Hudayinabit
HUDAYİNABİT
Alçak damlı kahvehaneler, iki uçlu hançerlere benzeyen keskin yol ayrımları, güvercin kanatlarıyla örülmüş tutukevleri eylül gelince daha da muharrib. Alabildiğine petrol yeşiline bürünmüş sekili bahçelerinin içinde müstakil evler. Gün batımında beyaz bir kayanın üzerinde, körpe heyecanını geceye kaptırmamaya çalışan Selim, hayatının ikinci yarısına özlem yığıyordu.
Tarlada yazın son hasat domatesleri kırmızı renklerine kavuştukça sepetlere diziliyor ve kasalarda yola çıkmak için yerlerini alıyorlardı. Siyah güllere rengini veren bu topraklar bu iri domateslere de siyahımsı büyük benekler işliyordu. Lezzetleri şehri aşan bu domatesler bir kez tadanın kalbini kazanıyordu. Selim tarla tapan ve çobanlık işlerinden arta kalan zamanlarında sessiz yerlerde kendi dünyasını kuruyordu.
Bugün de gün batımında yan flütünü her tasadan sıyrılmış gibi çalıyordu. Ünlü bir flütist olmayı her şeyden çok istiyordu. İki yıldır akşam saatlerinde bir ya da iki saat yan flütünü üflüyordu. Onu dinleyen hiç kimse olmadığı için de kuşların, bulutların ve yağmurun yağışının onu dileyen kalabalık olduğunu farz ediyordu. Giderek doğanın ritmini üflediğini hissediyordu. Evrenin bir sesi duyulsaydı herhalde böyle bir şey olurdu.
Siyah smokini, parlak ayakkabıları ve elinde yan flütüyle sahneye geldiğinde, kalabalığın üzerinden bir samanyolu gibi yükselen alkışlar gözlerini yine nemlendirmişti. O beyaz taşın üzerine oturur gibi taburesine oturdu ve gözlerini kapadığında yağmurun, kuşların ve kusursuz bulutların onu dinlediğini hayal ederek flütünü üflemeye başladı..
TülayMaviYıldırım
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.