Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Büyümek Güzel mi

Büyümek Güzel mi

[24/9 07:53] Nurcan: Doğdum

Öldüm

Arada ne yaptım? 

Dilinde yaram

Boğazımda düğüm

Acı içimde sanki bir düğün

Gecenin ortasında güveneceğim dal yetim 

Kıskanmış geceden sevdiği hüzün

Giden her ne varsa gelmiyor gülüm 

Bir dileğim var tanrıdan geleceğim bir gün

Hani acının tırnağında toprağın altında 

Seni bekleyen gece gündüz 

Durmadan çalışan saatin altında 

Işık yansıdığında dudağının altına

Sana benzeyen gül olmaz olsun. 

🫶 

Kör bir insana rengi anlatmak kadar zor bir şey yoktur. 

Cahili de toparlamak ve güzeli anlatmak da zordur. 

Kolay olan kendini sevmeyi öğrenmek ve ilim yolunda ilerlemektir. Bilgi insanı hem iyileştirir hem de ileri baktırır. Okumak da büyük bir ilim ve bilgidir. O yüzden hiç yalnız kalmadım ben. 

Aşık olmaktan, hakikaten ve delice sevmekten öte istidatlıyım (yetenekli) ben. Ne sözlerimde, ne de tavırlarımda yapmacık yok benim. Kalbimden ve zihnimden nasıl geçerse sözlerim. Kimine güzellik Katar. Kimine zehirli ok gibi batar. 

