Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Fanus

Fanus




                             FANUS


Kalın kurşuni perdelerin üzerine gece boyunca yansıyan ay ışığı, kapı üzerine kapılar kapattığım, karanlıkla yıkanan tohumu büyütmeye başlamıştı bu gece. Orada olmasından sadece hoşnut olduğum ve bir gün ürünlerini toplamaya niyetlendiğim hayallerim susuyordu. Değişimin dışarıda değil içimdeki tek adımla başlayacağını bilmiyordum. Kendi kendimin önüne setler inşa eden bendim. Bir eşiğin önünde durduğumu hissediyordum artık. Başkalarının kurduğu yavan birkaç cümleden ibaret olamazdım. İçimde sesini kıstığım o küçük kız konuşmak istiyordu. İlk kez onun duygularını ortaya döküp saçmasına izin verdiğimde şunları söyledi: Bir defa da kendin için bir şey yapsan, yüreğinin sesini dinlesen ne olur sanki?


Zihnimdeki derin kuyuda ardı ardına bu cümle yankılanıyordu. Hep önceliği başkalarına verdiğim ve onların mutluluğunu kendi huzurumun önünde tuttuğum günler bugün sona ermeliydi. Kendimle yabancılaştığım yeterdi. Bundan sonra kendimle düşman değil dost olmak istiyordum. Ayaklarım her zamanki halinden daha güçlü bastırarak o eşikten geçti. Uzun süre bir tünelde karanlığa alışmış gözlerim, parlak ışığa alışana kadar biraz kamaştı. Elimde büyük valizim ve içinde pamuklara sardığım hayalim, adım adım eski hayatımdan uzaklaşıyordum. Düşüncemde defalarca bu anı yaşamama rağmen gerçek ne kadar da garipti. Çevirene fayda sağlamayan bir çarkı kırmak hiç de zor değilmiş oysa. İnsanın o ilk adımı atması önemliymiş. Aldığım nefes bile farklılaştı, daha önce ben nefes almıyormuşum ki. Kuşlar, ağaçlar ve grili beyazlı bulutlar bile hiç olmadıkları kadar berrak ve net gözüküyor gözüme.


Buradaki işimi bırakıp, Kanada’daki bir balık paketleme fabrikasına başvurduğum için herkes benim delirdiğimi düşünüyor. Sebebini hiç bilmiyorum ama uzun zamandan beri ruhum o ülkeye doğru çekiliyor. Mutlaka orada yaşamam gereken bir şeyler var. Bunu çok derinlerden hissediyorum. Almam gereken dersler, yaşamam gereken anılar, belki zorluklar ama çokça yeni tecrübeler var. Çok soğuk bir ülkeye gidiyorsam ne olmuş. Orada yaşayanlar, diğer gurbetçiler nasıl yaşıyorsa, ben de öyle yaşarım elbet. En kalın eşofmanımı, yün kazaklarımı, siyah deri eldivenlerimi ve kaz tüyünden montumu da aldım yanıma. Onlar yeterli gelmezse de oradan uygun üst baş da ayarlarım sanıyorum. Annem ve babam oraya gidip bir hafta sonra yapamayıp buraya döneceğimi düşünüyorlar ama yanılıyorlar. Ben bu kararı alırken her şeyi göze aldım çünkü.


Hayatım boyunca zaten çıtkırıldım biri hiç olmadım. Büyük dedelerimin cesurluğu ve gözü pekliği miras kaldı bana. Duyulmamış ve olmayacak hayaller kurdumsa ne olmuş. Neden herkes gibi normal hayaller kurmam bekleniyor anlamıyorum. Sanki kurulacak hayallerin belli bir listesi var ve onun dışına çıkmak imkansız. Oysa ben bu cesur kararım takdir edilir diye umuyordum. Aslında bunların hiçbirini umursamıyorum. Hayal de benim hayat da değil mi?


Yüreğinin götürdüğü yolda olmak öyle tarifsiz bir şey ki. Daha önce hiç tanışmadığın bir versiyonunla karşı karşıya geliyorsun. Gerçekten bunu yapmaya kudretim varmış diyorsun. İçinden çıkan yeni bir insana hayran oluyorsun. Sonra etrafını keşkeler kuşatıyor. Madem diyorsun bu eşikten geçecektim neden bu kadar bekledim ki? İnsan bu soruya cevap bile veremiyor. En sonunda, olması gereken zaman bu günmüş diyebiliyorsun. Vaktinden önce ne meyve olgunlaşıyor ne de cesaret.


Uçağa binince, yaşadığım şeyin saf gerçeklik olduğuna kanaat getirdim. Artık buradan sonrası hayalden çıktığım andı. Doğasına güzelliklerine uzun uzun fotoğraflardan baktığım ülkeyi kendi gözlerimle görmeye gidiyordum. Buna inanabiliyor musunuz? Ben daha inanamıyorum da. Metrelerce yüksek dev ağaçların üzerinden geçecek uçağımız, somon cennetinde belki de her gün somon yiyorlardır kim bilir. Olsun ben de eninde sonunda alışırım oranın yeme içme kültürüne. Belli bir süre sonra arkadaşlarım da olur. Ben de onlara serpme kahvaltıyı, mezelerimizi, lezzetleri dünyayı kendine hayran bırakan Türk yemeklerini tattırırım.


Kanadalılar soğuk mizaçlı insanlar olabilir çünkü iklimle insan yapısının çok bağlantısı olduğunu duymuştum ve kendim de tecrübe etmiştim. Belki de bu insanlar çok konuşkan değillerdir. Olsun içlerinde elbet güney ülkelerinden sıcak kanlı olanları da vardır. Ben de arkadaşlarımı onlardan seçerim. Çünkü dil konusunu ilerletmek için ve oraya ait olduğumu hissetmek için iletişim şart. Uçak çoktan inişe geçti bile. Merhaba Kanada, ben geldim.





                      TülayMaviYıldırım







Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 1
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Fanus

Fanus

TülayMaviYıldırım TülayMaviYıldırım