Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Nuh'un Gemisinin Konduğu Yer Sorunu

Nuh nebinin gemisinin nereye oturduğu sorusu, dinî metinler, arkeoloji, filoloji ve coğrafyanın kesiştiği bir alandır. Popüler tartışmada genellikle iki dağ öne çıkar: Cizre yöresindeki Cudi Dağı ve Doğu Anadolu'daki Ağrı Dağı. Burada iki soruya cevap arayacağız. Birincisi, mevcut metinsel ve tarihsel deliller hangi adayları makul kılar? İkincisi, bu deliller "şu dağdır" hükmünü verecek kesinlikte midir? Yöntem bakımından üç ilke benimsenmiştir. Kutsal metinlerin verdiği bilgi ile sonraki yorum geleneklerinin eklediği bilgi birbirinden ayrılır. Filolojik ve coğrafi tespitler ile bu tespitlerin tufan olayına uygulanması ayrı katmanlar olarak ele alınır. Kesinlik iddiaları, dayandıkları delilin gücüyle sınanır.

Kur'an'da "Cûdî"

Kur'an, geminin tufan sonrasında "Cûdî" üzerine oturduğunu bildirir (Hûd, 11/44). Metin bu ifadenin ötesinde bir konum tarifi vermez. Kelimenin özel bir dağ adı mı, yoksa Arapça kökünden türeyen bir sıfat mı olduğu tartışmalıdır. Bir okumaya göre "Cûdî" özel isimdir. Başka bir okumaya göre kelime, yüksekçe, bereketli veya elverişli bir yeri anlatır. Bazı kaynaklar da kelimeyi Süryanice kökenli sayıp "kutsal dağ" anlamı verir. Bu anlam ihtimalleri dilbilimsel olarak tartışılabilir, ancak hiçbiri tek başına coğrafi bir kimlik kanıtlamaz. Sonraki tefsir geleneğinde Cûdî'nin Cezire bölgesindeki bir dağ olduğu yaygın biçimde anılır. Bu, metnin kendisinin değil, yorum geleneğinin aktardığı bir bilgidir. Dolayısıyla ayetin dilsel yapısı, Cûdî'yi belirli bir zirveyle özdeşleştirmeye yeterli değildir.

Tevrat'ta "Ararat Dağları"

Tevrat, geminin "Ararat dağları" üzerine oturduğunu söyler. İfade çoğul biçimdedir ve tek bir zirveyi değil, bir dağlık bölgeyi işaret eder. Ararat, Urartu adıyla anılan Doğu Anadolu ve Kafkasya yöresini karşılar. Bugünkü Ağrı Dağı'nın bu adla özdeşleşmesi sonraki dönemlerde gelişmiştir. Metnin kendisi "dağlar" dediği için bu özdeşleşme metinden değil, gelenekten gelir. Bu, Cudi için söylenenle paraleldir. İki adaylık iddiası da ilk metnin verisinden çok, sonradan oluşan bir yorum zincirine dayanır.

Mezopotamya Geleneği ve Nisir Dağı

Gılgamış Destanı'nın 11. tableti (Standart Babil versiyonu), tufan anlatısının bilinen en ayrıntılı yazılı metinlerinden biridir. Burada gemi Nisir Dağı'na oturur ve dağ gemiyi tutar, sallanmasına izin vermez. Bu ifade birkaç gün boyunca tekrarlanır. Anlatıya göre fırtına altı gün altı gece sürer. Nisir'e konan gemi yedi gün bekler ve ardından güvercin, kırlangıç ve karga bırakılır. Nisir'in delil değeri üç noktada toplanır.

Metin yaşı. Tufan geleneği Mezopotamya'da çok eskidir. Standart Babil versiyonu geç bir redaksiyondur, ancak anlatının çekirdeği daha eski Akadca ve Sümerce metinlere dayanır. Bu gelenek Tevrat metninin bugünkü biçiminden önce kayda geçmiştir. Ancak eski olmak, tarihsel olarak doğru olmakla aynı şey değildir. Bu, edebî ve kültürel bir önceliktir.

Coğrafi tespit. Asur kralı II. Assurnasirpal'in (MÖ 883–859) sefer kayıtlarında Nisir (Nimuş) adlı dağ geçer. E. A. Speiser ve sonraki araştırmacılar bu dağı Zagros silsilesinde, Süleymaniye yöresinde aramış ve Pir Omar Gudrun ile özdeşleştirmiştir. Dağın yüksekliği kaynaklara göre yaklaşık 2.600–2.700 metre arasında verilir. Zagros'un batı eteğinde, Küçük Zap ile Diyala arasındaki konumu, Asur kayıtlarındaki tarife uyar.

Dilsel anlam. Nisir adı Akadca "korumak, gözetmek" köküyle ilişkilendirilir. "Korunan yer" veya "kurtuluş yeri" gibi yorumlar, adın tufandan kurtuluş anlatısıyla anlamsal uyumuna işaret eder. Ancak bu etimoloji tartışmalı bir çıkarımdır. Ad, anlatının sonradan doğrulanması için değil, mevcut bir dağ adının anlatıya yerleştirilmesi için de seçilmiş olabilir.

