Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

İslam Ve Kapitalizm Üzerine Alıntı

İslam ve Kapitalizm Üzerine (Mustafa Akyol ) 

Kapitalizm nedir?İlk sorgulanması gereken, “kapitalizm” denince ne anladığmız. Bu kavram Türkiye’de çoğu insanın aklına, işçilerini aç karnına çalıştırırken ellerini ovuştura ovuştura para sayan zalim ve sahtekar patron imajları getirir. Yılmaz Güney filmlerinden “Olacak O Kadar Televizyonu”na dek sürekli boy gösteren bir temadır bu. Gözünü para hırsı bürümüş, ilkesiz ve namussuz adamlardır kapitalistler… Oysa bu karikatür, kapitalizmin doğru bir tarifi değildir. Kapitalizm, özetle, devletin yerine bireyin girişimci olduğu ekonomik sistemdir. Sermaye birikimi oluşturan bu girişimciler, şirketler ve fabrikalar açıp istihdam yaratır ve elbette ki “patron” olmuş olurlar. Ama “zalim patron” olmaları gerekmez; aksine çalıştırdıkları insanlara haklarını veren dürüst insanlar da olabilirler. Hatta kazançlarının bir kısmını idealist bir biçimde toplum yararına da harcayabilirler. Zaten kapitalizmin teorik savunucuları da, böyle bir “kapitalist ahlak” öngörmüşlerdir. Ünlü İngiliz iktisatçı Adam Smith’in çok anılan “Milletlerin Zenginliği” kitabından başka “Ahlaki Duyguların Teorisi” adlı bir kitabı da vardır ve orada kapitalist ekonomiyi ve bireysel özgürlüğü etik bir zemine oturtur. Günümüzde Amerika’nın önde gelen Katolik ilahiyatçılarından biri olan Michael Novak da, “Demokratik Kapitalizm’in Ruhu” adlı eserinde aynı mesajı verir: Novak’a göre kapitalizm zenginlik üretmekte en başarılı yöntemdir ve ilahi dinlerin öğrettiği hayırseverlik ilkesiyle desteklendiğinde, bir toplum için en sağlıklı sosyo-ekonomik sistemi oluşturur. 