Uzun uzun bakan gözlerim ve uzağa dalıp giden zihnimin pek çok köşesinde geçişlerim ve labirent ucundan bile geçmeden direk yolları aça aça hatta nedir bu labirent deyip zihin duvarını kırarak geçişlerim var benim. Cesaret ve açıklık diyorum ben. Kimisi de cehalet diyor buna. İrade ile kendine hakim olmayı bilen elimden gelse şeytana uyup kendime başka bir muamele yapmak ister miydim elbette ki hayır. Fakat bendeki ben ileriye gidemiyor böyle. Karşımda bir parmak uzatıyor sonsuz güzel olan. Kimsenin farkında olmadığı zamanlarda ve zannettiği anlarda sonsuz bir şefkat ve hayranlıkla aynada kendini süzmekten alamıyor insan. Süzek gibi süzülüyor ve inceliyor karşımdaki insan. Sonsuz hayranlık duyuyorum ona. İçteki frodo zıplıyor havaya. Hislerini belli etmemesi ve bunun için özel çaba harcaması Olağan üstü düzeyde manen onunla benzerlik gösteriyoruz galiba. Duyguca birbirine sokulmuş üzmekten, yıpratmaktan, sonsuz sevmekten, sevilmekten, biri yaşının verdiği hezimetten öteki gençliğin verdiği o tatlı coşkun durdurulamaz çocuksu olgunluktan ve zıpırlıktan. Bocalamaktan korkuyor ya insan zaman zaman. Aynaya her baktığında her ikisi de bir mektebin kapısından içeri girer gibi işte o an giriyor içeriye itişe kakışa. En ön sırayı kapmak istiyor gibi halleri var. Musiki çalıyor ruhta inceden inceye. "En önde ben varım" , "hayır ben" başlıyor bir kavga içteki şeytan ile dans ediyor melek. Sözler çarpışıyor havada ve rüzgar bazen sert esiyor bazen fırtına kimi zaman da güneşli günler geliyor zihnin çöplükleri dağılıyor hava bir başka esiyor aydın gecenin yıldızları altında. İnceden gözyaşı döküyorsun kuvvetli hatıralar ile hayaller durağında en ihtişamlı otobüs gelmek bilmiyor devamı uzun zamanlarda dalgın ve ağır hallerinin tesiri altında. Uzuyor zaman. Hiçlik ile varlık içinde yokluk. İki kişilik oluyorsun bir anda. Sen ve senden öte sen. Gülüşünle parlayan ve çoğalan zaman yine aynı tezatlık ile gülüşünle azalıyor zamanda. Yoo Yoo öyle deme Kabahati büyük bu gülücüklerin. Işıldamasın öyle. Dişlerini gösterir gibi. Hayat sana güzel be dostum. İçteki beni kim bilir. Arkadaşların arasında var mı benim gibi çekeni. Vananın erken unutulacağı hadisesi yayıldı zahmetsiz olana, epeyce konuşuldu arkadaşları arasında lakin hiçbir zaman büyük ve devamlı bir alakanın merkezi olamayacağını anladı içimdeki hüzün. Müsterih oldu diğer gözüm. Rahat bir nefes aldı garip sözüm. İki kişinin yakın dostluğu gibi tesirli bir anda bir insanı kendisi kadar, kendi düşüncesi kadar, dertleri, korkuları, noksanları meşgul edebilir mi sanırsın Ah benim garip gönlüm. Adeta gözlerimde sihirli gözlük evreni şeffaf göresim var. Lakin dünya dönüyor beyaz bulutlar altında ve geçiş esnasında pencereler açıyorlar bana göz kırparcasına ve gösteriyorlar yıldızların narin geçiş anını ben bana sanıyorum ve izliyorum yüzde kocaman gülümseme oysa olağan hallerdeler işte. Birbiri ile dans ediyorlar. Kol kola girmiş halaydalar. Sarmaş dolaş ve kimi zaman oynaştalar. Gevezelik benimkisi azıcık da hovardalık işte. Mana arıyorum kendimde. Ahmakça körlük diyorlar adına. Görmeme engel oluyorlardı neyseki lazer iletişim numarası alabilir olduk hemen göze de bir lazer diyesim var göremiyorum ustat uzakları ne haldesin, nasılsın, kiminle eğlencede misin, keyfin iyimi? Hoş musun? O zamanlar kızıyorum kendime geldiğime. Bu halleri varsa görsünler diye düşünüyorum ama sonra içteki ben " hey hat sabah oldu kalk! hadi kalk! Zamanı uyarla ve git çalış, elin ekmek tutsun azıcık! Azıcık bilgilen! Azıcık güzelleş! Çıkmamış senden tırnaklarını biraz sivrilet! Mana verilemez hallerin kinayeli Sözlerin! Çoluk çocuk pazar eğlencesinde, sen yalnız yara bere içinde, o bütün şehre yayılacak kepazelikte iki gün evvel zavallının hiç yüzü kızarmadan sana aman yarabbi hiç utanmak kalmamış, saygıdan eser yok, gezisine bak, gevezeliği izle! Düşüncesizlikleri olamazdı böyle. Haklı serzenişler be içteki. Ne yaparlarsa yapsınlar, aldırış bile etme! Kalk giyin, süslen! Gözleri daldırma öyle uzaklara. Hain yüzlü kafataslarına aldırma sen. Gülüşünle çoğal. Gülüşünle güzelleş. Hafifçe kafanı silkele. Kaşlarını kaldır ve önüne bak gülümse. Gülümse ki güller açsın gül yanağında. Suiniyeti (kötü niyet) esas olarak kabul eden ve insanın dürüst, samimi ve namuslu olabileceğine ihtimal vermeyen bir kimseye karşı kendini müdafaa edebilmenin hazinli (acıklı) imkansızlığı onun elini kolunu bağlamıştı. Elini tuttuğunu sanıp kendini kandırmıştı. Aynı sayfayı tekrar tekrar, aynı şeyleri tekrar tekrar okusa da düşünceleri mütemadiyen sıyrılıp başka taraflara kaçıyordu ya da başka taraflarına. Birisiyle mücadele ediyormuş gibi dişlerini sıkan zamanda müdürün o muamelesinden sonra kendine hakim olmaya çalışmış, muvaffak (başarılı) da olmuştu; fakat bugün görüyorum ki arkadaşlarının ona karşı tavırları aldıkları gözümden kaçmıyor. Yayılan hadise ne idi? Sessizliğimi kendimi beğenme zannedenlerin veya istidadımı çekemeyenlerin sözde ağzımdan laf almaya çalışanların açıkça hücuma geçmelerine sebebiyet nedir doğrusu anlamış değilim. Olağanca büyük çaba içinde olduklarını görmek gülümsetiyor be dostum ama gerçekten çok boş çaba. Zenginlik koltuğu içte be usta. Kalbi zengin olacak insanın. Sonra da cebi. Kalbi zengin olmayanın cebi zengin olsa ne yazar ne de çizer. Bilhassa (özellikle) birçok kitap okuyup kafasında birtakım hayaller, yeni yeni dünyalar teşekkül (oluşmak) ediyor kafamın içinde. Kabil (türden) mübahaseleri (konuşmaları) iğrenç bulmaya başlayınca uzaklaşıyor insan. İstikbale (geleceğe) ait her hülyası kişinin kendi geniş muhayyilesinin (hayal gücünün) doğurduğu güzel dünyalardan biri işte. Gözünün önüne türlü türlü hayal levhaları (görüntü) geliyor. Başaramayacağı pek çok şey başarılabiliniyor. Hatta sık sık düşünerek şekillenir hale de geliyor. Bozmaktan korkuyor insan hayali. İşlemeye başlıyorsun narin, ince, kibar sözleri bir inci tanesi, bir inci boncuk misali. Sıralardan mertebe atlıyorsun ve içteki sen, dıştaki sen ön sıralara doğru ilerliyor birer birer. İçteki ben önden birinci sıra. Ben hep oturdum ikinci sıra. Eee gelince dünyaya iki numara hep kalıyorsun arka sırada. Roman ve hikaye kitapları kafada en önde gitsin bilgi sarmaşık nasıl olsa. Geçmişten gelir, geleceğe akar, yazdıkça kapıları zorlar, kapıları yontmaları ile yerli ceviz dolapların raflarında karma karışık hal alır ve en sonunda yığıldı duvarda yerini alır.

