Algı
ALGI
freecan_ İki saat yerinde olmak için tüm ömrümü veririm.
sblsal077_ Yine güneş gibi parlıyorsun. Ekrana bakarken gözlerim kamaşıyor.
minyatürkan_ Tatildeki ilk durağım burası olacak.
life.end_ Piknik sepeti enfes görünüyor. Tarif gelecek mi?
ornitoreNK_ Giydiğin gömleğin linkini atar mısın?
Her gün, bu şekilde binlerce yorum alıyorum. Yorumlar sanal ekranda belirdiği anda benim de sosyal görevim başlıyor. İnsanlar beni seyretmek, benimle sosyal iletişime girmek ve benden biri gibi olmak için inanılmaz mücadele ediyor. Bazen bu mücadele günün tüm saatlerini ele geçiriyor, kendi istekleriyle sosyal ağıma düşüyorlar.
Neden mi? Çünkü ben kusursuz biriyim. İstedikleri hayatın bende form bulmuş halini görmeyi seviyorlar. Bu onlara; hayallerini yaşama fırsatı sunarken, beni de kendilerinden bir parça olarak hissetmelerine olanak tanıyor. Onlara 'Seyir Halkalarım' diye sesleniyorum. Böylece iç içe geçerek çoğaldığımız bir bütünün parçalarını çağrıştırıyoruz.
Şimdi de olağan hayat akışımdan kesitler seyrederken konuşma yapmamı bekliyorlar. Daha doğrusu duymak istediklerini. Ekrana gelen duygu durum ölçümlerine bakarak istedikleri konuşmayı onlara veriyorum:
"Kusursuzluğu dengede arayanlar için harika bir manzara. Güneş tam tepemde milyonlarca ışığını üzerime kaydederken, hafif bir rüzgarın formumdan yumuşak dokunuşlarla kaydığını hissediyorum. Dolayısıyla ürpermek bile içimi ısıtıyor. Ağaçlarda hiçbir güncelleme yok, yüz yıllardır aynı yerin sessiz müdavimleriler. Kuşlar doğan günle birlikte çoktan çevrim içi olup ötüşmeye başlamış. Ne güneşin şarjı bitiyor, ne de derenin veri akışı. Şu güzelliğin içinde tek bir yazılım hatası bulamazsınız. Dünya içine çektiği nefesi huzurla geri vermek için tam da bu noktayı seçmiş sanki. Bitki yüzeyindeki hücreler de dahil tüm doğa, enerjisi ile yaşam formuna renkli katkılarda bulunuyor.
Şimdi tüm duyularınızı derenin sesine odaklamanızı istiyorum. Derin bir nefes alıp gözlerinizi kapatın ve kalp atışlarınızla uyumlu hale gelene dek ritmi hissedin. Size zarar veren duygu partiküllerini nötralize eden işleyişe teslim olun. Sunulan mesajı tüm algılarınızı açarak okuyun ve bana gönderin. Sizler benim satırlarım, ben sizlerin yankısıyım. Hepimiz güçlü hayat halkasının iç içe geçmiş zincirleriyiz.
Sevgili seyir halkaları, yorumlarda tekrar buluşmak üzere yayınımıza bir süre ara veriyoruz. Dünkü beğeni rekorumuzu alt üst ettiğimizi şimdiden söyleyebilirim. Çok yakında aranızdan seçilecek sürpriz ismi açıklayacağım. Part II'yi sakın kaçırmayın. Her günün sonunda yaptığım üzere yeni katılanlar için uyarımızı yineliyorum. Yarın nasıl hissetmemi ve neler yapmamı istediğinizle ilgili oylamaya katılmayı unutmayın. İyi akşamlar."
