Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Yavaş Geç Ağustos Acelemiz Yok

Yavaş Geç Ağustos Acelemiz Yok



Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada bir paylaşıma rastladım; "Yavaş geç ağustos, acelemiz yok." diyordu. İçinde hem sıcak yaz günlerinin bitişine duyulan hafif bir hüzün hem de tatilin o telaşsız, özgür ritmini kaybetmek istemeyen samimi bir serzeniş vardı. Ne yazık ki zamanı durduramıyoruz. Günler hızla birbirini kovalıyor, zaman akıp gidiyor ve takvimler bize tatilin son haftalarına girdiğimizi hatırlatıyor.


Kalan bu kıymetli zamanı sadece tatilin bitişine hayıflanarak mı geçireceğiz yoksa çocuklarımızla birlikte yeni döneme sakin ve bilinçli bir köprü kurarak mı?


Bu dönemin en hassas yolcuları hiç kuşkusuz eğitim hayatına ilk kez adım atacak olan anaokulu ve birinci sınıf minikleridir. Onlar için bu süreç yalnızca bir mekân değişikliği değil güvenli limanları olan evden ve anne babadan ilk büyük ayrılış, ilk bağımsızlık deneyimidir.


Bu geçişi kolaylaştırmak için okulu asla "Artık büyüdün, yaramazlık bitti, orada kurallar var" gibi tehditkâr veya aşırı kuralcı bir dille anlatmayın. Okulu yeni oyunların kurulduğu, yeni arkadaşlıkların başladığı, merak ettiklerini keşfedecekleri neşeli bir dünya olarak tanıtın. Okul açılmadan önce bahçesinde kısa bir yürüyüş yapmak, sınıflara uzaktan da olsa göz atmak belirsizliği ve ayrılık kaygısını büyük ölçüde dağıtır. En önemlisi kapıda vedalaşırken kendi kaygınızı gizleyin, vedaları kısa, kararlı ve sevgi dolu tutun. Unutmayın, çocuk ebeveyninin gözündeki güvene tutunarak adım atar.


Bir diğer kritik grubu da ayrı tutmak gerekiyor: Liseye ve üniversiteye adım atacak olan 8. ve 12. sınıf öğrencileri. Onlar için bu yıl yalnızca yeni bir sınıf değil uzun soluklu bir maraton anlamına geliyor. Nitekim pek çok özel öğretim kurumu, resmi okul takvimini beklemeden derslerini, hızlandırma programlarını ağustos ortası itibarıyla başlattı bile.


Ne kadar eleştirsek ya da pedagojik olarak karşı çıksak da ülkemizin kaçınılmaz bir sınav gerçeği var. Çocuklarımız bu yarışta başarılı olabilmek adına erken yaşta büyük bir çaba içine giriyor, ne yazık ki çocukluklarının en tasasız dönemlerinden fedakârlık etmek zorunda kalıyorlar. Mevcut sistemde bu gerçeği bir anda değiştiremeyeceğimize göre, biz yetişkinlere düşen en büyük görev onları bu zorlu maratona ruhsal ve fiziksel sağlıklarını koruyarak, mümkün olan en dengeli şekilde hazırlamaktır.


Sınav yılı öğrencisinin, yaz rehavetinden diğer kademelere göre çok daha erken ve temkinli bir şekilde sıyrılması şart. Ancak bu geçiş bir "panik hali" şeklinde değil erken başlayan ders programlarına, etütlere ve soru çözümlerine zamanında uyum sağlayarak, tempoyu adım adım yükselterek yönetilmeli. Ağustostaki bu erken başlangıcı bir avantaja çeviren öğrenciler, eylül ayı geldiğinde maratona bir adım önde başlamış olacak.


