Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Yasemin Yalanlar

Yasemin Yalanlar

Azad, gözlerini tam açamadan elini boşluğa uzattı. Parmakları, sanki havada Ruken’in yüzünün hatlarını arıyor, ona dokunamazsa ruhunun kopup gideceğini biliyordu. "Ruken..." dedi, sesi ciğerinden sökülen bir parça gibiydi. Gönlüm vatanı... Ruhumun rızkı... Neredesin?" diye inledi Azad. "Bu nasıl bir yangın, bu nasıl bir hasret? Yüreğim kor, her soluğumda içime bir avuç kül doluyor sensizlikten... Hani o son vedada, rüzgârın sesinde buluşacaktık? Hani kuşların kanadında bir çift kelamın, bir 'canım' deyişin gelecekti bana? Neden her yer zifiri karanlık ömür ışığım? Neden sesin gelmiyor artık o rüzgârla? Yoksa... Yoksa unuttun mu beni? Yasemin, yatağın kenarına ilişti. Azad’ın bu "deli divane" hallerine, Ruken’e olan bu akıl almaz bağlılığına bakarken içindeki o koruma güdüsü, tehlikeli bir cesarete dönüştü. Azad’ın hasretle titreyen elini tutup, avucunun içini usulca öptü. Bu, bir hemşirenin ya da dost kardeşinin yapacağı bir hareket değildi; bu, bir ruhun diğerini mülkiyetine geçirme hamlesiydi.

Azad, tenine değen bu sıcaklıkla irkildi. Zihni ilaçların sisi altında bir oyunun içindeydi. Yasemin, Azad’ın kulağına doğru eğildi; sesi artık sadece bir fısıltı değil, Azad’ın rüyalarında ezberlediği o narin tınının bir yansımasıydı. Azad ve Ruken’in sadece ikisinin bildiği o gizli söze sığındı:

"Rüzgâr sustu Azad... Kuşlar yoruldu ama ben geldim," dedi Yasemin, sesini Ruken’in o mahzun ama vakur tınısına bürüyerek. "Hani demiştin ya; 'Kalbim senin vatanındır' diye... Bak, vatanıma döndüm."

Azad, duyduğu bu cümleyle bir anlığına nefesini tuttu. Bu cümle, onların vedalaşırken birbirlerine fısıldadıkları son mühürdü. Yasemin, bu sırrı Azad’ın sayıklamalarından ya da çantasından çaldığı o mektup parçalarından öğrenmişti. Azad, ilacın yarattığı o derin yanılsamayla, başucunda duran gölgenin Yasemin olduğunu unuttu. O an oda İsfahan değildi, şifahane değildi; sadece o ve Ruken vardı.

"Ruken..." diye inledi Azad, gözlerinden yaşlar boşanırken. "Gerçekten sen misin? Bu sensizlik ateşi beni küle çevirirken, o hasret dağları başıma yıkılırken... Neden bu kadar geç kaldın? Seni benden kopardılar sandım, ruhum bedenimden ayrıldı sanki."

Yasemin, Azad’ın başını göğsüne yasladı, parmaklarını onun terli saçlarında gezdirdi. Azad’ın bu aşk uğruna nasıl yıkıldığını, her zerresinin nasıl Ruken diye haykırdığını bizzat hissediyordu. Sevdiği adamın başka bir kadın için döktüğü bu yaşları silerken, Ruken’in kimliğine bürünmekten çekinmedi:

"Kimse koparamaz bizi Azad. Sadece biraz dinlenmen, bu karanlığı uykunla yenmen lazım. Sen uyu ki, uyandığında sadece biz kalalım. Artık mektuplara gerek yok, ben buradayım... Hep yanındayım."

Azad, yıllardır susuz kalmış birinin bir pınara kavuşması gibi, Yasemin’in dizlerine bıraktı kendini. Sevdiği kadının kokusunu duyduğunu sanıyordu; oysa duyduğu sadece Yasemin’in üzerine sinmiş ağır ilaç kokusu ve kendi aşkının yarattığı bir seraptı.

Yasemin ise karanlıkta Azad’ın yüzünü izlerken, sevdasının ne kadar tehlikeli bir güce dönüştüğünü bir kez daha anladı. Azad’ı yaşatmak için onun en kutsal hatırasını kirletmiş, aşkını bir yalanla emniyete almıştı. Azad derin bir uykuya dalarken, Yasemin onun elini bir an bile bırakmadı; sanki bıraksa, Azad o sahte cennetten uyanıp Ruken’in gerçek cehennemine geri dönecekmiş gibi...

