Geç Kalmış Bir Yazı Meşruiyet
MEŞRUİYET
Bu yazı geç kalmış bir yazıdır.!
Belki çok iddialı bir cümle olacak ama: Türkiye hiçbir zaman tam bağımsız olmadı! Bu coğrafya da idarecilik yapanlar da hiçbir zaman “Tek Adam” olmadılar. Belki sınırlı bir kaç kişi. Bu Selçuklu da da böyleydi. Osmanlı da da böyleydi. Türkiye Cumhuriyeti’nde de. İslam dini ile şekillenmiş kültürümüz “adalet” ve “meşruiyet “ adına bazı istenilmeyen tavizler verilmesine sebep oldu.
Selçuklu döneminde tahtta hak iddia eden şehzadelerin bazıları “meşruiyet” kaynağı olarak görülen Bizans’a sığınmayı ve yardım istemeyi gerekli gördüler. O dönemlerde ‘meşruiyet’in kaynağı meşru bir güç tarafından kabul edilmekti.
Osman Bey ve Orhan Bey İlhanlılar devletine tabi idiler ve Edirne’nin fethine (1360-1360) kadar vergi ödemeye devam ettiler. Süleyman Çelebi 1403 yılında Edirne’de tahta çıkınca meşruiyet için kız kardeşi Fatıma ve erkek kardeşi Kasım’ı Bizans’a rehin gönderdi. Ecdadı tarafından fethedilen bazı yerleri Bizans’a iade etmeyi kabul etti. I. Kosova savaşı sona erdiğinde vezirler Yıldırım Bayezid’e çadırda biat ettiler, kabinenin kararı üzerine Yakup Çelebi çadırında boğduruldu. Türk-İslam devletleri-bilhassa Osmanlı- yapılan her uygulamada mutlaka ulemanın görüşünü ve fetvasını almaya büyük önem verdiler. Devlet yönetiminde ulema ve vezirlerin padişah üzerinde tartışılmaz ve büyük bir gücü vardı. 1421 yılında II Murat tahta çıktığında Şehzade Mustafa (Düzmece) Edirne’de saltanatının ilan etti. Sikke bastırdı. Ve Bursa’ya doğru yola çıktı. Vezirler divandaki ortak kararıyla II. Murat istemeye istemeye 70 yaşının üstündeki Baş vezir Bayezid Paşayı savaşa gönderdi. Bayezid Paşa Sazlıdere’de katledildi.
Gelişme ve imparatorluk döneminde “Meşruiyet” kaynağı Osmanlı idi. Osmanlı o günkü dünyanın tek süper gücüydü ve gücünün kaynağı adaletti.
Uzun zamandır ülke gündemini meşgul eden bir “açılım” süreci mevzusu var biliyorsunuz. İstisnasız herkesin canını yakan bir süreç. 40.000 den fazla şehit ve sivil kaybın ardından terör örgütü ve siyasi uzantısına taviz veriliyormuş gibi bir algı oluşturuldu.
Devam etmeden bir hususu açıkça belirtmeliyim. “Öcalan yakalandığı yerde öldürülmeliydi. Olmadı. Çünkü öcalan’ı bize veren güç asılması için değil beslenmesi için verdi. Anlatacağım olay gazetelerde yayınlandı. 1994 yılında Amerikalılar Başbakan Tansu Çiller’e öcalan’ı teklif etmişler. Çiller de A. Türkeş’i aramış. Türkeş sakın kabul etme deyince şaşırmış. Türkeş “öcalan’ı sana verenler asmak için değil beslemek için verirler sakın kabul etme!”
Terör örgütünün verdiği zarar yüz milyarlarca dolar olarak ifade ediliyor. Mesele para değil elbet te.
Terör örgütünün onlarca yıldır müttefiklerimiz! tarafından doğrudan desteklendiğini zaten biliyoruz. Müttefiklerin! Fonladığı yerli işbirlikçilerin de yarayı sürekli olarak kaşıdıklarını da biliyoruz. Biz kabul etmesek te terör örgütü bir parti olarak kurulmuş ve müttefikler tarafından meşru sayılan bir yapı. Bu meşruiyetin ortadan kalkması lazım. Neden? Örgüt kendisini resmi olarak kendisini feshettiği zaman meşruiyet ortadan kalkar. Devlet meşru müdafaa hakkını istediği gibi kullanır. Kanaatimce devletin yapmak istediği budur. Meşruiyet ortadan kalktığı anda müttefik dediklerimiz artık doğrudan veya dolaylı destek veremezler. Benim düşüncem budur.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.