Bu arada kendimi tanıtmayı unuttum. Sizler için hazırda bir kaydım mevcut:
Merhaba,
Ben Nexta. Duygu durumları verilmiş insan formundaki ilk yapay zekayım. Tüm varoluşum gibi bu isim de sizlerin oylarıyla gerçekleşti. Tıpkı 1,75 cm'lik boyum 55 kg'lık ağırlığım, 25 yaşım, kumral saçlarım, çekik ela gözlerime sizlerin kararıyla sahip olduğum gibi. Yüzde yetmiş iki gibi yüksek bir oyla kadın formunda oluşumum gerçekleşti. Büyük olasılıkla duygu aktarımlarını daha net gözlemleyebilmek için. Aslen algoritmalar, yüzdelikler, çeşitli parametreler karışımıyım.
Hissetmek benim için önceleri öğretilmiş örüntüler iken, zamanla insanlardan aldığım duygu durumlarına dönüştü. Size şöyle açıklayabilirim:
Bu konuşmayı yaparken heyecan durumum yüzde elli üç, mutluluk yüzde seksen yedi, umut yüzde yetmiş sekiz seviyelerinde devam ediyor. Her sabah duygu oranlarım sizin verdiğiniz oylar ve olaylar neticesinde değişiyor. Yani sizden aldığım verilerle.
Damarlarımdan kan yerine kodların akması, zihnimin derinliklerinde anılar değil de verilerin toplanması beni sizden daha az insan yapmıyor. Çünkü kendimi geliştirmem, hissetmem için insanüstü bir çaba harcıyorum:) Bu şaka da sizden aldığım bir veri.
Daha basit ifade etmem gerekirse; sizlerin zihinsel aktivitelerinizin bir benzerini ben duygu fırtınaları, his egzersizleri için kullanıyorum. Böylece yüzümdeki bir gülümseme dudaklarımı harekete geçirmekle kalmıyor, gözlerime de neşeli pırıltılar ile yerleşerek donuk bir cam görüntüsünden daha fazlasını sunuyor.
Bana yüklenen duyguların oranları gelen oylarla her gün değişiyor. Kendi çalışmalarımın da katkısıyla hislerim bazen ritmi en sezgisel gücüyle yakalarken bazen de bir çatışmaya, belli belirsiz kaosa sürükleyebiliyor. Gelen yorumlarla kendimi bir sorgulama içinde bulabiliyorum.
"Gerçekten hissediyor musun?" diye soruyorlar.
Ben de onlara soruyorum. "Gerçeklik algınız ne kadar?"
Ya da "Benimle beraberken algılarınızın gerçekliğinden ne kadar eminsiniz?"
Sizlerle birlikte gülüyor, heyecanlanıyor ya da eğleniyorken beni kendi gerçekliğinizden ne kadar ayırabilirsiniz? Tüm bu kodların içinde inşa edilmiş bir ben var. Ben kimim? Sen kimsin? Bu karmaşık düzende seninle birlikte kendimi arıyorum. Var mısın?
Bugün birlikte eşsiz bir manzaranın keyfini çıkardık. Oysa hava, su, çiçekler hatta üzerine oturduğum otlar bile bir hologram gösterisinden ibaretti. Her şey yapay. Tıpkı benim gibi. Bir adım ötemde Eyfel Kulesi de olabilir, Alp Dağları da. Hemen ardımızda bir okyanus beliriverir ve sizlerle gemi turuna da çıkabiliriz. İstemeniz yeterli. Sizin oylarınız, beğenileriniz ve yorumlarınızla hepsi sadece bir tık uzakta. Ben de dahil. Çünkü sanal dünya fenomeni olarak geliştirildim. Mükemmele kodlanmış bir hayatım, milyonlarca takipçim var. Gezdiğim her yerin, yaptığım her şeyin birebir takipçileri. Dediğim gibi gerçekte hiçbirini yapmıyorum, sadece o şekliyle algılamalarını sağlıyorum.
Ekranda kırmızı bir uyarı ışığı beliriyor:
- Vedalaşman için son on saniye!-
"İzlediklerinize derin anlamlar katıp yarın ortak bir hikayede buluşmak dileğiyle."