Güneşin ilk ışıkları İsfahan Şifahanesi’nin yüksek pencerelerinden süzülürken, odadaki hava geceki o tekinsiz vuslatın ağırlığını hâlâ taşıyordu. Yasemin, yorgunluktan ve Azad’ı bırakmama arzusundan olduğu yerde sızıp kalmıştı. Azad’ın eli, bir can simidine tutunur gibi Yasemin’in avuçlarının içinde, parmakları birbirine kenetlenmiş halde duruyordu.



Kapı ağır bir gıcırtıyla açıldı. İçeriye Piruz Hoca, Mansur ve Nessar girdi.

Gördükleri manzara karşısında üçü de olduğu yerde çivilenmiş gibi kaldı. Piruz Hoca’nın kaşları hayretle çatılırken, Mansur’un bakışları bu "fazla yakın" duruşun üzerinde dondu. Ancak en ağır darbeyi Nessar aldı. Arkadaşını, can dostunu emanet ettiği kız kardeşinin, bir hastanın elini böylesine bir sahiplenmeyle tutuyor olması, Nessar için bir onur meselesine dönüştü.

Nessar’ın yüzü bir anda alev aldı; utancından yer yarılsa içine girecek durumdaydı. Kendi yetiştirdiği, terbiyesiyle övündüğü kardeşinin, Azad gibi "deli divane" aşık bir adamın mahremiyetine bu denli girmesi onun için tarif edilemez bir mahcubiyetti.


Yasemin, kapının sesine irkilerek uyandı. Gözlerini açtığında karşısındakileri görmesiyle Azad’ın elini hızla bırakması bir oldu. Yüzü kıpkırmızı kesildi, bakışlarını yere dikti. Hiçbir açıklama yapamadı, tek bir kelime dahi edemedi. O "resmi mesafe" yerle bir olmuştu. Yasemin’in bu sessizliği, suçluluktan ziyade, az önce bozulan o sahte rüyanın utancıydı.

Nessar, Yasemin’i kolundan tutup adeta kaçırırcasına odadan çıkarırken, Mansur yatağa yaklaştı. Azad hâlâ o ağır, ilaçlı uykunun içindeydi. Mansur, Azad’ın yüzündeki o sapsarı, cansız ifadeyi görünce Piruz Hoca’ya döndü. Sesi endişe doluydu:

"Üstadım... Azad’ın hali hiç hayra alamet değil. Ateşi düşmüş ama ruhu çekilmiş gibi. Nabzı bir ip kadar ince; sanki canı burada değil de çok uzaklarda bir kuyuya hapsedilmiş. Bu derin uyku, hastalığın seyrine uymuyor. 

Mansur, Azad’ın elini tuttuğunda parmaklarının arasındaki o hafif titremeyi hissetti. Azad, rüyasında "can yoldaşının" elini tuttuğunu sanırken, gerçekte Yasemin’in verdiği zehrin etkisiyle hayatın kıyısından aşağıya doğru usulca kayıyordu.

Nessar’ın göğsü, utanç ve öfkenin ağırlığıyla körük gibi inip kalkıyordu. Piruz Hoca ve Mansur odada Azad’ın durumuyla ilgilenirken, Nessar kız kardeşini kolundan tutup şifahanenin o yüksek taş kapısının önüne kadar sürükledi. İsfahan’ın sabah serinliği yüzlerine çarptı ama Nessar’ın içindeki yangını soğutmaya yetmedi.

Durdu, Yasemin’in yüzüne bakmaya bile mecali yoktu. Sırtı kardeşine dönük, sesi titreyerek konuşmaya başladı.

"Neden?" diye sordu Nessar, sesi bir fısıltı gibi çıksa da rüzgârı kesecek kadar keskindi. "Neden böyle bir lekeyi hem kendi alnına hem benim başıma çaldın, Yasemin?"

Yasemin, başı önünde, parmaklarıyla oynamaya devam ediyordu. Sessizliği Nessar’ı daha da çileden çıkardı. Nessar birden dönüp kardeşinin omuzlarından tuttu, gözlerinin içine acıyla baktı:

"Biliyorum..." dedi, sesi bu sefer kırgındı. "Görüyorum Yasemin, saklayamıyorsun. Kalbinin onun için nasıl çarptığını, ona bakarken gözlerindeki o perdenin nasıl indiğini aylardır fark etmiyorum mu sanıyorsun?"

