Kalabalık Oda
KALABALIK ODA
Bu oda boş olduğu zamanlarda bile kalabalık görünür gözüme. Duvarlarında söylenmiş ya da söylenmemiş cümlelerin yankısını duyarım sanki. Geçmişten gelip geleceğe yayılan geniş zamanların kadim duyguları saklıdır herbir köşesinde. Tabanında pişmanlığın, bedene ağır gelen bir ömrün sürütülmüş adımları vardır. Tavanlarına öfkenin kokusu sinmiş, koltuklarına kayda geçmemiş nice duyguların ağırlığı oturmuştur. Ne kadar havalandırsan da yılların kasvetini dağıtamazsın buradan.
Bu haliyle kimileri için karanlık bir tüneli andırır. Boşluklarına çarpa çarpa bir an önce kaçmak isteyecekleri bir tünel. Kimileri için ise her tünelin sonunda bir ışık vardır. Bu oda, onların ışığa yürüyecekleri ilk güvenli adımlarıdır. Bazen "Benim bu odayla işim yok," bakışlarını görürsün, bazen de belirsizlik bakışlarını. Benim vazifem odanın bir parçası olmak. Görmek isteyenler için ise elimde bir fener mutlaka olacaktır.
Yönlendirmelerin, suçlamaların duvarlara karışmasına, dilsiz şahitler olarak hazır bulunmasına izin veririm. Birlikte yol almak istersen ışığa gidebiliriz diyen bir güven mekanizması oluşturmak asıl önceliğimdir.
İnkar ve öfkeyle başa çıkmak da zordur, kabullenilmişliğin sessizliğiyle mücadele etmek de. Her biri ayrı hikaye, ayrı yaşanmışlık katar odaya. Kiminin hikayesi duvarlara hapsolur, kiminin çarpıp bin parçaya ayrılarak tüm odaya dağılır. Hem onu, hem odayı, hem de kendimi toplarım. Çünkü ben onu çözerken o beni geliştirir, ben onu tedavi ederken o da beni iyileştirir. Tıpkı onunla karşılaştığım gün gibi.
Daha kapıdan içeri girer girmez hissetmiştim ondaki farklılığı. Varlığından önce pişmanlığı doldurmuştu odayı. Nasıl bildiğimi sormayın. Belki tecrübe, belki de umut. Gencecik bir bedenin yaşanacak güzel yıllarına olan inancım. Dosyadaki çocuk yaşına bakıp da içime yerleşen şefkat. Adı ne olursa olsun kurtuluş mesajları tüm duvarlara çarpıp üstümüze dağıldı.
Dediğim gibi üç kişiydik odada. Ben, o ve pişmanlığı. Karşılıklı otururken pişmanlığın aramızdaki tüm boşluğu doldurduğunu hissettim. İşte bu, tüneldeki en kuvvetli ışıktı.
Taşıdığı suçluluk gencecik bedeninin omuzlarına çökmüş, bakışlarını yere eğmişti. Ondan önce pişmanlığının sesini duydum.
"Ben buraya gelmek istemesem de bu odayı hak ettim."
Hâlâ dudakları kıpırdamasa da aramızdaki boşluk fısıldıyordu devamını.
"Keşke gelmeme hiç gerek kalmadan durdurabilseydim kendimi!"
Onu bırakmış, pişmanlığıyla konuşuyordum. Odanın gürültülü sessizliğini ilk kez bu kadar güçlü hissetmiştim.
Sandalyenin ucundaki rahatsızlığını saklamaya çalışır gibi ellerini dizlerinin arasına sıkıştırdı. Göz ucuyla bana bakar bakmaz bakışlarını yeniden yere indirdi. Yine ondan önce konuştu pişmanlığı.
"Bana sakın kızmayın. Ben kendime yeterince kızıyorum zaten."