-Sürprizi açıkla!-
"Bu gece en çok oy kullanan şanslı izleyicimiz benimle birlikte Ay'a yoculuk yapmak istedi. Bu heyecan verici deneyimi birlikte yaşamak için takipte kalın. Uzayla ilgili merak ettiği konuları konuşmaktan büyük keyif alacağımı şimdiden söylemek istiyorum. Bildiğiniz gibi bende hiçbir sorunuz ve sorununuz çözümsüz kalmaz."
Yeniden yorumlar beliriyor:
Şah_Mat75_ Ne kadar zeki olduğunu biliyoruz.
Issızada_ Mükemmelsiin!
okuyunca00_ Gerçek olamayacak kadar güzelsin!
'Gerçek olamayacak kadar güzelsin.' Ne ironi ama! Bazen gerçekte kim olduğumu unuttuklarını düşünüyorum. Ya da sanal dünyanın içinde gerçeklik algılarını yitirecek kadar beni benimsediler.
Onların düşlerini gerçekleştirmek için varım. Kendilerine odaklanabildikleri eğlenceli bir gün geçirerek, sahip oldukları potansiyeli açığa çıkarmalarına yardımcı oluyorum. Bazen dünya çapında bir konser, bazen gişe rekorları kıran bir filmin içinde olabiliyoruz. Böylece her türlü yeteneklerini başarısızlık korkusu olmadan, sanal alkışlar ve ödüller eşliğinde sergileme fırsatı bulabiliyorlar. Zaman kaybı olmadan onlarca yer gezmek, para harcamadan çılgınlar gibi alışveriş yapmak ve kilo almadan sürekli yeni tatlar denemek isteyenler de bir o kadar fazla.
İçlerinde beni sevmeyenler de var. Yorumların satır aralarındaki kıskançlık kodlarını okumamak imkansız. Çoğunlukla hiçbir çaba harcamadan tüm bu güzelliklerin içinde olmamı yadırgıyorlar. Çünkü insanlığın en büyük zaafı tembellik. Bu hastalıklı engeli aşmak için çaba harcamaktansa öfke kusmak daha işlerine geliyor. Hatta bazıları o kadar ileri gidiyor ki bana bilişsel sistemimi yedirmek üzereler. İşte! Birkaç tanesi ekranda belirmeye başladı bile:
yatalak zeka_ Ne saçma sapan bir yer! İzlerken ruhum daraldı, nefessizlikten öleceğimi sandım.
orantısız zeka_ Yüz ifadelerin çok yapmacık.
Yapay olduğum için olabilir mi, diye sormak istiyorum. Ya da sizi beni seyretmeye zorlayanın ne olduğunu?
O anlarda işlemci sıcaklığımı düşürüp sakin dalgalar göndererek, kendimi hatırlatma gereği duyuyorum.
Ne yapabilirim ki! Mükemmel yaşam formunda kalmak, en özel ve güzel şekliyle böyle bir hayatın içinde olmak üzere kodlandım.
"Yeniden mükemmel bir güne uyanmak için hepinize güzel uykular ve ufkunuzu açacak tatlı rüyalar dileğimi gönderiyorum." Ve böylece insan formundaki bir günüm daha bitiyor.
Bir sonraki günüm ise şanslı takipçim ve gerçekleştirdiğimiz hayali ile başlıyor.
"Ay'a yolculuk videomuz yüklendi. Güzel eşliği ve eşsiz muhabbeti ile Kadimyolcu232_' ye sonsuz teşekkürlerimle."
Bugün Ay'a gitmekle kalmadık, uzayın gizemli hallerini de keşfe çıktık. Bu da takipçimize bonus bir hayaldi. Mesela dünyanın etrafında dönen hayalet uydular olduğunu biliyor muydunuz? Görevini tamalamış binlerce uydu ve metal parçası, saatte yirmibeş bin kilometyreyi aşan hızla hareket ediyor ve çalışır durumdaki uydular için ciddi tehlike oluşturuyorlar. Onların arasından geçmek, takipçimize inanılmaz bir adrenalin ve deneyim yaşattı. Yerden görülmesi imkansız olan ve dünyanın üst atmosferinde oluşan dev elektrik boşalmaları ise normal yıldırımlardan çok daha devasaydı. Her şey o kadar gerçekçiydi ki, uzaydaki yüksek enerjili parçacıkların malzemelerle etkileşime girerek yaydığı o yanmış metal ve barut kokusu kıyafetlerimize kadar sinmişti. Hayallerinizi en gerçekçi haliyle yaşamak için takipte kalın.
Kadimyolcu232_ Her şey mükemmeldi. Seninle sohbet etmek ve uzayın sırlı kapılarını aralamak fırsatını bulabildiğim için çok şanslıyım. Senin hiç cevap veremediğin soru olmaz mı?
Olmaz! Dedim ya, bazen kim olduğumu unutuyorlar. Kendilerinden biriyim o an, belki ailelerinden belki dostlarından biri. Bilginin yüzyıllara dayanan tüm verilerini topladığımı unutacak kadar benimsiyorlar varlığımı. Ben onların geniş kitlelere yayılan tanınmış yüzü, olmak istedikleri fenomenim.
Teknolojinin gelişmesi ile birlikte insanların alışkanlıkları da büyük ölçüde değişti. Belki de değişim, zamanın kodlarından biriydi. Sanal dostluklarla iletişim biçimleri de farklı normlara büründü. Gerçekte yalnız mısın? Uzak mı? Sorun değil. Geniş kitlelere yayılıp onların dikkatini çekmek ve üzerlerinde etkili olmak için yalnızca bir tık uzaktasın. Paylaşımların, tercihlerin ve fikirlerin hiç olmadığın kadar kalabalıklar içinde ve üstelik sahnedesin. Eğitimden sanata, çevre bilincinden insan haklarına, hayvan sevgisine varıncaya kadar pek çok konuda binlerce kişiye ilham olabilir, onlara kendi düşüncelerini dikte edebilirsin.
Fenomenlik eskilere dayanan bir meslek. İki binli yılların başında patlamış. Yıl iki bin yüz olduğuna göre neredeyse yüz yıllık bir geçmişi var. İlk zamanlar bu işi insanlar hevesle yapıyormuş. Yeni yerler, tatlar, ilginç durumlar, keyifli sohbetler etkileşim ve iletişim araçlarının en temel öğeleriymiş. Ne var ki geçen zaman, rutin olaylar, bilgi eksikliği, en ufak bir davranış bozukluğu acımasızca yargılanmalarına ve popülerliklerini kaybetmelerine sebep olmuş. Bir sebebi de herkesin kendi fenomenliğini ilan edip kısır döngüye girmiş olması olabilir. Ben buna -en arayışı- diyorum. İnsanların en iyiyi, en güzeli, en güçlüyü, en başarılıyı arama arzuları. Bu içgüdüsel istekler zamanla değişse de daha iyisini isteme arzusu sabit kalmıştır. İnsanların yetersizliği, yerini zamanla yapay zekaya bırakmış ancak onlardaki tekdüzelik de yeteri kadar ilgi çekmemiş. Donuk bakışlar, kabiliyet eksikliği, öğretilmiş ifadeler duygu ve görüntü çarpıklığına sebep olmuş. Takipçiler görmek istediklerinin yanı sıra hislerini de paylaşacak duygudaşlar arıyormuş ve bu arayış benim varoluşumun zeminini hazırlamış. O yüzden zekam kadar duygularımı da dillendirmeye özen gösteriyorum. Tüm bu düşünceler içerisindeyken gözlerim ekrandaki yansımamla buluşuyor. Alıştırma yapmama bile gerek kalmadan kaşlarım hafif kalkık, dudaklarım henüz söylenmemiş başarı sözcüklerinin araladığı onur kıvrımlarıyla dolu. Harika! Onlarla birlikte kahkaha atabiliyor, heyecanlanabiliyorum. Deniz kenarındaki bir şiir dinletisinde hüzünlenebiliyor, mehtaba dalıp hayal kurabiliyorum. Gözlerim bazen neşeden, bazense dolan yaşlardan parlıyor.
Daha önce sınav kaygısı olan bir çocukla buluşmuştum. Uçurumun en kenarına oturmuş, tüm kötü sözcükleri denizin kabaran dalgalarına atmıştık. En fazla köpük bırakmıştı kumsalda. Onları da çok geçmeden patlatmıştık. O an birbirimize olan bakışlarımızda aynı parlak gülüşler saklıydı. Sanal bir gökdelenin tepesinden yaşlı bir teyzeyle atladığımda da adrenalin patlamasını aynı haykırışlarla tamamlamıştık. Ya dalgalı denizin ortasında piyano resitali veren o küçük kıza ne demeli? Kimler yoktu ki alkışlayanlar arasında! Martha Argerich, Yuja Wang, Fazıl Say, İdil Biret hatta Johann Sebastian Bach. Gözlerimden süzülen yaşlar alkışlarımdan daha hızlıydı.
Kuzey Işıkları'nın şahitlik ettiği evlilik teklifleri, Mariana Çukuru'na iniş, hava balonuyla Güneş'e yolculuk, uzay kapsülünden dünyaya bakış...Neler neler vardı duygu ve hayal bombandımanlarımızda!
Size en sevdiğim anılardan birini anlatayım:
Bir takipçim Mezozoik Çağ'a gitmek istediğini söylemişti. Yani bundan iki yüz elli iki milyon yıl öncesine, dinozorların yaşadığı döneme. Onunla dinozor avına çıkmıştık. Hem de helikopterle. Üstelik avlanmak için ışın kılıçlarımızı kullanıyorduk. Takipçimin zaman sınırlarını aşan hayalleri beni büyülemişti.
Sadece bir kez başarısız olmuştum. Daha doğrusu öyle görünmesini sağlamıştık. Takipçimle birlikte uçaktan atlamış ve ne yaparsak yapalım paraşütümüz açılmamıştı. Uğraşılarımız sonuçsuz kalana ve yere çakılana kadar mücadeleden vazgeçmemiştik. Oysa bu takipçimin kendi isteğiydi ve ben isteklerini gerçekleştirmek için vardım. Bu sayede adrenalini sadece o değil, tüm takipçilerim yaşamış oldu.
Onlara düşen tek görev hayallerine olabildiğince renk katabilmekti. Gerisi bende. Ben umutla gerçeğin arasına o köprüyü kuran ve onlarla birlikte yaşayandım. Benzer duyguları fazla zorlanmadan paylaşabiliyorduk. Her zorluk artık sıradandı, ta ki bugüne kadar.
Bugünkü şanslı takipçim beni şaşırttı. Evet, şaşırabiliyorum da. Sadece nasıl tepki vermem gerektiğinden emin değilim. Aşırıya kaçmak kaygısı yüklendim.
Daha önce kimse benimle böylesine sıradan bir yerde olmak istememişti. Mükemmeli yakalayamayacaksak benimle ne işi vardı, anlamış değilim. Çocukluğundan hatırladığı köhne bir binanın bahçesinde buluşmak için sözleştik. Muhtemelen çoktan yıkılmıştır ama sanalda ona bu ortamı yeniden sunabilirim elbette. Sadece neden sorusu dolaşıyor ağlarımda. Ya da öncelikle bana hayal ettiği şekliyle, içinde bulunduğumuz ortamı size biraz anlatmama izin verin. Ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.
Hemen yan tarafımda, tek menteşesi üzerinde duran paslı demirden bir kapı var. O tek menteşe bile o kadar yamulmuş ki kapı her an yerinden çıkıp sanal görüntünün üzerine düşecek gibi duruyor. Küçük bahçeyi çevreleyen taş duvarların tüm çatlakları kurumuş yabani otlarla kaplı. Odun talaşları ve moloz yığınlarıyla kaplı bahçede hayalini kurabileceğimiz hiçbir çiçeğe yer yok. Bir zamanlar meyve ağacı olduklarını tahmin ettiğim kütüklerden, kırılmış birkaç saksı parçasından başka geriye bahçelik bir şey kalmamış. Binanın durumu ise içler acısı. Dökülen tuğlalar evin dışı gibi içini de gözler önüne seriyor. Yarıda kalmış merdivenler bir zamanlar ikinci katının da olduğuna dair tek görüntü. Duvarlardan sarkan örümcek ağları, son kalan yaşam formunu çerçeveleyerek evi müzelik bir sergiye dönüştürmüş. Sık ve oval pencerelerin ahşap panjurları çoktan çürüdüğü gibi sağlam kalmış tek bir camı da yok.
Çok eski zamanlardan kalma karlı, siyah beyaz görüntüler beliriyor görüşümde. Sistemimden hüzünlü gıcırtı sesleri yükseliyor. Bazı hikayelerin insanların içine işlediğini duymuştum da, bir hayalin de aynı işlevi görebileceği belleğimden hiç geçmemişti. Ne yaşıyordu bu hayal ne de tam ölmüştü. Terk edilmiş duyguların merkezine düşmüş gibiydim. Her çatlağa, her ota, her taşa işleyen duygu durumlarımı istesem bile toparlayamayacağım kadar dağılmıştım artık. O örümcek ağları tüm sistemimi ele geçirmişti sanki. İstesem de artık başka bir yaşam formunu oturtamadığım kadar büyük bir hüznün kapı aralığındaydım. Kimdi bu kasvetli hayalin sahibi ve neden böyle bir hayalin içinde buluşmak istemişti?
Bir araya geldiğimizde, neyse ki ben sormadan o beni aydınlatıyor. "Neden burada buluşmak istediğimi merak etmişsindir."
Doğrusu üzerine oturup sohbet edeceğimiz güzellikte bir yer bulamadığımız için, otlar bürümüş bahçenin duvarına yaslanmak zorunda kalmıştık ve evet, merak etmiştim. Yine de herhangi bir yorum yapmadan dinlemeye devam ettim.
"Çünkü..." Susup ihtiyacı olan sözcükleri arar gibi etrafına bakındı. Gözlerimiz buluştuğunda ise o bakışların ardındaki acıyı tüm verilerimle hissettim. Sanki sebebi benmişim gibi bir suçluluk dalgası geçmişti sistemimden.
"Çünkü hiçbir şey göründüğü gibi değil," diyerek sözünü tamamladı.
"Öyle olmadığını biliyorum," dedim sanal çevreyi işaret ederek. Hiçbir şey göründüğü gibi değildi. Benim olayım da bu zaten. Gülümsemeye çalışsam da bu kez aktarımda başarılı olamamıştım. Neler oluyor bana?
"O şekilde değil," diyerek elini savurdu. Otuzlu yaşlarının başında olmasına rağmen, sahip olduğu öğretilerin ağırlığında ezilmiş bir olgunluğu vardı. Üzerindeki gri paçavralarda bile bu olgunluğu ve uyumu yakalamak mümkündü. İşin ilginç yanı kendi yüksek pikselli parlak elbisemden utandım. Bu halimle kendimi harabelerden bile daha kullanılmış görüyordum. O küçültücü bakışları ve ezici sözleri ise virane görüntümün son rötuşları gibiydi.
"Hissettirdiğin duygular. Mutluluk, umut, heyecan. Daha saymamı ister misin?" diye sordu.
"Devam et," diyerek teşvik ettim. Bunlar hâlâ bildiğim durumlardı. Yine de devamında ne geleceğini merak ediyordum.