Elli sene evvel ile elli sene sonra da taş kesilip olduğu yerde kalmış gibi hakikatten uzak bana haberler uzak kalır. Oyuncu içinde çok. Ağlayanı çok. Hayat okuduğun kitapların ve dinlediğin müziğin, aldığın derslerin etkisi altında neşeli be usta. Sakın göğe bakmayı unutma hep orada bir yerde bir sen bir de senden içeri var ve gör bak ayna da orada, parlayan sen de orada. Ben dünyayı kafamın içi gibi güzel sanıyorum bırak da öyle kalsın usta. Keyfi yerinde kafamın içinin. Hayalleri güzel. Düşleri ışıklar altında dansta. Dünyada pek ender görünür şekilde hafiflikte. İlişkilerinin farkında. Benim kuş gibi beynim çırpınışta. Eyvah! Zenginlik kapımda nöbette dura, hislerim beni hiç yanıltmaya, bana kadar güzel bu dünya. Şurada gördüğüm en güzel saflıkta bende işte bir şeyler bırakıyorum kendi üslübumda, hafif ağırlıkta, orta sınıfta, boyumda azıcık kısa olsa da azim var be usta. Öğrenecek çok şey, gidecek daha ne de çok yol var öyle değil mi? Canımın canı sıkılmış, yüzü buruşmuş, tekrar ayağa kalkar ama sen sakın bana aldırma. Bütün lafların dillere destan ola. Tüm cümlelerden sonra da dudağının kenarında gülücük hiç eksik olmaya. Gülüşümüz parlasın mı? Parlasın. Tadını çıkaralım mı? Çıkaralım. O halde insan Yaşamı kutsaldır diyerek hayata bir bardak saçmalık bırakalım. Üçbin sene sonra da dönüp bakalım. Bir müzede kendimizden eser bulalım. Dünyaya gelmiş ama boş kalmamış, sözümü dinleyip gidip azıcık çalışmış. Mermere kalem, çamura kalem, tahtaya kalem, akılsıza kalem, akıllıya kalem, geleceğe selam olsun. Seninle mühim bir eda içinde hakikaten gülünç bir insanı kütüphanesi yaratmak yerine aklımızın, kafamızın içindekini bizden evvelkilerin depo ettiği bir sürü mühim bilgiyi tecrübenin verdiği güzellik ile ileriye taşıyalım. 

"Ne mutlu Türküm "

Gölgemde kalma haydi sende söyle. Biz Türk toplumuyuz amacım yok, çıkarım yok, beklentim yok, ama burada yaşıyorsak eğer dış ülkelerde olduğu gibi Türk olduğumu ülkemde hakkıyla söylemek boynumuzun borcu değil mi üstadım. Haydi şimdi şapkanı önüne al ve düşün. Bizden daha ileri kim var kim yok... "diyene" demiş kendi neden söylememiş. Deseydi ileri nasıl taşırdı bizi. Taşıyamazdı. 

Şimdi biz söyleyelim ki bizden sonraki gençler gerçekten Türk ve Türkiye için çabalasın ve her zorluğa göğüs gerebilsin. 


Yalnış düşünüyorum olabilirim. Her konuda olduğu gibi bu konuda da "Farazi üstadım" gibi aydın değilim. Bilene sor ve söylesin bakalım hangisi daha hayırlı. Bilen bilir. Ben bilmem. Cahil olan benim. Sen bilensin. Sen söyle "Ne Mutlu Türküm" diyelim mi? Demeyelim mi? 

Vallahi billahi çok güzel olur. İstemezseniz başka tabi susar her zaman ki yerimde otururum. Zaten ortalığı karıştırmak gibi bir niyetim yok. Tam tersi toplayalım, uzlaşalım ve birlik olalım. Yetmez mi onca acı, yetmez mi onca keder. Yetmez mi yıprandık. 

Kendi acımıda sizinki ile buluşturdum hay Allah. Sadece eşimden ayrıldım, azıcık işsiz kaldım hepsi bu. Sıradan insan figürü o kadarım yani başka mı benden bir ben yok.

[24/9 07:53] Nurcan: 🤗 Keyifli bir gün olsun

[24/9 07:54] Nurcan: Neticede sadece sıradan biriyim. Büyümek güzel mi? 

🇹🇷 

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 1
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Büyümek Güzel mi

Büyümek Güzel mi

nurcan-dogru nurcan-dogru