Hakiki İyilik Nerede Başlar
Bakara Suresi 176-177. Ayetler
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Bakara Suresi'nin bu bölümünde Rabbimiz, insanın hakikat karşısındaki çok ağır bir zaafına dikkat çeker:
Hakikati bilmek başka, ona sadık kalmak başkadır.
Allah'ın indirdiği hakikati gizlemek, onu dünya menfaatine değiştirmek ve Kitap konusunda ayrılığa düşmek insanı büyük bir sorumluluğun içine sokar.
Rabbimiz şöyle buyurur:
“Bu, Allah’ın Kitab’ı hak olarak indirmesi sebebiyledir. Kitap hakkında anlaşmazlığa düşenler, elbette derin bir ayrılık içindedirler.” (Bakara, 176)
Fakat hemen ardından gelen 177. ayet, bizi çok daha derin bir soruyla karşılaştırır:
Peki gerçek iyilik nedir?
Rabbimiz buyuruyor:
“İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitab’a ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa ve isteyenlere ve kölelerin özgürlüğü için veren; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren; antlaşma yaptığında sözünü yerine getiren; zorda, darda ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabreden kimselerin yaptığıdır. İşte onlar doğru olanlardır. İşte onlar takvâ sahiplerinin ta kendileridir.” (Bakara, 177)
Bu ayeti okurken insanın bir an durup düşünmesi gerekiyor. Çünkü Rabbimiz burada iyiliğin ne olmadığını söyledikten sonra, ne olduğunu tek tek gösteriyor.
Sanki bize şöyle soruyor:
“İnandığını söylüyorsun. Peki iman hayatında neye dönüşüyor?”
İman, insanın içinde kalmıyor
Ayet önce imanı sayıyor:
- Allah'a iman...
- Ahirete iman...
- Meleklere, kitaplara ve peygamberlere iman...
Fakat orada durmuyor. Hemen ardından insanın hayatına geçiyor: Mala olan sevgisine rağmen vermek...
Burada çok ince bir ayrıntı var. İnsan sevmediği şeyden kolayca vazgeçer. Asıl imtihan, sevdiği hâlde verebilmektir. Malından vermek sadece maddi bir yardım değildir. İnsanın kendisini merkeze koymaktan vazgeçmesidir. "Benim param", "benim imkânım", "benim rahatım" diyen nefse karşı: "Bunun içinde başkasının da hakkı var.” diyebilmektir.
Ve ayet, kime vereceğimizi de söylüyor: Yakınlara... yetimlere... yoksullara... yolda kalmışa... ihtiyaç sahibine...
Yani iman, insanın gözünü gökyüzüne kaldırırken yeryüzündeki insanı görmez hâle getirmiyor, tam tersine, Allah'a yönelen insanın ancak insana karşı sorumluluğunu arttırırsa gerçek iman edebileceğini söylüyor.
Sonra namaz geliyor
Ayet:
“Namazı dosdoğru kılan...” diyor. Demek ki mesele “namaz kılıyor muyum?” sorusundan daha derin. Namaz, insanın Allah'la bağını ayakta tutuyor. Fakat o bağın hayatımıza nasıl yansıdığı da hemen ardından geliyor: “Zekâtı veren...”
Yani Allah'la kurduğun bağ, insanlarla kurduğun ilişkiden kopuk değil. İbadet ile ahlak birbirinden ayrılmıyor.
Söz verdiğinde...
Ayetin belki de günlük hayatımıza en doğrudan dokunan taraflarından biri: “Antlaşma yaptığında sözünü yerine getiren...” Ne kadar sade ama ne kadar da zor. Çünkü insan ibadetlerini yerine getirirken bile verdiği sözü unutabiliyor.
Birine söz veriyor, sonra şartlar değişiyor, işine gelmiyor, unutuyor, mazeret buluyor. Ama Kur'an, doğru insanı tarif ederken onun sözünde durmasını da iman ve takvanın içine koyuyor.
Burada insan kendisine sormadan edemiyor:
- Ben sözümün insanı mıyım?
- Kimse bilmeyecek olsa da verdiğim sözün arkasında duruyor muyum?
Zor zamanda kim olduğumuz ortaya çıkıyor
Ayet son olarak: “Zorda, darda ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabreden...” diyor. Çünkü rahat zamanda herkes iyi olabilir. Her şey yolundayken sabırlı olmak, imkân varken paylaşmak, insanlar bizi severken güzel konuşmak kolaydır. Asıl mesele, hayat üzerimize geldiğinde ne yaptığımızdır.
- Daraldığımızda imanımız ne oluyor?
- Kaybettiğimizde ahlakımız ne oluyor?
- Haksızlığa uğradığımızda adaletimiz ne oluyor?
- Yalnız kaldığımızda Allah'a bağlılığımız ne oluyor?
İşte ayet burada insanın gerçek hâlini ortaya çıkarıyor.
Ve bütün bunları saydıktan sonra Rabbimiz iki cümleyle hükmünü veriyor: “İşte onlar doğru olanlardır. İşte onlar takvâ sahiplerinin ta kendileridir.”
Demek ki sıdk, yalnızca doğru söz söylemek değil, doğru bir insan hâline gelmek.
Takvâ da sadece korkmak değil, Allah'ı hayatının her alanında hesaba katarak yaşamaktır.
Şimdi aynayı kendimize çevirelim
Bu ayeti okuduktan sonra başkalarının dindarlığını ölçmek çok kolay. Ama Kur'an bizi başkasına bakmaya değil, kendimize bakmaya çağırıyor.
- Ben Allah'a inanıyorum; peki bu imanım cömertliğimde görünüyor mu?
- Namaz kılıyorum; peki bu namaz ahlakıma yansıyor mu?
- Kur'an okuyorum; peki okuduğum ayetler kararlarımı değiştiriyor mu?
- Söz veriyorum; peki işime gelmediğinde de sözümün arkasında duruyor muyum?
- Zor zamanda Allah'a güveniyorum diyorum; peki hayat gerçekten daraldığında sabredebiliyor muyum?
Belki de 177. ayetin bize bıraktığı en büyük soru şudur:
Benim imanım hayatımda hangi davranışa dönüşüyor?
Çünkü Kur'an'ın tarif ettiği iyilik, sadece inanılan bir şey değil; yaşanan bir şeydir. Ve belki insanın kendisine sorabileceği en samimi soru da şudur: “Allah benim imanımı hayatımda görse, onu hangi davranışlarımda görürdü?”
Ya Rabbim,
Bize imanımızı yalnızca dilimizde bırakmayan bir kalp nasip eyle. Sana inanan, sana güvenen ve bunun gereğini hayatında yaşayan kullarından eyle.
Sevdiğimiz şeylerden ihtiyaç sahipleri için verebilmeyi, verdiğimiz sözlerin arkasında durabilmeyi, namazımızı hayatımıza taşıyabilmeyi ve zor zamanlarda sabrımızı kaybetmemeyi nasip eyle.
Bizi şekli yerine özü, sözü yerine ameli, iddiası yerine sadakati güzel olan kullarından eyle.
“İşte onlar doğru olanlardır. İşte onlar takvâ sahiplerinin ta kendileridir.” ayetinin muhataplarından olmayı bizlere nasip eyle.
Âmin.
Allah’a emanet olun.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.