Sahip Olduklarımız Bize Ne Yüklüyor
Tevbe Suresi 38-39. Ayetler Üzerine Bir Tefekkür
Hiç düşündük mü; sahip olduğumuz nimetler, rızık, makam ve imkânlar yalnızca birer lütuf mudur, yoksa beraberinde sorumluluklar da mı taşır?
Tevbe Suresi'nin 38 ve 39. ayetleri, bu soruyu kendimize sormamız için önemli bir vesiledir.
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
Tevbe Suresi, 38. ayet:
“Ey iman edenler! Ne oldunuz ki, size "Allah yolunda sefere çıkın" denilince, yere çakılıp kaldınız. Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatını mı seçtiniz? Oysa ahirete göre dünya hayatının yararı, pek az bir şeydir.”
Tevbe Suresi, 39. ayet:
“ Eğer Allah, yolunda sefere çıkmazsanız, sizi elem dolu bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir toplum getirir. Siz ise O'na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.”
Tebük Seferi sırasında Müslümanlar zorlu şartlarla karşı karşıyaydı. Hava sıcaktı, yol uzundu, imkânlar sınırlıydı. İnsanlar geçimlerini, mallarını ve geride bırakacakları hayatı düşünüyor; karşılarındaki güçlü düşman karşısında tereddüt edebiliyorlardı.
Allah'ın bu hitabı, bugün de bize şu soruyu sorduruyor: Bizi sorumluluklarımızdan geri tutan şey gerçekten imkânsızlıklar mı, yoksa sahip olduklarımızı kaybetme korkusu mu?
Bazen doğruyu söylemek çıkarlarımızı zedeleyebilir, adaleti savunmak konumumuzu sarsabilir, bir sorumluluğu yerine getirmek rahatımızdan vazgeçmemizi gerektirebilir. Böyle zamanlarda insanın kendisine dürüstçe bakması gerekir. Çünkü Allah'ın bize verdiği rızık, bilgi, güç, makam ve imkânlar yalnızca yararlanacağımız nimetler değil, aynı zamanda sorumluluk vesileleridir. Bilgi sahibi olmak, bildiğimiz hakikate karşı; imkân sahibi olmak, bu imkânları nasıl kullandığımıza dair bir sorumluluk doğurur.
Öyleyse kendimize soralım: Allah'ın bana verdiği bu nimet, beni O'na yaklaştırıyor mu, yoksa onu kaybetme korkusu beni sorumluluklarımdan uzaklaştırıyor mu?
Ayetlerin devamında Allah, geri duranların yerine başka bir topluluk getirebileceğini bildirir. Çünkü Allah'ın hiçbir kula ihtiyacı yoktur. İnsanların geri durması Allah'ın kudretine zarar vermez. Fakat insan, kendisine verilmiş bir kulluk ve hizmet fırsatını kaybedebilir. Bu da bize önemli bir hakikati hatırlatır: Hiçbir makam ve konum vazgeçilmez değildir. Önemli olan, bize verilen imkânlarla nasıl bir kulluk ortaya koyduğumuzdur.
Mesele yalnızca dünyadaki nimetleri veya konumu kaybetmek değildir. İnsan, dünyevî menfaatini Allah'ın emrinin önüne koyarak ahiretini de tehlikeye atabilir. Her kayıp ceza, her kazanç ödül değildir; ancak tercihlerimizin ahirette bir karşılığı olduğunu unutmamalıyız.
Elbette insan gücünü, şartlarını ve gerçek mazeretlerini gözetmelidir. Fakat engeller ortadan kalktığında ve sorumluluk açıkça ortaya çıktığında, sırf rahatını bozmamak veya çıkarlarını kaybetmemek için geri durmamalıdır.
Nimet, yalnızca sahip olduğumuz şey değil; onunla ne yaptığımız da imtihanımızın bir parçasıdır.
Öyleyse kendimize şu soruları soralım:
- Sahip olduklarımın sorumluluğunu yerine getiriyor muyum?
- Bir karar verirken Allah'ın rızasını mı, yoksa yalnızca kendi çıkarımı mı gözetiyorum?
- Yapmam gerekeni bildiğim hâlde, kaybetme korkusuyla geri mi duruyorum?
Unutmayalım: Allah'ın bize ihtiyacı yoktur; bizim O'na ve O'nun rızasını gözeterek yaşamaya ihtiyacımız vardır. Bize verilen nimetleri korumaya çalışırken, o nimetlerin beraberinde getirdiği sorumlulukları ihmal etmeyelim.
Rabbimiz, nimetlerin kıymetini bilen, sorumluluklarını yerine getiren ve dünya menfaatini ahiretinin önüne geçirmeyen kullarından eylesin. Âmin.
Allah'a emanet olunuz
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu