Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Vitrindeki Şampiyonlar Ve Görünmeyen Beyin Göçü

Vitrindeki Şampiyonlar Ve Görünmeyen Beyin Göçü



2026 YKS sonuçlarının açıklanmasının ardından gazete manşetlerinde ve haber bültenlerinde her yıl tekrarlanan o tanıdık başlığı bir kez daha gördük: "Milyonluk özel okullar sıfır çekti, YKS birincileri devlet liselerinden çıktı."


İlk bakışta kamuoyuna gurur veren, "devlet okulunun zaferi" ya da "özel okulların başarısızlığı" şeklinde yorumlanan bu manşet, aslında Türk eğitim sisteminin en derin ve en sessiz krizlerinden birini gözlerden kaçırıyor. Vitrindeki bu zafer çığlıklarını bir kenara bırakıp 2019’dan bu yana önümüze konan somut verilerin arkasındaki yalın gerçekle yüzleştiğimizde, karşımıza bambaşka bir tablo çıkıyor.


Gelin, rakamların rehberliğinde o tabelanın arkasına bakıp matematiksel gerçeklerle yüzleşelim. Öncelikle LGS’nin uygulanmaya başladığı tarihten bu yana 500 tam puan alan öğrenci sayılarını masaya yatıralım:


• 2019: 565 öğrenci

• 2020: 181 öğrenci

• 2021: 97 öğrenci

• 2022: 193 öğrenci

• 2023: 562 öğrenci

• 2024: 352 öğrenci

• 2025: 719 öğrenci

• 2026: 452 öğrenci


2019’dan bu yana geçen 8 yılda LGS’de 500 tam puan alarak Türkiye birincisi olan öğrenci sayısı toplam 3.121’dir. Bu da yıllık ortalama 390 şampiyon öğrenci anlamına gelir.


Peki, 14 yaşındaki bu 3 binin üzerinde tavan puanlı zeka nereye gitti?


Aramızdaki yaygın algının aksine bu çocukların ezici bir çoğunluğu (yılda ortalama 300’den fazlası) özel okullara değil Galatasaray Lisesi (yılda yaklaşık 100 tam puanlı öğrenci), İstanbul Erkek Lisesi (yılda 70-90 arası tam puanlı öğrenci), Kabataş Erkek Lisesi, Cağaloğlu Anadolu Lisesi ile Ankara ve İzmir Fen Liseleri gibi köklü devlet okullarına ve özel kulvarda Amerikan Robert Lisesi’ne (yılda 70-110 arası tam puanlı öğrenci) kaydoluyor.


“Özel okullar YKS’de birinci çıkaramadı" söylemi, bu noktada büyük bir mantık hatasına düşüyor. Çünkü 2019’dan bu yana veriler gösteriyor ki LGS’de 500 tam puan alan öğrencilerin yaklaşık %57’si özel ortaokullardan mezundur. Yani özel okullar, ortaokul kademesinde bu çocukları sınav şampiyonu yapıp vitrine çıkarmakta ancak bu şampiyonlar lise tercih döneminde kitlesel olarak Galatasaray, İstanbul Erkek, Kabataş gibi köklü devlet liselerine geçiş yapmaktadır.


Dolayısıyla özel okullar başarısız olduğu için değil, ellerindeki şampiyonları LGS kanalıyla devletin tarihi liselerine teslim ettikleri için YKS vitrininde görünmemektedir. Asıl soru şudur: Özel sektörün yetiştirip tam puanla devlete teslim ettiği bu çocukları, devlet okulları 4 yıl boyunca ne yapmaktadır? 14 yaşında şampiyon olarak teslim alınan bu beyinler, 18 yaşına geldiklerinde neden YKS vitrininde yok olmakta ya da yurt dışına gitmektedir?


2019'dan bu yana LGS’de tam puan alan 3 bini aşkın çocuk bu liselerin sıralarına otururken YKS verilerine baktığımızda her yıl TYT ve AYT’de tam puan alan öğrenci sayısı toplamda 4 ila 6 kişiyi geçmiyor. Bu çocuklar potansiyellerini lise yıllarında kaybediyor mu yoksa sistemin ölçtüğü başarı ile onların inşa ettiği gelecek mi farklılaşıyor?


Cevap, eğitim felsefemizin ve üniversite iklimimizin acı gerçeğinde yatıyor.


Birincisi Galatasaray, İstanbul Erkek ya da Robert Kolej gibi okullar öğrencilerini 9. sınıftan itibaren test antrenmanına sokan birer "sınav dershanesi" değildir. Bu okullarda entelektüel derinlik, iki yabancı dilde akademik üretim, tiyatro, kulüp faaliyetleri ve özgür düşünce esastır. Oysa YKS’de 500 ham puan almak, entelektüel birikimden ziyade; sıfır hataya ayarlanmış mekanik bir test hızı ve ezber kondisyonu gerektirir.


