Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Atışma Online Üyeler
(0 oy)

Verilen Sözün Sorumluluğu

Bakara Suresi 63–66. Ayetler


Bismillâhirrahmânirrahîm.


Rabbimiz Bakara suresinin 63-66. ayetlerinde İsrailoğullarından alınan sağlam sözü, bu sözün ardından yaşanan yüz çevirmeyi ve Allah'ın emirlerine karşı gelmenin sonuçlarını hatırlatıyor. Önceki ayetlerde Allah'ın verdiği nimetler karşısında insanın nasıl bir tutum sergilediğini düşünmüştük. Şimdi ise nimetin beraberinde getirdiği sorumluluk, verilen sözün önemi ve Allah'ın hükümlerine bağlılık konusu üzerinde duracağız.


İnsan bazen kendisine verilen nimetleri hatırlar ama bu nimetlerin beraberinde getirdiği sorumlulukları unutabilir. Allah'a verdiği sözleri yerine getirmekte gevşeklik gösterebilir. Peki insan, Allah'ın kendisine gösterdiği yolu ne kadar ciddiye alıyor? Verdiği sözün arkasında durabiliyor mu?


1. Sağlam bir söz ve Allah'ın emrine bağlılık


63. ayette Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Hani, (Tevrat ile amel edeceğinize dair) sizden sağlam bir söz almış, Tûr dağını da tepenize dikmiş ve ‘Sakınasınız diye, size verdiğimiz Kitab'ı sıkı tutun, onun içindekileri düşünün (gafil olmayın)’ demiştik.” (Bakara, 63)


Bu ayette dikkatimi çeken ilk husus, İsrailoğullarından sağlam bir söz alınması ve bu sözün ardından kendilerine verilen kitabı sıkı tutmalarının istenmesidir. Burada yalnızca bir söz vermekten değil, verilen söze bağlı kalmaktan bahsediliyor. Allah, kendilerine gönderilen kitabı yalnızca taşımalarını veya okumalarını değil, onun hükümlerine sarılmalarını ve içindekileri düşünmelerini istiyor.


Tûr Dağı'nın üzerlerine kaldırılması da ayetin dikkat çekici ifadelerinden biridir. Bu hadise, Allah'ın emirlerinin ne kadar ciddi bir sorumluluk taşıdığını gösteriyor. İnsan, kendisine bildirilen hakikatleri hafife almamalı; Allah'ın kitabını hayatında yol gösterici olarak kabul etmelidir.


Burada özellikle “Kitab'ı sıkı tutun” ve “içindekileri düşünün” ifadeleri üzerinde durmak istiyorum. Çünkü bir kitabı elinde bulundurmakla onun rehberliğini kabul etmek aynı şey değildir. Okumakla anlamak, anlamakla da gereğini yerine getirmek arasında bir mesafe vardır. Bugün bizler de Kur'an'ı okurken bu soruları kendimize sormalıyız:


  • Kur'an'ı hayatımızın merkezine ne kadar alıyoruz?
  • Okuduğumuz ayetlerin üzerinde gerçekten düşünüyor muyuz?
  • Bildiğimiz hakikatleri davranışlarımıza ne kadar yansıtabiliyoruz?


2. Verilen sözden yüz çevirmek ve Allah'ın rahmeti


64. ayette Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Bundan sonra yine yüz çevirdiniz. Allah'ın bol nimeti ve merhameti olmasaydı, herhâlde ziyana uğrayanlardan olurdunuz.” (Bakara, 64)


63. ayette sağlam bir sözden bahsedilmişti. 64. ayette ise bu sözün ardından yine yüz çevirdikleri bildiriliyor. Böylece verilen söz ile o söze bağlı kalmak arasındaki fark ortaya çıkıyor. İnsanın bir şeyi kabul etmesi, onun gereğini her zaman yerine getireceği anlamına gelmiyor. Bazen insan doğruyu bilir ama nefsinin arzularına yenilir. Bazen verdiği sözün sorumluluğunu unutur. Bazen de içinde bulunduğu şartlar değiştiğinde önceki kararlılığından uzaklaşır.


