Kadınları Miras Hakkından Mahrum Bırakmayın 2
Yazar Notu: Anadolu'nun ortak bir sosyolojik yarasını ele aldığımız yazı dizisi serimiz, yaşanmış genel tanıklıklar üzerinden devam etmektedir.
Değerli okurlarım,
Geçen hafta Diyarbakır'daki eş dost, kardeş meclislerinden tanıştığım kadınlarımızın uğradığı mülkiyet gasplarından ve bu haksızlığa ortak olan anne engelinden bahsetmiştim. Bugün ise bu içten içe kanayan yaranın sadece bir bölgeye ait olmadığını; Elbistan'dan Mardin'e uzanan, hayata dair insan hikayeleriyle aktarmaya devam edeceğim. Çünkü adaletsiz yaklaşım coğrafya tanımıyor ama unutmayalım ki ilahi adalet de zaman tanımıyor; er ya da geç boynuzsuz keçinin hakkını boynuzludan alıyor.
Yine Elbistan'dan çok acı ve ibretlik bir baba hikayesi canlanıyor hafızamda... Bir baba düşünün; ocak sönmesin, mal dışarı gitmesin körlüğüyle bütün malını mülkünü, tapularını öyle ya da böyle öz oğlunun üzerine yapıyor. Kız evlatlarını ise hiçbir şeyi yokmuş gibi tamamen dışarıda bırakıyor, kalplerini kırıyor. Peki sonra ne mi oluyor? Hayatın hesabı, kulun hesabına uymuyor. O el üstünde tutulan oğul genç yaşta Hakk'ın rahmetine kavuşuyor, onca mal mülk de gelinine kalıyor.
Kızları haklı olarak babaya gücenip elini eteğini çekiyor. Barıştırmaya çalışsam da nafile... Kırılan yerden ışık girmiyor, yaralar o kadar sertleşmiş ki. Babanın asıl güvendiği, hayattaki tek dayanağı olan eşi de vefat edince, o koca mülklerin sahibi adam bir başına kalıyor. Mal yığdığı oğlu toprakta, onca mal mülk elin elinde; arkasına dönüp baktığında ise kızları ona küs, dargın ve kırgın. Şimdilerde o mağrur baba, yaptığı haksızlığın sessiz pişmanlığıyla tek başına sığındığı bir huzurevinde yaşıyor; çok sevdiği, adını verdiği torunlarından uzakta. Hayat öyle bir şey ki, evlat ayırana, hayat da böyle bir başına kalmayı reva görüyor işte. Neyse ki devletimizin çatısı altında, güvende ama kalbindeki o yapayalnızlıkla baş başa...
Yine aynı topraklardan, Elbistan'dan bir başka örnek... Hayatını ilme adamış saygın bir Hoca hanım. Abisi, babadan kalan mülkleri yıllarca kendi üzerine geçirmiş, kız kardeşinin hakkına kulak tıkamıştı. Ne hazindir ki o abinin adaleti hatırlaması için 6 Şubat depremini yaşaması gerekti. Ölümün sarsıcı gerçeğiyle burun buruna gelen abi, ancak o afetten sonra vicdana gelip hakkı teslim etti ve kız kardeşine bir medrese açmasını teklif etti. Soruyorum size; kul hakkından korkmak için illa ki dünyamızın başımıza yıkılması mı gerekir?
Şu an Eskişehir'de yaşayan Mardinli komşum da benzer bir kaderin pençesinde. Eşinden gördüğü ağır şiddete boyun eğmeyip çocuklarının geleceği için tek başına direnen bu onurlu kadın, sığınmak istediği baba ocağında 'Kız çocuğusun, sana mal verilmez' duvarına çarptı. O da boyun eğmedi; şimdi hakları için adalet kapısında hukuk mücadelesini sürdürüyor.
Bir kadının en büyük güvencesi abisinin, babasının insafı değil; kendi hakkı, kendi tapusudur. Haftaya final bölümünde, bu vebalin inanç dünyamızdaki yerine bakacak ve Eskişehir'de babamın gösterdiği o asil duruşu anlatacağım.
İşte böyle... Bazen de o haksız malın hayrı olmuyor. Kızdan mal kaçırıp oğula vermenin, günün sonunda o hayırsız hırs yüzünden babayı huzurevinde yapayalnız bırakabileceğini de görebilmek gerekiyor. Bu haksızlığı yapmaya niyetli olan diğer babalara, abilere, dayılara, amcalara küçük bir gözdağı, büyük bir ibret olsun.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.