Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Mürşid Edinme Yanılgısı Ve Bireysel Dini Sorumluluk Üzerine

İslam düşüncesinin tarihsel seyrine bakıldığında, dini rehberlik kavramının zamanla özünden saptırılarak bir tahakküm aracına dönüştürüldüğü görülmektedir. "Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır" şeklinde dolaşıma sokulan söz, ilk bakışta rehberliğin önemini vurgulayan masum bir ifade gibi görünse de özüne inildiğinde bu söz tam da iddia ettiği şeyin ta kendisidir: Şeytani bir kurgu. Zira bu söz, insanı Allah'a ve Kur'an'a değil, bir başka insana bağlamak için üretilmiş; sorgulamayı günah, bağımlılığı erdem olarak kodlamak amacıyla araçsallaştırılmış bir manipülasyon cümlesidir.

Bir Manipülasyon Aracı Olarak "Mürşid" Söylemi

Herhangi bir dini ya da ideolojik yapı içinde iktidarını pekiştirmek isteyen birinin en temel ihtiyacı, sorgulanmamaktır. Bunun için en etkili yöntem ise sorgulamayı tehlikeli, hatta uhrevi açıdan tehdit edici ilan etmektir. "Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır" sözü tam bu işlevi görmektedir. Bu söz bir kişiye söylendiği anda o kişinin zihninde şu denklem kurulur: Bir mürşide bağlanmak zorundasın; aksi takdirde şeytanın eline düşersin. Oysa bu denklemin kendisi baştan yanlış kurulmuştur. Çünkü söz, yönlendiriciyi Allah ve Kur'an olarak değil, bir insan olarak tanımlamaktadır. İnsan aklını ve vicdanını devre dışı bırakarak başka bir insanın otoritesine teslim olmayı kurtuluş yolu olarak sunmaktadır. Hâlbuki bu tam anlamıyla şirkin kapısını aralamaktır; o kapıyı açan da bizzat bu sözü uyduran kişinin ta kendisidir. Bu söylemi üretenler, insanları iki seçenekten birini yapmaya zorlarlar: Ya bize bağlan, ya da şeytanın eline düş. Bu sahte ikilem, özgür düşünceyi felç eden ve bireyi itaate mahkûm eden bir psikolojik kıskaçtır.

Müridin Dönüşümü: Özgür Bireyden Kukla Olmaya

Bir kişiye bağlanan ve onu mürşid olarak benimseyen bireyin yaşadığı dönüşüm, yavaş ve sinsi biçimde gerçekleşir. Bu dönüşüm hiçbir zaman ani değildir; aksine aşama aşama ilerler ve kişi çoğunlukla ne zaman özgürlüğünü kaybettiğini fark edemez. İlk aşamada bağlanan kişi, mürşidinin görüşlerine duygusal bir bağlılık geliştirir. Bu aşama henüz makul görünebilir; herkes saygı duyduğu birinin görüşlerini dikkate alır. Ancak ikinci aşamada bu saygı eleştirinin önüne geçmeye başlar. Mürşid bir hata yaptığında mürid onu savunur; çünkü artık mürşidin hatası onun da hatası hâline gelmiştir. Üçüncü aşamada ise bağlanan kişi mürşidinin nefsini din olarak benimsemiş durumdadır. Bu noktadan sonra mürşid ne derse o hâline gelir:

Mürşid "kızlar okuyamaz" derse mürid bunu kabullenir. "Kızlar çalışamaz" derse mürid bunu savunur. "Teknoloji ve bilim zararlıdır" derse mürid onlara karşı çıkar. Daha da vahimi, "Bize ayet dahi getirseler, hadis ayetle çelişiyorsa ayeti değil hadisi kabul ederiz" dendiğinde mürid bunu da benimseyebilir. Çocuklarla evliliğin İslam'da meşruiyet taşıdığı söylendiğinde mürid buna da itiraz etmez. Kur'an okurken gerçekten duygulanmasa dahi ağlıyormuş gibi yapması gerektiği öğretildiğinde mürid bu riyayı da kabullenir. Artık bu kişinin vicdanı çalışmaz hâle gelmiştir. Kalbi, "temizlik" adı altında kirletilmiştir. Mürşidinin nefsini din sanan bu kişi, hem kendisine hem de çevresine büyük zarar verebilir hâle gelmiştir. Zira yanlış yapan o değildir; mürşidi ne derse doğru olan odur. İşte bu noktada artık mürid, mürşidinin nefsinin ve şeytanın bir oyuncağı hâline gelmiştir. Oysa kendisini koruduğunu sanmaktadır.