Burada benim dikkatimi çeken bir başka husus da Allah'ın rahmetinin hatırlatılmasıdır. İnsanların yüz çevirmelerine rağmen Allah'ın nimet ve merhametinin vurgulanması, bizlere O'nun rahmetini bir kez daha düşündürüyor. İnsan hata edebilir, verdiği sözden dönebilir; ancak Allah'ın rahmetinden ümidini kesmemelidir. Bununla birlikte Allah'ın rahmeti, insanın sorumluluklarını ortadan kaldırmaz. Aksine insan, kendisine verilen fırsatları ve nimetleri daha iyi değerlendirmelidir.


Bu ayet beni şu sorular üzerinde düşünmeye sevk ediyor:


  • Allah'a verdiğimiz sözleri ne kadar hatırlıyoruz?
  • Bir sıkıntıdan kurtulduğumuzda veya rahata kavuştuğumuzda Allah'a karşı sorumluluklarımızı unutuyor muyuz?
  • Allah'ın rahmetine sığınırken kendi hatalarımızı düzeltmek için çaba gösteriyor muyuz?


3. Allah'ın hükmünü çiğnemek ve nefsin arzuları


65. ayette Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Şüphesiz siz, içinizden Cumartesi yasağını çiğneyenleri bilirsiniz. Biz onlara, ‘Aşağılık maymunlar olun’ demiştik.” (Bakara, 65)


Bu ayette İsrailoğullarının bildikleri bir hadise yeniden hatırlatılıyor. Cumartesi yasağını çiğneyenlerin başına gelenler, onların hafızasında yer etmiş bir olay olarak anlatılıyor.


Burada dikkatimi çeken, Allah'ın bir yasağı koymasının ardından insanın bu yasağa karşı nasıl bir tutum sergilediğidir. Allah'ın bir hükmü varsa insanın görevi, kendi arzusunu o hükmün önüne geçirmek değil, emre uygun davranmaya gayret etmektir. Cumartesi yasağının ayrıntılarına burada girmeyeceğim. Ancak bu olayın bize düşündürdüğü temel mesele, insanın hırsı ve menfaati uğruna Allah'ın koyduğu sınırları aşabilmesidir.


“Aşağılık maymunlar olun” ifadesinin gerçek bir dönüşümü mü, yoksa temsili bir anlatımı mı ifade ettiği konusunda tefsirlerde farklı değerlendirmeler bulunmaktadır. Bazı müfessirler bunu gerçek bir dönüşüm olarak açıklarken bazıları temsili anlam üzerinde durmuşlardır. Doğrusunu Allah bilir.


Ancak bu ifadenin hangi şekilde anlaşılmasından bağımsız olarak, ayetin açıkça ortaya koyduğu bir gerçek vardır: Allah'ın hükmünü bile bile çiğnemenin ağır bir karşılığı vardır. İnsan küçük bir menfaat uğruna büyük bir sorumluluğu göz ardı edebilir. Nefsinin istediğini elde etmek için kendisine konulan sınırları zorlayabilir. Üstelik bunu yaparken kendi davranışını haklı gösterecek gerekçeler de bulabilir.


Bu olay bana günümüz insanını da düşündürüyor. Zaman değişse, şartlar farklılaşsa da insanın hırsı, açgözlülüğü ve menfaatini öne çıkarma eğilimi değişmeyebiliyor.


  • Menfaatimiz söz konusu olduğunda Allah'ın emirlerine karşı ne kadar hassasız?
  • Nefsimizin istediği şeylerle Allah'ın bizden istediği şeyler çatıştığında hangisini tercih ediyoruz?
  • Yanlış olduğunu bildiğimiz bir davranışa kendimizce gerekçeler üretip onu meşrulaştırmaya çalışıyor muyuz?


