Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Atışma Online Üyeler
Altın Üye
22.10.2026 · 6 · 0 · Tahmini 4 dk okuma
PDF olarak indir

“Kolektif Kütle 30” yazısını çevrimdışı oku.

İndir
(0 oy)

Kolektif Kütle 30

Bu yüzden “mülk sahibi el” yer pratiği olmayan toplum dışı bir savla; “yerde meşru olmadık ne olup bitiyorsa; meşruiyetsizliğin tümünü göğe kaydırdı. Mülk sahibi El kendi meşruiyet siz ligini “gök ölçüsü” ile güya anlam ve anlaşılır etmekle, inanç üzerinde meşru olacaktı.

Totem meslekli gruplar ön ittifaklarda “kazan kaynatırdı.” Bu şölenlerde gruplar, karşı grup temsilcisi bir hemcinsinin kurban edilmesini ve kurbanın etini yemeyi deneyimlerdi.  Kurban olan kişi hem ittifak için hem grubu için kurban olup özgecil bir tutuma feda olduğunu bilirdi. 

Karşı grup gönüllü sunu olan hemcinsinin etini yiyerek ittifak etmiş olurlardı. Bu ittifak kardeşliği içinde: animizmi duygular vardı. Bu duyguya göre yenen kurban eti ile karşı grubun canı, kanı ve kardeşlik duygu ruhu kurban eti yiyen gruba geçiyordu.

Ertesi günü aynı şekilde kurban sunusu yiyen grup da içlerinden birisini kaynatılan kazan içinde karşı gruba sunu olarak takdim ediyordu. Böylece her iki grup da sunu eti yemekle grup mana ruhunun; grup kardeşliğinin; grup sinerjisinin kendilerine geçtiği algısını ediniyorlardı. 

Her bir gruba ait gönüllü temsilci kişinin et ve kanının yenmesiyle, izole grup mantığı içinde kavranan sosyal edimler kurban besini yolu ile karşı gruba geçiyordu. Karşı grubun kendi gibi olmasındaki mana; karşı grubun da kendi kardeşi gibi olma mana anlayışını veren bu deney pratiğinde yatıyordu. Ortada pratik meşruiyet vardı. Kolektif pratiğe dayanıyordu.

Mülk sahipliğinin anlaşılır, kabul edilir, meşru kılınır, böyle si bir kolektif pratiği yoktu. Kolektif tutumlu evvel emirdeki söze göre totem kardeşini kolektif paydaşlıktan mahrum edemezdi. 

İyi de bencil iştah iyice kabarmış; zihinlerde su yüzüne çıkmıştı. Tomurcuklanmış çiçek açmak üzereydi. Her olumlu olumsuz beliren yol gibi adeta vakti gelmiş zorunluluktu. Durum şuydu “mülk sahipliği anlayışı” kolektif gerçekliğe ve kolektif inşaya göre anlaşılır yolda meşru edilemiyorsa; anlaşılmaz yoldan da meşru edilemez miydi?

Yani mülk sahipliği anlayışı kolektif inşa gibi somut pratik yol ile anlaşılır olamıyorsa başka türlü anlaşılır edilemez miydi? İnşayı meşruiyete göre ve inşa harcına, inşa tuğlasına göre olay kolay meşru edilemezdi. 

Ama ufak bir hileci akıl oyunlarıyla meşru edilebilirdi. Bu hilenin somut zemini tamahtı. Bu hile biyolojik bencilliğe hitap etmekti. Bu tamahtı hile toplumsal olgunlaşmalı, toplumsal kapasiteli özgeciliğin olanaklar damgasını yemiş bilinç üzerinde kabarmıştı.

Bu tamahkardı bilinç kolektif tabanlı, kolektif zaman zeminli üretim ilişkili üretim hareketi üzerine çarpık mantıklı bir paylaştırma ile kurulacaktı. Kolektif zamanlı, kolektif bilinçli ve kolektif olmuş muktedirliğin algısı üzerinden zihinsel geri dönüşle; biyo bencilliğe hitap eden bir söylemdi. 

Kolektif bir alanda kolektif bağlarla sağlama hayatına katılıma işi, katılımcılarını kütle merkezine doğru gel yaptırır. Emekle bir kısım emek güçü  günlük ihtiyacın karşılanmasına ayarlıydı. Bu ayar içinde mal sahibine göre pay ve paydaşlık eksiltildi. 

Böylece somut ve meşruiyetsiz bir muhtaçlık ortaya kondu. Kişisi mal sahipliği ile bu kolektif mal eksiği pay ve paydaşlık mülk sahibi iradesi ile kontrol edildi. Zamanla kolektif payın ve paydaşlığın eksiltilmesi ile kütle merkezine olan çekilişlerde sık sık gevşemeler ya da git hareketi ortaya konacaktı. 

Tamahtı felsefe kişisi mülk sahibi olma iradesiydi. Bu düşünce, köleci dini ahlaktı. Kişileri muhtaç duruma getirip muhtaçlığın kontrol etmekti. Bunun için adım adım sahneye konacak olan dinler  “sadaka verin, zekat verin” diyordu. 

Kolektif zeka ve kolektif yapabilirlikler kolektif alanda kolektif olmayan düşünce biçimleri de ortaya çıkarmıştı. Her şey zıddıyla kaimdi. Zıddı var diye öyle olmak gerekmiyordu!

Mülk, sadaka ne kadar güzel ve ne kadarı doğru değil mi? Ama mülk sahibinin yararına doğruydu. Mülk sahibinin yararı sömürüydü. “Bu sömürüyü, bu düzeni, böyle si pansuman tedavi içinde “iyi ahlak” gösterileriyle sürdün işte diyordu. 

Yani çaldığınızdan çaktırmadan hayır hasenat yapın ki yoksulun hayranlığını ve size sadık bağlanmasını sağlayın diyordu. Aslında muhtaçlık kişinin aidiyet duygusunda da gevşeme yaptırıyordu. Bu gevşeme kişiler de kolektif kütle çekimine karşı ikinci bir tavsama ortaya koyacaktı. 

Dine sarılmakla ezenler “hesaba çekilme korkusu ortaya korken” ezilenler de “madem mülk Allahındır o halde biz de Allahın kuluyuz. Allahın mülkü hepimiz in olmalı diyordu. Kabalacılar, Karma tiler, Babailer, mazdekler, Güneş Ülkesi gibi düşünce akımları türeyecek ve nice Spartaküs ve kuzey Afrika Bağdat Renç ayaklanmaları başlayacaktı.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Kolektif Kütle 30

Uraz Bayram Uraz Bayram