Sahte Rehber ile Gerçek Rehberin Farkı

Bu meselenin özüne ulaşabilmek için şu soruyu sormak gerekmektedir: Eğer gerçekten dürüst, iyi niyetli ve hak üzere olan biri rehberlik yapıyor olsaydı nasıl davranırdı? Cevap son derece nettir:

Gerçekten doğru yolda olan bir kişi, insanları kendisine değil Allah'ın kitabına yönlendirir. Kendi görüşlerini kayıtsız şartsız kabul ettirmeye çalışmaz; aksine "Ben de insanım, yanılabilirim, beni sorgulayın" der. İlmini para karşılığında satmaz; para kazanmak amacıyla kitap basmaz. Bastığı kitabı ücretsiz dağıtır. Ve bastığı kitabın aynısını PDF olarak ücretsiz paylaşır. Kendisine birisinin aşırı bağlandığını hissettiği anda onu uyarır ve "Bana değil Kur'an'a uy" der. Bu uyarıya rağmen bağlılık sürdürülürse o kişiyle yolunu ayırır. Cemaat, tarikat ve grup oluşumlarına karşı çıkar. Şöhret, para ve mürid edinme kaygısı taşımaz. Her haksızlığa, her zulme, her batıla karşı çıkar; bunu yaparken de kayıp hesabı yapmaz. Buna karşılık sahte rehber tam tersini yapar: İnsanları kendisine bağlar, sorgulayanı dinden çıkmakla ya da çarpılmakla tehdit eder. Kendi sözlerini, rüyalar ve menkıbeler anlatır; hatta bunları uydurur. Keramet haktır der. Kitap satar, bağış adı altında para toplar. İnsanları Allah'a değil kendisine çağırır. Bu iki portre karşılaştırıldığında aradaki fark hem çarpıcı hem de aydınlatıcıdır.

İslam'da Bireysel Sorumluluk İlkesi ve Tağut Meselesi

İslam inancının temel ilkelerinden biri, ahirette hesabın bireysel olmasıdır. Hiç kimse bir başkasının günahını taşımaz. "Şeyhim böyle emretti" ya da "Liderim böyle dedi" hiçbir zaman bir kurtuluş gerekçesi olamaz. Bu ilke, İslam'ın özünde var olan bireysel özgürlük ve sorumluluk anlayışının doğal bir sonucudur. Nisa Suresi'nin 60. ayeti bu meseleye doğrudan ışık tutmaktadır. Ayet, Allah'ın indirdiği dışında bir otoriteye başvurma eğilimini "tağuta başvurmak" olarak tanımlamaktadır. İnsanların dini konularda Allah'ın kitabı yerine kişilerin görüşlerine, cemaat liderlerinin fetvalarına ya da tarikat büyüklerinin sözlerine başvurması, ayetin işaret ettiği sapmanın ta kendisidir. Kur'an bu konuda son derece açıktır: Allah insana kalemle yazmayı öğretmiştir, bilmediklerini öğretmiştir. İnsanın asıl rehberi Hâdî ve Mürşid olan Allah'tır. Bir başka insanı bu konuma oturtmak ise onu fiilen dinleştirmektir; yani ilah mertebesine çıkarmaktır. Bu, farkında olunmadan yapılan ancak son derece ağır sonuçları olan bir sapmadır. Hakka uymak yerine şahıslara uyanlar, o şahısları zihinlerinde ve kalplerinde tanrılaştırmış olurlar. Bu süreç bilinçli değildir; duygusal bağlılık ve korku mekanizması üzerinden işler. Ancak sonuç değişmez.

Aklın ve Sorgunun Dini Bir Yükümlülük Olduğu

Sorgulamak İslam'da bir isyan değil, tam aksine bir sorumluluktur. Allah insana akıl vermiştir ve o aklı kullanmayı emretmiştir. Kur'an boyunca tekrarlanan "Hiç düşünmez misiniz?", "Hiç aklınızı kullanmaz mısınız?", "Hiç ibret almaz mısınız?" gibi ifadeler, aklın ve sorgunun dini bir yükümlülük olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Dolayısıyla bir kişinin söylediklerini sorgulamak, onun dini otoritesini test etmek, görüşlerini Kur'an ile karşılaştırmak bir günah değil, bir ibadettir. Buna karşı çıkan, sorgulayanı dinden çıkmakla tehdit eden kişi, aslında insanları Allah'tan uzaklaştırmaya çalışmaktadır. Gerçek anlamda olgunlaşmış bir birey, başkasının onayına muhtaç değildir. Kendi vicdanını işletir, aklını kullanır, Kur'an'a başvurur. Bu bireyin mürşidi ne bir tarikat şeyhi ne de bir cemaat lideridir; mürşidi Allah'ın kitabı ve O'nun verdiği akıldır.

"Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır" sözü, ironik biçimde, tam da şeytanın işine yarayan bir sözdür. Bu söz; insanı korkutarak bir otoriteye bağlamak, sorgulamayı tehlikeli ilan etmek ve bir iktidar odağı oluşturmak için üretilmiştir. Bu söylemin arkasındaki gerçek niyet ne kadar din diline büründürülürse büründürülsün, işlevi aynı kalır: İnsanı özgürlüğünden ve bireysel sorumluluğundan koparmak. İslam'ın özü ise tam aksi yönde bir çağrı içerir: Düşün, sorgula, aklını kullan, Allah'ın kitabına dön. Ahirette hesap verecek olan sensin; ne bir şeyhin ne bir lider seni kurtarabilir ne de suçunu üstlenebilir. Gerçek rehber seni kendine bağlamaz; seni özgürleştirir. Gerçek rehber seni kendine muhtaç kılmaz; seni Kur'an'a yönlendirir. Ve gerçek rehber en nihayetinde, sana kendisini değil Allah'ı gösterir. Bunun dışındaki her söylem, ne kadar dini bir kisveye büründürülürse büründürülsün, şeytanın değirmenine su taşımaktan başka bir işe yaramaz.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Mürşid Edinme Yanılgısı Ve Bireysel Dini Sorumluluk Üzerine

muhammed-ridvan-kaya muhammed-ridvan-kaya