4. Geçmişten ibret almak ve gelecek nesillere öğüt


66. ayette Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Biz bunu, hem onu görenlere, hem de sonra geleceklere bir ibret ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara da bir öğüt kıldık.” (Bakara, 66)


Bu ayette beni en çok düşündüren ifade, yaşanan hadisenin yalnızca onu görenler için değil, sonradan gelecekler için de ibret kılınmış olmasıdır. Allah geçmişte yaşanan bir olayı bize anlatırken yalnızca tarihî bir bilgi vermiyor. O olayın arkasındaki davranışı, insanın zaaflarını ve Allah'ın emirlerine karşı gelmenin sonuçlarını da düşünmemizi istiyor.


Burada “onu görenler” ifadesi, olayın gerçekleştiği dönemdeki tanıklara işaret ediyor olabilir. Bu da hadisenin gerçek bir dönüşüm olduğu yönündeki yorumu destekleyen bir unsur olarak değerlendirilebilir. Ancak tek başına bu ifade, meselenin nasıl gerçekleştiği konusunda kesin bir hüküm vermemizi sağlamaz. Doğrusunu Allah bilir.


Benim burada üzerinde durmak istediğim asıl nokta, yaşanan bir hadisenin sonraki nesillere de öğüt olarak bırakılmasıdır. Geçmişte insanların yaptığı hataları öğrenmek, aynı hatalara düşmemek için bir fırsattır. Kur'an'ın anlattığı kıssalar ve olaylar, yalnızca geçmişte yaşayan insanların hayatlarını değil, bugünün insanının davranışlarını da sorgulamamıza vesile olur. İsrailoğullarının Allah'a verdikleri sözden dönmeleri, nimetler karşısında nankörlük etmeleri ve Allah'ın koyduğu sınırları çiğnemeleri bize de bir şeyler söylüyor. Biz de kendi hayatımıza bakmalı, aynı yanlışları farklı biçimlerde tekrarlayıp tekrarlamadığımızı düşünmeliyiz.


Verilen Sözün Sorumluluğu ve İbret


Bu dört ayeti birlikte düşündüğümde, Allah'ın insana verdiği nimetlerin ve gösterdiği yolun beraberinde bir sorumluluk getirdiğini görüyorum.


60. ayette Allah'ın nimetlerinden söz edilmişti. 61. ayette bu nimetlere karşı hoşnutsuzluk ve isyanın nasıl ortaya çıkabildiğini görmüştük. 62. ayette iman ve salih amel üzerinde durmuştuk. Şimdi ise 63-66. ayetlerde verilen sözün önemini, bu sözden yüz çevirmenin sonuçlarını ve Allah'ın hükümlerine bağlı kalmanın gerekliliğini görüyoruz.


Böylece ayetler arasında bir bütünlük oluşuyor. Nimetin kıymetini bilmek, nimeti verene karşı sorumluluğumuzu da bilmeyi gerektiriyor. İman etmek yalnızca sözle ifade edilen bir kabul değil; bu kabulün davranışlara yansıması ve Allah'ın emirlerine bağlılıkla yaşanmasıdır.


İsrailoğullarının geçmişte yaşadıkları bize bir kez daha insanın nefsini, hırsını ve Allah'ın emirleri karşısındaki tutumunu sorgulatıyor. Bu olayları yalnızca geçmişte kalmış birer hadise olarak görmemeli, kendimize de ibret almalıyız.


Allah'ım,

Bize verdiğin nimetlerin kıymetini bilmeyi, Sana verdiğimiz sözlere sadık kalmayı nasip eyle. Kitabını sıkı tutan, ayetlerini okuyup üzerinde düşünen ve öğrendikleriyle amel etmeye gayret eden kullarından eyle.


Nefsimizin arzularını Senin emirlerinin önüne geçirmekten, menfaatlerimiz uğruna hakikatten uzaklaşmaktan bizleri koru. Geçmişte yaşananlardan ibret almayı, kendi hatalarımızı görebilmeyi ve doğruya yönelmeyi nasip eyle.


Bizi nimetlerine şükreden, ahdine vefa gösteren ve haddi aşmaktan sakınan kullarından eyle.


Bize dünyada iyilik, ahirette de iyilik ver ve bizi ateşin azabından koru.


Âmin.

Allah'a emanet olun.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Verilen Sözün Sorumluluğu

mesut-tutunculer mesut-tutunculer