İkincisi ve çok daha vahim olanı bu liselerdeki en parlak beyinler YKS maratonuna hiç dahil olmamaktadır. İstanbul Erkek’te Abitur, Galatasaray’da Fransız Bakaloryası, Robert Kolej’de IB/AP müfredatı okuyan öğrenciler; Almanya, İsviçre, Fransa, İngiltere veya ABD’nin önde gelen üniversitelerinden doğrudan kabul almaktadır. Örneğin İstanbul Erkek Lisesi mezunlarının bazı yıllarda %80’e yakını YKS sıralamasına bakmaksızın doğrudan yurt dışındaki üniversitelere yerleşmektedir.


Sessizce giden beyinlerle birlikte neleri kaybediyoruz? Bu çocukların 18 yaşında tek yönlü bir biletle yurt dışına gitmesi ve bir daha dönmemesi Türkiye’ye tam olarak neye mal oluyor? Yalnızca "birkaç parlak gencin gidişi" olarak görülen bu tablo, aslında bir ülkenin geleceğinden ödediği en ağır bedeldir.


 Milli Kaynak ve Eğitim Yatırımı Kaybı: Devlet, bu çocuklarımızı en nitelikli ilkokul ve ortaokullarda eğitmiş, fen ve anadolu liselerinde milyarlarca liralık kaynak ve yetişmiş insan gücü harcamıştır. Ancak tam bu yatırım meyve verecekken, tavan noktadaki yetişmiş insan kaynağımızı hiçbir maliyet üstlenmeyen gelişmiş ülkelere sıfır bedelle devretmiş oluyoruz.


Yüksek Teknoloji ve Katma Değer Kaybı: Yurt dışına giden bu gençler; Almanya’da yapay zeka geliştiren ekiplerin, ABD’de biyoteknoloji laboratuarlarının, İsviçre’de CERN projelerinin veya küresel teknoloji devlerinin çekirdek kadrosunu oluşturuyor. Kendi ülkemizde savunma sanayisi, ilaç sektörü, yazılım ve temel bilimlerde ihtiyaç duyduğumuz "sıçrama yaptırıcı" akılları, tam da üretken olacakları çağda rakiplerimize hediye ediyoruz.


Akademik Niteliğin Çöküşü: Bir üniversitenin kalitesini sadece öğretim üyeleri değil, o üniversiteyi tercih eden öğrencilerin kalitesi de belirler. Türkiye’nin en nitelikli %1’lik dilimi kendi üniversitelerimizden çekildikçe Boğaziçi, ODTÜ, İTÜ gibi köklü kurumlarımızdaki akademik tartışma seviyesi, proje üretme kapasitesi ve nitelikli akran etkileşimi zayıflıyor.


Toplumsal Rol Model Kaybı ve Sosyal Çürüme: Zeka, vizyon, etik değerler ve eleştirel düşünceyle topluma yön verecek; sanatta, akademide, iş dünyasında ve sivil toplumda liyakat standartlarını yükseltecek geleceğin lider kadrolarını kaybediyoruz. Nitelikli beyinlerin ülkeden çekilmesiyle oluşan zihinsel boşluk, niteliksizliğin sıradanlaşmasına, liyakatsizliğin kanıksanmasına ve kuralsızlığın prim yaptığı bir sosyal çürümeye yol açıyor. Gençler önlerinde başarıyı "emek ve liyakatla" elde etmiş rol modeller bulamadıkça, toplumsal umut ve adalet duygusu daha da zedeleniyor.


2019'dan bu yana LGS'de dereceye giren 3 bini aşkın şampiyonu devlette tutmakla övünmek kolaydır; asıl başarı, 18 yaşına gelen o çocuklara kendi ülkesinde dünya standartlarında bir gelecek sunabilmektir. Eğer 14 yaşında kucakladığımız şampiyonları 18 yaşında arkalarına bile bakmadan yurt dışına uğurluyor ve onları yetiştiren ülke olarak ürettikleri katma değerden mahrum kalıyorsak YKS şampiyonunun hangi okuldan çıktığının hiçbir önemi yoktur.


Tabelayı bırakıp geleceği konuşma zamanıdır. YKS birincilerinin hangi liseden çıktığı üzerinden yürütülen ucuz polemikler, eğitim sistemimizin asıl kanayan yarasını örtmeye yetmiyor. Çünkü o tabelada kim yazarsa yazsın, günün sonunda kaybeden Türkiye olmaktadır.


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Vitrindeki Şampiyonlar Ve Görünmeyen Beyin Göçü

Vitrindeki Şampiyonlar Ve Görünmeyen Beyin Göçü

M. Kuvancı M. Kuvancı