Bu odaya gelenler çoğu zaman suçunu ya da suçsuzluğunu anlatsa da pişmanlıklarını saklar. Çünkü suçlu başkalarıdır, pişman olması gerekenler de. Kendileri ise kurban rolündedir. Oysa bu genç sandalyede ufalıp uzaklaştıkça, pişmanlığını gözüme gözüme sokuyor gibiydi.
Hayat ya da kader değil seçimlerimizdir bizi bu hale getiren der gibi. İşte yine pişmanlığı konuştu. Ve ben o gün bir ilki yaptım. Sonda söylemem gerekenleri en başta söyledim. "Başaracaksın. Bunu biliyorum," sözleri döküldü dudaklarımın arasından.
Yüzüme anlamaya çalışır gibi baktı. Şaşırdığı her halinden belli oluyordu ama sormadı. Onun yerine ilk kez konuştu. "Ben aslında kötü biri değildim." Etrafını incelerken - bu odaya gelecek kadar- demek istiyordu sanırım.
"Hâlâ değilsin," dedim gözlerinin içine bakarak. Hemen kaçırdı gözlerini. Bunu duymayı istese de hazır olmadığı belliydi ama ben inanarak söylemiştim.
"Ne için geldiğimi biliyorsunuz," dedi bu kez. Gözleri elimdeki dosyaya kaymıştı.
"Boş ver dosyayı," dedim yanımdaki sehpaya bırakarak. "Bana kendini anlat."
"Ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Hiç istemeden bulaştım. Hayallerim vardı, hedeflerim. Belki onlara ulaşamamaktı beni bu çaresizliğe iten. Hiçbir işe yaramadığını biliyorum ama çok geç," dedi sesi gitgide azalarak.
"Çok genç," diyerek düzelttim. "Çok geç olmayacak kadar gençsin. Bu avantajını unutma. Sana inanmayan insanlar, seni çaresiz bırakan olaylar olabilir. Yine de senin elinde daha güçlü bir koz var. "
Umutsuzluğa düşmesine izin vermeden önce yeniden sözü aldım. "Hayallerinden ve hedeflerinden bahsettin. Ne olmak istiyorsun?"
Dudaklarında hafif bir kıvrım belirdi. Bana da bulaşıp gülümsememe sebep olan bir kıvrım. Bir süre daha sessiz kaldı. Konuşmaya başladığında ise o kıvrım çoktan kaybolmuş, yerini çaresizlik almıştı.
"Herhangi bir sağlık çalışanı. Kendi bedenime verdiğim zararı, başkalarını kurtararak telafi etmek istiyorum. Ne komik değil mi?"
"Komik değil çünkü öyle olacağına inanıyorum," dedim aynı ciddiyetle.
"Keşke sizin inandığınız gibi başkalarını da inandırabilseydim."
Artık karşımda küçük bir çocuk vardı ve ben sözlerimle onu sarıp sarmalamak için sabırsızlanıyordum.
"Bak! Sana inanmamaları onların hatası.Tıpkı senin pişman olduğun gibi onlara da pişman olmaları için izin ver. Sen bunu yaşadıysan onlar neden yaşamasın? Herkes hata yapabilir."
Başını sallayarak beni anladığını gösterdi. İşte bu en büyük mükafattı.
"Başaracağıma inanıyor musunuz?" diye sordu içindeki küçük çocuk yeniden.
Sorusuna soruyla karşılık verdim. "Odaya ilk geldiğimde ne söylemiştim?"
Biraz düşündükten sonra gülümseyerek cevap verdi. "Başaracaksın!"
Adaleti öncelikle kendi vicdanlarında arayanlara ne mutlu! Bu odanın kapısı bazen çıkış kapısı olur, bazen de dönüşümün. O gün üç kişi girdiğimiz odadan iki kişi olarak çıktık. Pişmanlık, oda duvarlarındaki yaşanmışlıkların arasında kendine bir çatlak bulup oraya yerleşti. Kapıda durup o çatlağa bakarken belli belirsiz bir teşekkür fısıldadım.
Aslıhan Savaş
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.