Gölgesine Bile Şiir Yazar mı İnsan
‘’Bu şiire başladığımda nerde,
şimdi nerdeyim?
yaram vardı, bir de sözcükler
sonra vaat edilmiş topraklar gibi
sayfalar ve günler
ışık istiyordu yalnızlığım
Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum
İlerledikçe...Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde
Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü daha şiir bitmeden. Karardı dizeler.
Aşk...Bitti. Soldu şiir.
Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden’’(Murathan Mungan)
Şaşalı bir gerginlikle asıyorum tüm duygu iklimlerini balkondaki çamaşır ipine:
Tutarsız ve tek düze değil sadece yıkanmış ve içine çekmiş artık kaç beden çektiyse duyguların külfeti kaç gram esintide uçuşuyorsa çamaşır ipindeki o gergin duygular.
Öncesiz ve sonrasız her biri: sadece bir anda saklı bir an’ ın eseri ve esiri.
Aşk bitti ve soldu şiir:
Bunu söyleyen sadece ben değilim ve işte başka bir şairin bir şiirinden arakladım bu ince nüansı gel gör ki şairle hem fikir değilim: bence aşkın bittiği yerde başlar şiir, şiirin bitip de yittiği değil çünkü şiir her iklime kefildir hele ki aşka:
Nasıl ki bir radardır şairin yüreği…
Nasıl ki duyguların altına serilesi kilim misali…
Hele ki insan ikiletmeden de sevdi mi; sevip de irkildi mi:
Ne olmuş hem aşk bitmişse? Aşk mı yok şaire?
Edebiyle ve hele ki sessizce sevebilmeyi de şiar edinmişse şair.
Şiiri mi şairden sormalı yoksa şairi mi şiirden?
Ya, aşkı…
İklimlerden her gün misafir iken de şairin yüreğine ve de duyguları asılı kalmışken o gergin ve toleranssız çamaşır ipine…
Aşk solar mı yoksa solan ruh mudur?
Aşk kaç kere vurur insanı yoksa hep mi uykudadır kimi insan? Ya, şair?
Uyaksız ve ulaksız ve de uykusuz geçer mi günleri?
Derinlerde bir nüans ve aşk.
İklimlerden hazan Ekim çat kapıda.
Gölgesine bile şiir yazar mı insan öyle ki kimisi gölgesinden kaçarken?
Gölge midir yoksa şairden kaçan? Ne fark eder ki? Yeter ki uyum içinde olsun şair ve öfke.
Öyle ya:
Kimi şiir öfkeden doğar kimi öfke ise şiirden ve bir batında doğan güneş ve mehtaba şiirler yazmak ister insan:
Mehtap mıdır güneşe sevdalı yoksa tutkun olan yıldızlar mıdır gecenin sönük ferinde ansızın parlayan tıpkı şairin gözleri gibi?
Ve sen, şair sakın kaçırma gözlerini ve sen şiir sakın devirme gözlerinin saklandığı su kadehlerini.
Ne koyar ki şair kadehe sudan ve aşktan başka ve şairin sarhoşluğu doğaçlama çünkü şair, ilham geldiğinde sarhoş olur ve yazdı mı da ayılır ne ayılana gazozdur ikram edilen ne de bayılana limonata:
Şairi uykudan uyandırır şiir bazense şiiri uykudan aslında şiir ve şair çok uzaktır birbirine hele ki benim gibi şiir yazmaya kırkından sonra başlarsanız.
Gelin görün ki: hayatı şiir gibi içmişliğim var çalışma hayatında dosyaların ve ofislerin şiirle ve cennetle eşleştiği kimin aklına gelir?
Kimin aklına gelir çalıştığın plazanın koridorlarında kelebek gibi uçuşan hayaller?
Ya da bir dış ticaret işleminde ithalatçının ve ihracatçının el ele tutuşacağına şiir gibi kafa kafaya vereceği?
Oysaki ne aklımda şiir ne de gönül dergâhımda?
Ben sadece mesleğine âşık bir bankacı bir dış ticaret elemanı.
Ben sadece işini zamanında teslim etmek için o koridor senin bu bina benim, koşturan seferi tanığı işlem mevzuatının.
Şiir bana uzak.
Şair ise aşka tuzak kurmuşken ya da tam tersi…
İlham perimin en yakın arkadaşı İlhami oysaki hayat boyu ne ilham bilirim ne de tanırım İlhami’yi şimdi gelmiş ilhamımla el sıkışırken İlhami bana göz kırpıyor.
İlhami de aldı mademki aşktan ve şiirden payını:
Aşkın solduğunda şiir sesini keser diyen şairin yalancısıyım üstelik:
Aşk bitince şiir başlar çünkü her şiir aşka gebedir aşk da şiire…
Sevil ya da sevilme şair yeter ki sen ciddi anlamda sevmeyi bil üstelik usulca üstelik kimselere çaktırmadan…
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.