ve Zazaca da bulunuyor; yani hukuki hak
tanınmış durumda. Ancak her yıl atama dönemlerinde verilen tek haneli
kontenjanlar, bu hakkı kağıt üzerinde bırakıyor. Bir yanda atama bekleyen
öğretmenler, diğer yanda öğretmen yok bahanesiyle başka derslere yönlendirilen
öğrenciler... Bu kısır döngü, mezun ataması yapılamamış öğretmenlerin
hayallerini yarıda bırakırken, aynı zamanda toplumsal barışın ve bir arada
yaşama kültürünün en güçlü bağı olan dil köprüsünü zayıflatıyor öyle değil mi?
Bu tıkanıklığı aşmak, yumurta-tavuk döngüsünden kurtulmak
için hepimiz elimizi taşın altına koyacağız. Bu sadece Kürt vatandaşlarımızın
değil; bu ülkede adalete, eşitliğe ve kültürel zenginliğe inanan her yurttaşın
sorumluluğudur.
Bu Döngü Neden Kırılamıyor?
Her yıl ocak-şubat aylarında seçmeli ders tercih dönemi
gelip çattığında, kağıt üstünde Kürtçe seçeneği var. Ancak sahada birçok okul
idaresi velilere şu telkinlerde bulunuyor (komşularımdan aldığım bilgiler
doğrultusunda) Kürtçe seçebilirsiniz ama öğretmenimiz yok, ders boş geçer ve
sistem otomatik olarak Din Kültürü veya Matematik dersini seçer. Gelin siz
baştan başka ders seçin. Komşu annelerimiz, velilerimiz de çocuğunun dersi boş
geçmesin diye geri adım atıyor. Sonuç ne peki? Resmi kayıtlarda Bu okulda
Kürtçe talep edilmedi olarak geçiyor.
Milli Eğitim Bakanlığı, atama sayılarını belirlerken
istatistiklere bakıyor, başka neye bakacak? Diyarbakır'a baktığında da X
okulda, X öğrenci sayısı verisini görünce, öğretmen atamasını yeterli sanıyor.
Bakanlık okul idarelerinin dersi fiilen engellediğini görmezden geliyor, veli
ise öğretmen atanmadığı için tercih yapamıyor.
Bu Döngü Nasıl Kırılır?
Bu yumurta-tavuk döngüsünden kurtulmak, ancak birinin ezber
bozmasıyla mümkündür. Bunun için Üç Yönlü İrade gerekiyor.
1) Yukarıdan Aşağıya Devlet İradesi: Bakanlık “Önce
talep gelsin, sonra öğretmen atarım” inadını bırakmalıdır. Bu yaklaşım
pedagojik gerçeklerle uyuşmuyor. Çözüm, arz odaklı yaklaşıma geçmektir. Nasıl
ki İngilizce ve Matematik öğretmeni atarken "talep nedir" diye
bakılmıyorsa, Kürtçe ve Zazaca için de bölgedeki okullara önceden kadro
güvencesi (norm kadro) verilmelidir. Benim komşu anne velilerim okula
gittiğinde karşısında öğretmeni hazır görsün. Ancak o zaman sisteme güven
duyulur ve ders korkusuzca seçilebilir. 5-6 kişilik sembolik atamalar yerine,
üniversitelerin bu bölümlerinden mezun olan yüzlerce öğretmenin ataması
yapılmalı; öğretmenler tezgahlardan okullara dönerek öğrencileriyle
buluşmalıdır.
2) Aşağıdan Yukarıya Toplumsal Israr: Okul
idarelerinin "Sistem otomatik başka ders seçiyor, ders boş geçmesin"
telkinleri yasal bir zorunluluk değil; koordinasyon eksikliği ya da
isteksizliktir. Veliler okul idarelerinin bu sözlü yönlendirmelerini kabul
etmemelidir. Tercihler dilekçe ile resmi olarak yapılmalı, evrak kayıt numarası
alınmalı ve talepler belgelenmelidir. Eğer okulda kadrolu öğretmen yoksa ve en
az 10 öğrenci bu dersi seçmişse, veliler ve sivil toplum şu hakkı aramalıdır ki
Madem kadrolu öğretmen yok, mevzuat gereği bu dersi verebilecek formasyonlu
kişileri dışarıdan ücretli öğretmen olarak görevlendirin. Dernekler ve
sendikalar da bu dönemlerde velilere hukuki rehberlik yapmalı, süreçleri
yakından takip etmelidir.
3) Dilin Siyasallaşmaktan Arındırılması (Toplumsal Algı
Değişimi): En büyük bariyerlerden biri de ailelerin hissettiği, yersiz bile
olsa sosyolojik bir gerçeklik olan fişlenme veya ayrımcılığa uğrama korkusudur.
Benim gibi kökeni Türk olan, bu toprakların adaletine ve
kültürel zenginliğine inanan insanların sesini yükseltmesi hayati önem taşıyor.
Kürtçe eğitimi siyasi bir manifesto veya kutuplaşma aracı olmaktan
çıkarılmalıdır.
Bu dilin; bu coğrafyanın tıpkı havası, suyu gibi doğal bir
gerçeği, bir insan hakkı ve pedagojik bir ihtiyaç olduğu toplumun tüm
kesimlerine anlatılmalıdır.
Özetle;
Bu kısırdöngü; ancak devletin güvence vermesi, velinin
hakkını ısrarla araması ve toplumun bu meseleye 'kavga dili' ile değil, vicdan
ve adalet penceresinden bakmasıyla kırılır. Yoksa öğretmen tezgahta bekledikçe,
veli okulda dersi bulmadıkça bu çark hepimizi yutmaya devam edecek.
Bu çarkı durdurabilecek tek şey; yasal hakların arkasında
kavga diliyle değil, sevgi ve barış diliyle, kararlılıkla durabilmektir. Sevgi
ekelim gül koksun dünyaya; barışın dilini kuşanalım, iyilik bulaşsın inşallah.
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.