Farklı Boyut
İlk kez lise yıllarımda tasavvuf edebiyatı ile birlikte Yunus Emre şiirleri ve düşünceleri içime sevgiyle yerleşmişti...
Belki edebiyata ilgi ve sevgi, belki hocamıza olan saygı ve sevgiydi bu merakın kaynağı...
Leyla ile mecnun bahsinde; Kays adlı sürekli ağlayan bir bebeği ne zaman ki güzel bir kadın kucağına alır, işte o zaman ağlayan bebeğin, onun yüzüne bakarak sustuğunu. Durumu görenlerin ise, bu çocuğun güzelliklere olan hayranlığını daha en başında anladıklarını da anlatmıştı...
Hem Kays hem Yunus Emre; o yıllarda, henüz on dört on beş yaşındaki gençlerin kavrayamayacağı farklı bir aşk içindeydiler. Dönüşen, derinleşen, dinginleşen bir aşk...Kaysın başlangıçtaki Leyla aşkı, öyle ki Leyla’nın semtinden gelen kedinin, köpeğin bile ’’bu gözler Leyla’yı gördü’’ deyip gözlerinden öptüğü. Yunus’un ’’nefes mi buğday mı’’ sorusuna buğday tercihi. Hemen ardından birinin buğday, diğerinin Leyla’nın şahsından vazgeçişleri...Mecazi aşktan İlahi aşka geçiş denilmişti... Bence mucizevi, ulaşılmaz, anlaşılamazdı...
Hayli merakımı cezbetmişti o yıllar...
Belki anlatılanlar kulaktan kulağa oyununda olduğu gibi zaman süzgecinden geçerken yakıştırılmıştı. Veya gerçek yaşanmışlıklardı. Ama her ne olursa olsun zihnime kazınmıştı işte...
Aradan geçen zamanda ara ara bu merak depreşti durdu...
Bir gün bu merakımı bir arkadaşla paylaştığımda
’’seni biriyle tanıştırayım ister misin? Belki merak ettiğin konuları kendisiyle paylaşır tatmin edici bilgiler de alırsın’’
düşündüm
’’neden olmasın’’ dedim...
Buluşmayı kararlaştırdığımız gün ve saatte bahsi geçen kadını, evime yürüme mesafesindeki bir binanın kapı önünde, beni bekler buldum...
Hal hatır ederek yukarı çıktık...Kapıyı neşeli, güler yüzlü ve daha konuşkan, yaşlıca bir kadın açtı... Kırk yıllık dost gibi samimi...İçeri buyur ettiler... Sade döşenmiş bir odanın iki kanepesine karşılıklı oturduk...Ev sahibi de mutfakta işini bitirip yanımıza geldi...
Ben yine ''tasavvufa merakımı, kendilerinin namaz, oruç dışında nasıl bir eylem içinde olduklarını sordukça, kadın düşünerek yavaş yavaş cevaplar veriyor. ''Dini konulara yabancı olmadığımı'' söylediğim de ise kendileri dışında edinilen bilgilerin yine kendilerince çok tatmin edici olmadığını da sanki araya sıkıştırıyordu...
Kısacık tanışmamızın ardından zile basıldı yeni yeni gelenler oldu, onları salona aldılar. Bir süre sonra
’’iyi bir zamanlamayla geldiğimi; grup arkadaşları olarak hem ev sahibine ev hayırlısı, hem de haftalık toplantılarını yapacaklarını söylediler...
Salondaki kalabalık artınca, beni de salona davet ettiler...
Salon tıklım tıklım. Beyaz baş örtülü, kanepelere, yerlere oturmuş geneli orta yaş bayanlar...Duvarda resimler, yerlerde halı üzerine veya boşluklara serilmiş battaniyeler...
Bu arada yeni yeni gelenler ile salon, koridor, diğer odalar doldu...Çok geçmeden de dualara başladılar. Elden ele minik taşlar uzatıp davetli sayısına göre doksan dokuz taşı paylaştıklarını tahmin ediyorum...
Sesli dua eden ve toplu duaya rehberlik eden bir kadın, önündeki kitaba bakarak her bir Esma’yı beşer kez tekrar ettiriyor... Sağ elde tutulan taşlar her bir tekrarda sol ele bırakılıyor. Bana üç taş yanımdakine bir taş düşmüştü...Bana verilen bu üç taşı diğer elime bırakmada ben onlar kadar seri değildim...
Bazısı gözünü kapatıyor, kimisi derin nefes ile bir kısmı da hafif sallanarak eşlik ediyordu tekrarlara. Ortaya koydukları, üzerine yeşil örtü serili sehpanın etrafına çepeçevre ve sıra sıra halka oluşturacak şekilde oturmuşlardı...Dualar eşliğinde devam eden, iç dünyalarındaki manevi ilerleyiş bir süre sonra daha ritmik nefes ile içten çıkan bir ses oldu. Bu toplu nefes alış verişler ve çok geçmeden kudüm eşliğinde ilahiler ile kadınlar tamamen farklı bir boyuta geçti.. Kimisi başını sallıyor, kimisi iç geçiriyor. Bu çoklu ama bir sesli ve oldukça hareketli o güne kadar hiç şahit olmadığım ortam beni çok şaşırttı,
’’nereye düştüm’’ diye kendi kendimi sorgulamama sebep oldu..
Özellikle yanımda oturan bayanın ayağa kalkıp rüku eder gibi eğilip doğrulması. Bir diğer tarafta daha genç bir bayanın sanki dallara uzanıp meyve toplar gibi hareketleri ve yekpare seslenişler ile bir ara çantamı alıp bu ortamdan derhal çıkmak arzusu geçti içimden. Fakat her yer insan kalabalığı yere basılıp yürünecek gibi değil... Neredeyse bir belki de iki saat boyunca böyle tuhaf bir ruh hali içinde bocaladım durdum...
Sonra yine topluca uyarı niteliğinde gibi olan dualarla ruh halleri yavaş yavaş değişti...Herkes aynı anda ve aynı şekilde bu normal hayata geçiş komutunu algıladı mı, bilemiyorum... Fakat benim gözlemlediğim, kendi manevi yolculuğunu tamamlayan üstüne başına çeki düzen verdi. Kısa bir süre sonra görünürde her şey normale döndü.. Hemen ardından ev sahibinin yemek ve çay ikramı ile de toplantı tamamlandı...
Ev sahibine ve benimle ilgilenen bayana teşekkür ederek oradan ayrıldım...
Üzerinden epeyce zaman geçti.
O gün orada gördüklerimin en basit anlamıyla ’’zihin temizliği’’ olduğu ve beynin günlük düşüncelerinden uzaklaşıp rahatladığı fikrine vardım...
Zihin yolculuğuna giriş ve çıkışlar her defasında sorunsuzca gerçekleştirilebiliyor muydu acaba
Nasıl şimdiye kadar bu denli yakınımda, böyle insanlar olduğunu fark edememiştim.
’’Nasip’’ denilen, böyle bir şeydi demek ki...
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.