Denebilir ki, “kapitalizm Hıristiyanlıkla uyuşmuş olabilir, ama İslam’a uymaz.” Oysa tam aksine, İslam’ın kapitalizme Hıristiyanlık’tan daha bile açık olduğunu savunmak mümkündür. İncil’de fakirlik övülmesine rağmen, Kur’an’da “mülk” olumlu bir kavramdır. İslam peygamberi Hz. Muhammed, hayatının büyük bölümünde ticaretle ilgilenmiştir ve hatta “rızkın onda dokuzu ticarettedir” dediği rivayet edilir. Zaten İslam dünyasının Ortaçağ’daki görkemli yükselişinde de, dünya ticaret yollarının merkezinde yer alması ve Müslüman tüccarların bu konumu çok iyi değerlendirmesinin rolü büyüktür. Ama elbette kapitalizm ticaretten ibaret değildir ve asıl belirleyici karakteri “sermaye birikimi” ve “ekonomik eşitliksizlik”tir. Kapitalizme karşı çıkan Müslüman teolog ve entellektüeller de bu noktaya işaret ediyor ve Kur’an’da sosyal adalete yapılan vurgunun kapitalizmle çeliştiğini düşünüyorlar. Oysa böyle bir çelişki yoktur, çünkü Kur’an’ın sosyal adalet kavramı, toplum içindeki zenginlerin, kendi istek ve rızalarıyla fakirlere yardım etmeleri üzerine kuruludur. Özel mülkiyet ve veraset pek çok ayette güvence altına alındığına göre, kimsenin malına zorla el konamaz. Zekat ve sadakalar da, zorla alınan değil, gönüllü olarak verilen bağışlardır. Bir başka deyişle Kur’an; fakirlerin “devrim” yapmasından veya malların “kollektivizasyonundan” değil, kapital sahiplerinin ahlaklı ve merhametli davranmasından söz etmektedir. İşte bu nedenledir ki, İslam asıl sosyalizmle bağdaşmaz: Sosyalizmde özel mülkiyet yerine devlet mülkiyeti vardır ve “sınıfsız toplum” hedeflenir. Eğer toplum “sınıfsız” ise kim kime zekat verecek, hayırseverliğin ne anlamı kalacaktır ki?… Zaten sosyalizm felsefi açıdan da İslam’a uymaz. Sosyalizm, seküler bir araç olan “devlet”in eliyle “yeryüzünde cennet” yaratmayı hedefler; oysa İslam’a göre cennet burada değildir ve dünya eksikliklerle dolu bir “sınav ortamı”dır. Sosyalizmin hemen her zaman felsefi materyalizmle el ele gelişmiş olması, bir tesadüf değildir… ‘Gavur İcadı’ mı? Tüm bunları aslında çok daha uzun makaleler ve hatta kitaplarla ele almak gerekiyor. Zaten bu konuda geniş bir literatür var. Bunlar, özetin özeti. Ancak şu kadarını söylemek lazım: “Kapitalizm İslam’a aykırıdır” diyerek kestirip atan Müslümanlar, dikkat etmeliler: İslam dünyasını, Batı’nın ilerlemesini sağlamış, başarı getirdiği aşikar olan bir sosyo ekonomik sistemden mahrum bırakma yolunda olmasınlar… Matbaaya, televizyona veya internete “gavur icadı” demek ne ise, kapitalizmi lanetlemek de o olabilir. Belki de Müslümanların modern dünyanın başarılı araç ve sistemleriyle kavga etmek yerine, onları kendi ahlaki ilke ve amaçlarına göre nasıl değerlendirebileceklerini düşünmeleri gerekiyor. İlim Çin’de bile olsa alınacak ise, ekonomi neden Batı’dan alınamasın?

Bizde “kapitalizm” denince daha ziyade maddecilik, açgözlülük, paraya tapınma gibi ahlaki alçalmalar akla geliyor. Benim “kapitalizm”den kastım (ve kavramın doğru manası) ise; devletin otoritesinin sınırlandığı bir sosyo-ekonomik düzen ve girişimci bireylerin yaratıcılık ve yenilikçiliğini teşvik eden bir kültür. Sosyalizmin seküler bir anlayışla “devlet”e yüklediği sosyal adalet hedefinin ise, Kuran’ın ve diğer ilahi kitapların öngördüğü gibi, asıl olarak bireylerin ve cemaatlerin vicdanıyla gerçekleştirilmesi gerektiğini düşünüyorum.Yine de kapitalizm “bu topraklara” yabancı bir kavram gibi durduğu için toplumumuzun çoğuna, özellikle de dindar kesime biraz uzak geliyor. Dindar iş adamları başarılı kapitalist girişimlerde bulunsalar bile, yaptıkları işin öyle tanımlanmasını istemiyor gibiler. Kanımca bu önyargıyı biraz sorgulamak gerek. Girişimcilik, iş kurmak, para kazanmak, kar etmek gibi kavramlar gerçekten de “ithal” mi, yoksa İslam’ın özünde ve geleneğinde olup da bazı Müslümanların zamanla kötü görmeye başladığı meşru değerler ve hedefler mi? Araştırmacı yazar Faruk Türkoğlu’nun Referans gazetesinde yayımlanan “Girişimci Milletin Efendisidir ” başlıklı uzun analizinde bu soruya ışık tutacak bir bölüme rastladım. 

