Kadınları Miras Hakkından Mahrum Bırakmayın 1
Notum: Bu yazı dizisi serisinde paylaşacağım hayata dair hikayeler, ne bir tek şahsı, ne bir aileyi ne de bir kurumu hedef almaktadır. Hayata dair bu insan manzaraları; Eskişehir'den Diyarbakır'a, Mardin'den Elbistan'a kadar Anadolu'nun pek çok yerinde sohbet edip tanıklık ettiğim, toplumsal vicdanımızı yaralayan ve ortak bir meselenin gözlemleri olan yaşanmış tecrübelerdir. Kadınlarımızın uğradığı haksızlıklar sonucunda haklarının gaspı farklı illerimizde yaşanmış olsa da ortak yaramızdır.
Sümen altı edilen içten içe kanayan, biz kadınların birbiriyle dertleştiği bir Anadolu yarasını elime neşter yerine kalem alarak masaya yatırmak istiyorum. Yanlış olsa da sıkı sıkıya bağlı olduğumuz gelenek ve göreneklerin gölgesinde yok sayılan aman düzen bozulmasın diye rızası gasp edilen kadınların miras hakkını…
Ne yazıktır ki bu yara elinizi nereye atsanız sessiz bir çığlık ah olarak yükseliyor. Ve elimi kaleme alıp yazmanın tek çare olduğunu hatırlatıyor bana. Çünkü yazmadığım takdirde gerçekler acı bir biçimde kaçınılmaz olacak ve yüzleşme asla tamamlanamayacaktır.
Geçtiğimiz günlerde Diyarbakır'da dertleşirken kadın kadına yine o çok tanıdık duvara çarptı yüzüm. Bir komşum boynunu büküp, "Bütün mallar amcamın üzerinde, o her ay kazancından bize ne verirse onunla geçiniyoruz." diyerek hakkı olan mülkün sahibi olmak yerine amcasının insafına bırakılmış sığıntı bir hayatı özetliyordu.
Bir diğer dostum ise dededen kalan topraklardan, başını sokabileceği küçük de olsa bir toprağım olsa bir ev yaparım tek göz de olsa diyerek arsa talebini dile getiriyordu. Ancak karşısına çıkan ilk ve en aşılmaz barikat kim oldu biliyor musunuz? Öz annesi... 'Aman kızım ses etme, amcanla, dayınla, abinle aramız bozulmasın, düzenimiz kaçmasın...'
Bir anne, kendi canından bir parça olan kız evladının hakkını, hangi ara erkek kardeşinin veya oğlunun mülk hırsına kurban edecek noktaya gelir? İşte en büyük psikolojik paradoks burada değil midir? Mağdurun, kendi celladının sistemine bekçilik yapması. Anneler, ileride bir gün çaresiz kalırlarsa erkek kardeşlerinin ya da oğlunun gölgesine sığınabilme korkusuyla, öz kızlarının geleceğini feda ediyorlar. Bir erkeğin gücüne yaranmak için, kendi kızlarının ayakları üzerinde durma ihtimalini elleriyle kırıyorlar. Korkuyla adalet takas edilir mi hiç?
Oysa kadına miras hakkını bizzat din buyurmuşken, Nisa Suresi ile o hak mühürlenmişken; hangi gelenek ilahi adaletin önüne geçebilir? Peygamberimiz (s.a.v.) açıkça 'Çocuklarınız arasında adaleti gözetiniz' diye buyururken, kızını mirastan mahrum bırakıp malı oğluna, kardeşine yığanlar hangi vicdanla huzura çıkacaklar?
Devletin mahkemeleri, tapu müfettişleri günün birinde o haksız abilere, oğullara, amcalara, dayılara mutlaka soracaktır. 'Bu mülkü hangi parayla, nereden aldın?' diye. Hukuk devleti o hakkı er ya da geç sahibine teslim eder. Ama ailelerin, hele ki annelerin kızlarının kalbinde açtığı o derin güvensizlik yarasını hiçbir mahkeme kararı tamir edemez.
Kız çocuklarımızın haklarını geleneklerin ve göreneklerin, korkuların ardına saklamayalım. Bir kadının en büyük güvencesi abisinin, dayısının ya da amcasının insafı değil; kendi hakkı, kendi tapusu, kendi ekonomik özgürlüğüdür. Çiçeklerin dili kendi hâlinde gizlidir derler; gelin biz o halin içindeki sessiz çığlığı duyalım. Evlatlarımız arasında cinsiyete göre değil, vicdana göre saf tutalım. Serinin bir sonraki yazısında, bu haksızlığa karşı asilce direnenlerin ve Eskişehir'den yükselen o örnek adaletin hikayesiyle devam edeceğiz. Adalet, kadına da erkeğe de eşit borcumuzdur diyelim. Ve Rahmetli Hocam Hanifi Kara'nın 'EŞİTLİK ve ADÂLET' beytiyle bu yazımızı mühürleyelim. 'Dinde ölçü nedir, diye sorsanız? Hukuk'ta EŞİTLİK, mal da ADÂLET'.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.