Nessar derin bir nefes aldı, işaret parmağını şifahanenin loş koridorlarına doğru salladı:

"Lakin o başkasına ait! Görmüyor musun halini? O adam burada sadece nefes almıyor, o başka bir kadın için hayata tutunmaya, her gün yeniden ölüp dirilmeye çalışıyor. Onun her nefesi, her iniltisi o uzaklardaki yari için. Sen nasıl olur da bir adamın bu kadar temiz, bu kadar muazzam bir sevdasını kirletmeye yeltenirsin? Onu bir gölge gibi sahiplenmeye çalışmak, bir başkasının kutsalına el uzatmak değil midir?"

Yasemin’in gözlerinden bir damla yaş düştü ama bu bir pişmanlık gözyaşı değildi. Nessar, kardeşinin suskunluğunu bir mahcubiyet sandığı için sesini biraz daha yumuşattı ama sözleri hala zehir gibiydi:

"Azad’ın gönlünde tek bir yer var, orası da mühürlü. Sen o mührü sökmeye çalıştıkça sadece kendini değil, bizi de incitiyorsun. Piruz Hoca’nın yüzüne nasıl bakacağız artık? Dostumun elini tutarken yakalanan kız kardeşim için ben ona ne diyeceğim?"

Yasemin başını yavaşça kaldırdı. Abisinin "kirletmek" dediği şeye o "kurtarmak" diyordu. Azad’ın Ruken için eriyip bitmesini izlemek mi temizlikti? Onu hayali bir kadının peşinde mezara göndermek mi vefaydı? Yasemin bir şey demedi, diyemedi. Çünkü abisi Nessar, aşkın sadece sadakat kısmını biliyordu; oysa Yasemin, aşkın o en karanlık, en bencil ve en korumacı yüzüyle tanışmıştı.

Nessar, kardeşinin omuzlarını bıraktı ve hayal kırıklığıyla içini çekti:

"Şimdi git... Bir süre gözüme gözükme. Azad’ın odasına, ben yanında olmadan tek bir adım bile atmayacaksın. Eğer o adama karşı içinde zerre kadar saygı varsa, onun bu büyük sevdasını kendi hırsına alet etme."

Nessar, Bilmiyordu ki, Yasemin Azad’ın elini sadece tutmamış; o gece Azad’ın ruhuna Ruken’in sesiyle sızmış, o "temiz sevda" dediği her şeyi çoktan kendi yalanlarıyla boyamıştı.

Yasemin, abisinin o ağır ithamları altında ezilmek yerine, zihnindeki o sinsi planı "şefkat" maskesinin ardına gizleyerek son kozunu oynadı. Gözlerindeki yaşı silmedi, aksine o yaşların masumiyetine sığındı. Nessar’ın öfkesi karşısında geri adım atmak yerine, onun o merhametli damarını yakalamaya çalıştı.

"Bütün gece... Bir an olsun susmadı ruhu. Hiç geçmedi o sızı. Yattığı yatak ona bir gurbet uykusuydu sanki; her nefesi feryat, her iniltisi duman olup odayı kapladı. Gece yarısı canı boğazına dayandı, nefesi kesilecek gibi oldu... O an elleri boşlukta bir vatan aradı çaresizce çırpındı ve titreyen bir yaprak gibi düşüverdi avuçlarıma. Beni 'O' sandı abi... Gözleri kapalıydı ama parmaklarının ucunda kalbi atıyordu sanki."

Yasemin hıçkırarak devam etti, Azad’ın o en mahrem sayıklamalarını abisinin kalbine mühürledi:

"Kulağıma doğru öyle bir 'Rukenim... Ruhumun rızkı... geldin mi?' diye feryat etti ki , o an dünya durdu sandım. 'Bırakma beni bu karanlıkta, sensiz ölümünde gurbetindeyim diye inledi. Ben o haldeyken, o adam o kadar muhtaç, o kadar kimsesiz bir sevdayla elime tutunmuşken nasıl çekip alırdım kendimi? Bir can çekişenden son nefesini alır gibi, o hayali ondan nasıl çalardım? Kıyamadım Vallahi kıyamadım. O tutunduğu eli bıraksaydım, o hayalden düşecek, ruhu oracıkta sönecekti. Ben sadece canı sağ kalsın istedim."


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Yasemin Yalanlar

Yasemin Yalanlar

ömer altun ömer altun