Bu üç delil Nisir'i keyfî bir ad olmaktan çıkarır. Nisir gerçek bir coğrafi addır ve tufan anlatısının doğduğu kültür havzasına yakındır. Öte yandan bu deliller iki ayrı sonuç için kullanılamaz. Nisir'in Pir Omar Gudrun olması, Asur kayıtları sayesinde makul biçimde tespit edilmiş bir coğrafi tanımdır. Ancak Gılgamış'ın Nisir'i ile gerçek bir tufan olayının gemisinin konduğu dağ aynı şey olmak zorunda değildir. Destan edebî bir metindir ve yazarların bilinen bir dağı olaya yerleştirmiş olmaları, olayın orada gerçekleştiğini göstermez.

Ortak Anlatı Çekirdeği

Üç gelenekte de aynı iskelet görülür: büyük tufan, gemi, geminin karaya veya dağa oturması ve kurtuluş. Bu ortaklık iki şekilde yorumlanabilir. Bir yoruma göre farklı geleneklerin aynı tarihsel olaya işaret etmesi, ortak çekirdeği açıklar. Başka bir yoruma göre komşu kültürler arasındaki anlatı aktarımı, benzerliği açıklamak için yeterlidir. Ortak çekirdek Nisir'i aday yapar, ancak kesin bir sonuca götürmez. Ayrıca Ararat ve Cûdî'nin, farklı dönem ve geleneklerin aynı coğrafyayı farklı adlarla aktarması ihtimali de vardır. Bu ihtimal ciddi bir araştırma konusudur, ancak bugün elde tutulabilir bir kanıta dönüşmüş değildir.

Fiziksel Akıl Yürütmenin Sınırı

Nisir lehine sık başvurulan bir argüman şudur: Basra Körfezi'nden veya nehirlerin taşmasıyla ilerleyen sular, bir gemiyi ilk olarak Zagros eteklerine taşır. Ovadan yükselen ilk büyük dağ sırasına oturmak, binlerce kilometre uzaktaki yüksek volkanik bir dağa ulaşmaktan daha makul görünür. Bu akıl yürütme sezgisel olarak çekicidir, ancak yöntemsel bakımdan zayıftır. Tufanın niteliği, kapsamı ve su hareketleri hakkında elimizde doğrulanabilir veri yoktur. Bir olayın nasıl gerçekleştiğine dair bilgimiz olmadığı için "hidrodinamik olarak daha mantıklı" ifadesi kanıt değil, varsayımdır. Kutsal metin tufanı olağanüstü bir olay olarak sunduğunda, sıradan fizik modelleriyle konum tahmini yapmak da sorunlu hâle gelir. Aynı eleştiri Ağrı ve Cudi lehine kurulan hidrodinamik gerekçeler için de geçerlidir.

Gayb Kavramı ve Epistemolojik Sonuç

Kur'an'da gaybın anahtarlarının Allah'ın katında olduğu, onları O'ndan başkasının bilmediği bildirilir (En'âm, 6/59). Bu ayet, delilin bittiği yerde iddianın da durması gerektiği yönünde bir ilke koyar. Konumu bilinmeyen bir olayın yerini kesin bir dille belirtmek, bu ilkeyle gerilim doğurur. Bu ilke tek bir adaya değil, bütün adaylara uygulanmalıdır. Cudi Dağı için "kesin" demek, Ağrı için "kesin" demek ve Nisir için "kesin" demek aynı yöntem hatasını taşır. Bu çalışmanın Nisir lehine sunduğu deliller, adayı ciddi kılar. Ancak bu deliller de bir kesinlik üretmez. Bu nedenle Nisir'i öne çıkarmak, konuyu çözmüş olmak anlamına gelmez. Yalnızca aday listesini genişletir ve tartışmayı metinsel delillere yaklaştırır. Her yorumun bir dağa kapı açması, tartışmanın doğasını gösterir. Bir kişi kendi kaynağını, kendi geleneğini ve kendi okumasını seçer. Bu seçimler arasında hakemlik yapabilecek, bütün taraflarca kabul edilen bir delil yoktur.

Burada dört sonuca ulaşılır. Birincisi, Kur'an'ın "Cûdî" ifadesi, kesin bir coğrafi konuma indirgenemez. Cudi'nin Cezire'deki bir dağ olduğu yönündeki kabul, tefsir geleneğinin katkısıdır. İkincisi, Tevrat'ın "Ararat dağları" ifadesi bir bölgeyi anlatır ve Ağrı Dağı ile özdeşleşme sonraki gelişmedir. Üçüncüsü, Nisir, Mezopotamya geleneği, Asur kayıtları ve coğrafi konumu sayesinde ciddi ve tartışmaya değer bir adaydır. Dördüncüsü, hiçbir aday kesinleştirilemez. Bu nedenle mümine düşen tavır, belirsizliği bir yenilgi saymak değil, bilginin sınırını dürüstçe kabul etmektir. Hangi dağ olduğunun bilinmediğini kabul etmek, bu konudaki en tutarlı ilmî ve dinî tutumdur.


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Nuh'un Gemisinin Konduğu Yer Sorunu

muhammed-ridvan-kaya muhammed-ridvan-kaya