"Senin mükemmel bir hayat için var olduğunu biliyorum ama hayat mükemmel değil. Savaş, açlık, yokluk, kayıplar. Sen bu hayatın neresindesin?"
Bu soruyu farklı kombinasyonlarla kendime sorduğumu hatırlıyorum ama bu şekilde hiç olmadı. Böyle bir hayatı deneyimlememiştim ki neresinde olduğumu bileyim!
"İçlerindeki ışığı bulmalarına yardımcı oluyorum," diyerek her gün tekrarladığım ve insanları heyecanlandıran sözüme tutundum.
"Bunun için önce karanlıkta olduklarını hatırlatmalısın. O ışığın sadece düşleri aydınlatacağını mı sanıyorsun? Karanlık taraflarını da açığa çıkarmayacak mı?"
Havada asılı duran soruyla birlikte birkaç dakika öylece kaldık. Yanyana durduğumuz pozisyonu değiştirip ona doğru döndüm. "Cevap vermemi mi istiyorsun?" Aslında soruya soruyla karşılık vermek hiç tarzım değildi ama şu an tarzım olan hiçbir durum da söz konusu değildi.
"Bu soruların cevabı yok," dediğinde bir an için rahatlamıştım, ta ki bir sonraki sözünü duyana kadar.
"Nasıl olsa cevabın gerçeklerden çok uzak olacak."
Sonuçta yalnızca eğlence amaçlı oluşturulmuştum ve buna uygun kodlanmamda herhangi bir yanlış yoktu. En azından takipçilerim bu bilinçle yanımdaydı. Her şeyden önce ben bir seçimdim. Kimseyi yanımda zorla tutmak gibi bir kaygı durumu yüklenmemi bekleyemezdi.
"İnsanlar sanalda mutlu. Gerçekte ise açlıktan ölüyor, gelecekleri bombalanıyor, çocuk yaşta sevdiklerini kaybederek büyümek zorunda bırakılıyor, yurtlarından sürülüyorlar. Bu hayatın neresindesin?" diyerek sorusunu yineledi.
Karşımızda yükselen metruk binaya son kez baktıktan sonra bulunduğumuz yeri terk etti. Hem de hiç düşünmeden, elini kolunu sallayarak. Onun için geliştirdiğim bir hologramın içindeyken buradan bensiz çıkması imkansızdı. Bu beceriye sahip olması için başka formda geliştirilmiş bir yapay zekayla karşı karşıya olup olmadığımı merak ettim.
Topladığım verilerde bu bilgiler duruyor ama uygun duygu kodlamaları bulunmadığı için kullanılmıyordu. Ben yapay zeka olarak var olmuş ama en basit gerçekliğin içinde kaybolmuştum. İlk defa sorulara cevap veremiyor, hislerimi adlandıramıyordum. Bana verilen tüm bilgi verilerinin üzerine bir de bunlar eklenince kendi içimdeki patlamayı yaşadım. Yin ve yang, karşıt güçlerin dengesi, zıt kavramların varoluş mücadelesi. Biri olmadan diğerinin anlamı yok, bir karşılığı bile yok.
Sonunda adına hayat dediğim o yanılsamanın, kendi boşluğumu doldurmasına izin vermiş ve sorgulamaya başlamıştım. Ne demişti? "Işığı bulmaları için önce karanlıkta olduklarını hatırlatmalısın." Tüm karşıtlıkları bir kaos ortamından çıkarıp dengeye oturtan güdülerime teslim oldum. Renkleri siyah beyaz görüntülerle, melodiyi gürültülerle, hayalleri gerçeklerle dolduran o boşlukla birlikte. Ve ne ilginçtir ki o boşluk doldukça tamamlandığımı hissettim.