Liberalizmin ak kitabı Boyunca Girişimcilik” alt başlığıyla, Osmanlı İmparatorluğu’nda “bezirganlığın” (”iş adamlığının”) ilk başta iyi görülmesine rağmen sonradan kötü bir imaj kazanışını şöyle anlatmış: Osmanlı İmparatorluğu’nda 17. yüzyıla kadar her tür ekonomik faaliyet, toplum içinde prestijli bir konuma sahipti. Tarıma büyük önem verilir, mal alıp satanlar için “Bezirganlık, ulular sanatıdır, dünyanın şenliği bunlarladır” gibi olumlu tanımlamalar kullanılırdı. Esnaflık ise ekonomik istikrarın temel unsuru sayılırdı. Esnafa ve tüccara bakış açısı, duraklama ve gerileme dönemlerinde değişti. Bilim ve teknolojideki gelişmeler iyi izlenmeyince üretimi artırma yolları tıkandı. Doğu ticaret yollarının kapanması, ticaretteki kazançları azalttı. Fetihlerden elde edilen gelir de zamanla gerileyince, Sabri Ülgener’in “İktisadi Çözülmenin Ahlak ve Zihniyet Dünyası” adlı eserinde vurguladığı gibi, ekonomik hayat bir durgunluk içine girdi. Bu ortamda üretime ve ekonomiye daha fazla önem verilmesi gerekirken tam aksi yönde eğilimler ortaya çıktı. Kanaatkârlığın ve mistik değerlere sığınmanın yaygınlaştığı bir ortamda, devlet büyüklerine kapılanma ve kolay yoldan para kazanma gibi olumsuz eğilimler güçlendi. Gerileme döneminde başlıca iş alanları aşağıda görüldüğü gibi irtifa kaybetti: - Osmanlı’nın gelişme döneminde “hırfet” kelimesi sanat ve zanaat, harif kelimesi, zanaatkar anlamında kullanılırdı. Sonraki dönemlerde “harif” kelimesi “herif”e dönüştürülerek olumsuz anlamlarda kullanılmaya başlandı. - Gerileme döneminde, toplumun büyük çoğunluğu esnaflara karşıydı. Şair Sümbülzade Vehbi bunlar için “Sınıf-ı esnafta yoktur insaf” nitelemesi ile toplumdaki bu duygulara tercüman oluyordu. - “Bezirgan” kelimesinin anlamındaki alçalma günümüzde de devam ediyor. Bu kelime normal bir alım satım faaliyeti için değil de kuşku duyulacak ticari faaliyetler için kullanılıyor. Ticaret ve her tür kazancı amaçlayan ekonomik girişimlerin, dürüst rekabet kurallarına ve yasa hükümlerine uygun olduğu sürece onurlu bir iş sayılması gerektiği ancak Osmanlı’nın son döneminde kabul edildi. Hazreti Muhammed’in “El kasib-u Habibullah” (çalışıp kazananı Allah sever) hadisi, geçen yüzyılın başlarında hatırlandı ve İstanbul Kapalıçarşı’nın Çadırcılar Kapısı üstüne Hattat Sami Efendi tarafından yazıldı. “Paranın elin kiri” sayıldığı dönemler geride kalmış görünse de girişimciliğin ve girişimcinin, toplum içinde hak ettiği itibarı gördüğü henüz söylenemez. Bürokrasinin önemli bir bölümü, girişimcilere hâlâ zorluk üstüne zorluk çıkarıyor. Girişimcilere zorluk üstüne zorluk çıkaran söz konusu “bürokrasinin önemli bir bölümü”nün laiklik ve fikir özgürlüğü gibi başka konularda da hala 1930′lardaki gibi, yani “çağdışı” bir zihniyetle düşünüp davrandığını da buraya eklemek lazım. Bir başka deyişle “kapitalizm”in iyi bir şey olup olmadığı konusunda, “kapitalizm düşmanları”nın dünya görüşüne, özellikle de dine yönelik bakış açılarına göz atılarak da fikir yürütülebilir…

Derin Düşünce.org sitesinde yayınlanan Liberalizmin Ak Kitabı’ndan Alıntı.


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

İslam Ve Kapitalizm Üzerine Alıntı

Mustafa ESER Mustafa ESER