Yaz boyunca esneyen kuralların başında şüphesiz tablet, telefon ve bilgisayar oyunları geliyor. En büyük yanılgı, eylülün ilk günü "Artık okul başladı, telefonlar toplanıyor." diyerek ekranı bıçak gibi kesmeye çalışmaktır. Bu ani yasaklama dili, evde sadece çatışma, öfke ve odaklanma direnci üretir. Kalan bu birkaç haftayı fırsata çevirmeliyiz. Ekran sürelerini her gün adım adım geriye çekmek; boşalan bu vakitleri ailece yapılan akşam yürüyüşleri, zeka oyunları, sohbetler ve kitap okuma saatleriyle doldurmak çocuğu zihinsel olarak dijital sis perdesinden kurtaracaktır.


Bu dijital detoksun en doğal ve kritik tamamlayıcısı ise biyolojik ritmimiz, yani uyku düzenimizdir. Yaz gecelerinin esneyen ve geç saatlere sarkan temposu, eylül sabahlarında derin bir uyanma ve odaklanma krizine dönüşmemelidir. Kalan günlerde uyku ve uyanma saatlerini her gün 15-20 dakika erkene çekerek biyolojik saati okul temposuna alıştırmak, ilk ders zili çaldığında yaşanacak zihinsel yorgunluğu ve adaptasyon stresini büyük ölçüde hafifletecektir.


Okul yaklaştıkça veliler arasında görünmez bir yarış başlar: "Komşunun çocuğu yazın tüm konuları bitirmiş", "Falancanın kızı günde yüz soru çözüyormuş..." Bu iyi niyetli gibi görünen kıyaslama dili, çocuğun ruhunda telafisi güç yaralar açar. Kıyaslanan çocuk hırslanmaz; aksine yetersizlik hisseder, içine kapanır ya da öfke geliştirir. Unutmayalım ki her çocuğun öğrenme hızı, odaklanma kapasitesi, ilgi alanı ve sınav psikolojisini göğüsleme biçimi parmak izi kadar kendine özgüdür. Çocuğunuzu dünkü haliyle karşılaştırın, bir başkasıyla değil.


Ara sınıflardaki çocukların ihtiyacı olan şey kuru bir akademik baskı değil merak duygusunu ve öğrenme iştahını diri tutmaktır. Birlikte bir kütüphaneye gitmek, doğada gözlem yapmak, ilgi duyduğu bir alanda küçük bir araştırma yürütmek ya da her akşam yemeğinden sonra yarım saat kitap okumak, zihni yeni döneme diri ve hazır tutmanın en doğal yoludur.


Yeni defterler, kalemler, çalışma masasının yeniden düzenlenmesi… Tüm bunları ebeveynin üstlendiği bir görev listesi olmaktan çıkarıp çocuğun aktif katıldığı bir serüvene dönüştürün. Kendi alanını düzenleyen, ihtiyaçlarını seçen çocuk sürece aidiyet duyar; yeni dönemi bir zorunluluk olarak değil kendi sahiplendiği bir başlangıç olarak görür.


Evde kurulan cümlelere dikkat etmekte fayda var. "Bu sene işler çok zorlaşacak.", "Artık oyun bitti." gibi ifadeler sorumluluk bilinci kazandırmaz; sadece yetersizlik ve kaygı üretir. Okul; sadece notların değil arkadaşlıkların, keşiflerin ve sosyal yaşamın alanıdır. Çocuğun evden alacağı en büyük güç, "Ben senin yanındayım ve sana güveniyorum." mesajıdır.


Evet, ağustos yavaşlamayacak, takvim kendi bildiği hızda akmaya devam edecek. Ancak bizler bu son virajı ister okula ilk adımı atan miniklerimizde şefkatle, ister sınav gruplarımızda erken disiplinle, ister ara sınıflarımızda dengeli adımlarla yönetelim. Yeni eğitim yılı kapımızı çaldığında çocuklarımız sınıflarına sadece çantalarıyla değil güçlü bir özgüven ve motivasyonla adım atacaklardır.



Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Yavaş Geç Ağustos Acelemiz Yok

Yavaş Geç Ağustos Acelemiz Yok

M. Kuvancı M. Kuvancı