Görmezden Gel Hayatı
Dün bir hayli canım sıkılmıştı. Aslında yazsam rahatlayacağım diye düşünmüştüm ama en iyisi öfkeyle yazdığın hoş olmaz dedim kendi kendime haydi biraz yat uyu dinlen diyerek kendimi avuttum ve uyudum tabi ki.
Ertesi gün oldu; yine hiç yazmaya niyetim yok, umursamaz davranmaya çalışıyorum yazmamak için de nazlanıyorum. Ama beni etkileyen yazmaya teşvik eden yine bir söz oldu; 'Edebiyat; Hayatı görmezden gelmenin en keyifli yoludur.'
Hayat bazen canımı çok sıkıyor, eften püften şeyler ile meşgul olmak rahatsız ediyor beni. Hele ki bu eğitim camiası içinde olunca, mevki makam söz düelloları mahkeme salonlarına taşındığını duymak görmek ve akademisyenlerin küskün dargın olarak köşelere çekilmesi, ellerini eteklerini çekmeleri hiçbir şey yapmak istememeleri, bir yanda da süslü fotoğraf kareleri, diğer yanda yas taziye evleri oda oda. Bir taraf ağlıyor bir taraf gülüyor tamam anlıyorum hayat zırlıklar ile güzel ama bu kadarı da fazla ama ya diyorum toparlıyorum kendimi. Mahkeme salonlarında gitmek gelmek insanların zamanlarını hayatlarını çaldığı gibi hakkını aramak için tek çare tabi ki...Hiç bu durumlara gelinmese keşke her kesin fikri zikri farklı olsa da çalışan insanların hakları yenmemiş olsa, insanların arkalarından söylenmemiş sözleri, sanki söylemiş gibi uydurulmasa ama ne yazık ki hayatın gerçeği. Sonra aman be lütfiye canını sıktığın şeylere bak, dünyada evi damı başına yıkılmış mazlumlar var, yığınlarca cenaze kalktı, yığınlarca daha cesetler var, bunca insanlık sorunları varken dünyanın başını kaşıyacak vakti yok, gelsin bir de seni mi teselli etsin diyorum, senin kafana taktığın şeye bak diyor, soğuk bir karpuz dilimi, bir kase de dondurma, ve sonunda gülüyorum halime ve şükrediyorum yediğim her lokmayı dahi bulamayanlar var. Canını sıkma hayatı görmezden gel, fazla sempati alıp üzerine o duyguların içinde yok olma. Empati sahibi ol sempatikleştirme olayları cananım diyorum.
Fazla içselleştirip de üzme tatlı canını, ne gerek var, yakında kutsal toprakların ruhunu kuşanacaksın üzerine, güneş bile başka doğacak o güne, hiç milyonlarca kalabalığın içinde oldun mu küçücük bir nokta. Kuşlar nasıl gördün mü? Dağların eteğine vardın mı? Hurma bahçesinden geçtin mi hiç? Keşfetmediğin bir dünya bekliyor seni, bunlara takılıp ta üzme tatlı canını. O yıkık dökük viranelerin içindeki çocukları düşün, her şeylerine rağmen buldukları yırtık bir kitabın kapısını aralayıp bambaşka dünyalara doğru yelken açıp nasıl kurtuluşa erdiklerini hayal et ve nazlanma yaz gitsin...
Ve oyuncak masaları, oyuncak koltukları, oyuncak bebekleri oyuncak dünyanın içindeki dönme dolapları görmezden gel hayatı...
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.