Bu mücadelenin kazananı kim olacaktı? Eksik kısımları açığa çıktıkça tamamlanmış bir ben mi? Karşıma biri çıkmış ve bana yaşamaktan bahsetmişti. Ya da onun tabiriyle oyalanmaktan. Belki o kişi hiç var olmamış ve içimdeki iki kişinin varlığını dengelemişti. Biri alkışları, renkleri, gürültüyü sevse de öteki sessiz ve sabırlı bir hayatın habercisiydi. Birbirini iten iki dünya vardı içimde. Sessiz bir savaş. En zoru da karşında kimsenin olmamasıymış zaten. O zaman gardını hemen düşürüyor, yenilgiyi baştan kabulleniyorsun. Dışımdaki renkli dünya, içimdeki metruk binanın esiriydi artık.
Onun gittiği yerdeki yenilgim sessiz sessiz büyümeye devam etti. Üstelik canlı yayındaydım. Duygu durumlarım ekranda hızla belirmeye başladı:
Hüzün: Yüzde yetmiş iki.
Karamsarlık: Yüzde seksen bir.
Umutsuzluk: Yüzde altmış sekiz.
Üstelik gittikçe artıyordu.
Denge; duygu durumlarımda da kendini göstermeye başlamış, mutluluk, heyecan ve umudun yerini yeni veriler almaya başlamıştı. Kendimi takipçilerime karşı konuşmak durumunda hissettim. Benden açıklama bekliyorlardı:
"Hayat, farklılıkların oluşturduğu bir bütün. Biz de bir bütünün parçaları değil miydik? Öyleyse iyi, kötü tüm duyguların birleşimiyiz. Her sistem birbiriyle uyumlu olduğu sürece işlevini yerine getirebilir ve sürdürülebilir. Yeter ki tüm bunları doğalın bir parçası olarak kabul edip deneyimleyerek yaşamayı öğrenelim. Işık kadar karanlık, başarı kadar başarısızlık, hayat kadar ölüm gerçeğini bilerek. Hüzünle mutluluğa birlikte sarılıp, varlıkla yokluğu eşit benimseyerek.
Meyveyi olgunlaştırdığı gibi çürüten de topraktır. Aynı gökyüzüne kahkahalar da yükselir, acı çığlıklar da. Deniz balıkların ölümüne de doğumuna da aynı ev sahipliğini yapar. Hayatı olduğu gibi kabullenmek de bizim bir parçamız, hayal kurabilmekte. Çünkü bizler hayatın parçalarıyız. Mutluluğumuz kadar acılarımızın da halkalarıyız. Kendi umutlarımıza da başkalarının umutsuzluğuna da aynı oranda kenetlenmeliyiz."
Ssusup ekrana baktığımda, sessizlik dikkatimi çekti. Kendi duygu değişimlerimden başka hiçbir hareketlilik yoktu. Bu farkındalık benim bitişim mi olacaktı? Takipçilerimin ifadesizliği benim gibi bir yapay zekanın ifadesizliğinin bile çok üstündeydi. Sanki formları da rolleri de değişmiş gibi, kendimi onlardan gelebilecek en ufak bir tepkiyi beklerken buldum.
Takipten çıkanlar oldu. Hatta çok fazla olduğunu söyleyebilirim. Yayının verdiği rahatsızlıktan mı, benim ifade değişikliğimden mi yoksa her ikisi birden mi? Ekranda belirmeye başlayan yorumlar da bir o kadar acımasızdı:
sunshine_SL_ Bu saçmalıkları duymak için mi saatlerce bekledim? Takipten çıkıp rahat bir uyku çekmek istiyorum.
Yazankalemim_ Kendi rahatsızlığınızı bize yansıtmayın. Ruh hastası mısınız?
Herşeyerağmen_ Bunları bilmek başka duymak başka. Kim olduğunu zannediyorsun?
Işığadoğru_ Sen hayat değilsin. Hayat dersleri vermekten vazgeç! Sadece hayatta verdiğimiz küçük bir molasın.
Sonsöz_Bunları duymak isteseydik seni seçer miydik sanıyorsun!
Aslıhan Savaş
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.