Düğün Merasiminde Çatışma' 2 Firari
İsteme Merasiminde Kimyasal Saldırı: 1 Yaralı yazımın devamı… 😂 Düğün Telaşı…
Bir sonraki yazımız ise Bebek İsim Koyma Kavgası olacak. Buyurunuz! 😂
Mekan: Grand Şehzade Balo Salonu (Havasız, bol kadife perdeli, tavanından sarkan kristal avizelerin bas bas titrediği o meşhur altın varaklı düğün salonu)
Sahnede davul-zurna sesi bir anlığına kesilmiş, ortam birden gergin bir açık artırma salonuna dönmüştür. Salonda dev harflerle "SELİN & BURAK" yazmaktadır. Burak, isteme merasiminden kalma gizli tansiyonu yüzünden papyonunu sürekli gevşetmeye çalışmakta; Selin ise üç kilo simli taş basılmış gelinliğin ağırlığı altında dimdik durmaya gayret etmektedir.
Piyanist (Mülayim): (Eko ayarı sonuna kadar açık mikrofona öksürür) "Saygıdeğer konuklar... Efsane an geldi çattı. Takı merasimi için lütfen sıraya geçelim. Lütfen izdihama mahal vermeyelim, çeyrekler kutusuz takılsın rica ediyorum!"
Neriman (Damat Annesi): (Kolundaki 14 tane burma bileziği 'şakırt' diye birbirine vurarak Müjgan’a yan gözle bakar) "Müjgancım, maşallah salon pek ferahmış! Tavan basık gerçi, oksijen biraz yetmiyor ama olsun... Bizim taraftan gelen 400 kişi nefesiyle ısıttı zaten burayı."
Müjgan (Gelin Annesi): (Boynundaki pırlanta kolyeyi düzeltip buz gibi bir gülümsemeyle) "Ay hiç sorma Nerimancım, sizin taraf otobüsle komple mahalleyi yükleyip gelmiş sağ olsun. Masalarda kuru pasta kalmadı, garsondan ekstra dondurma istiyorlar. Bereket getirdiniz, ne diyelim!"
Takı kuyruğu başlar. Selin ve Burak'ın boynuna kırmızı saten kurdeleler asılmıştır. Gizem elinde küçük kadife bir defter ve tükenmez kalemle Burak'ın hemen arkasında konuşlanmıştır.
Burak: (Dişlerinin arasından fısıldar) "Gizem, o elindeki ne Allah aşkına? Çetele mi tutuyorsun?"
Gizem: "Abi ne yapayım? Annem 'Kız tarafı ne takarsa anında yaz, gramajına göre akraba listesinden adam sileceğiz' dedi. Şu an Burcu yaklaşıyor, gözüm üstünde."
Burcu: (Selin’e sarılır, göz ucuyla Burak’a bakar) "Ay Selincim, kuaför harika iş çıkarmış ama sanki fondöten biraz pembe mi kalmış ne? Burakcım sen de iyi görünüyorsun, tuzlu kahveden sonra renk tonun anca oturmuş maşallah!"
(Burcu, Selin’in omzuna kurdeleyle bir küçük altın iğneler.)
Gizem: (Hemen deftere yazar, abisine fısıldar) "Yaz tahtaya, çeyrek altın! Ama abi kurdelesi solmuş, kesin evde beş yıldır çekmecede bekleyen zula altını getirdi. İade-i ziyarette yarım gram takar geçeriz buna."
Cansu: (Sırıtarak yanaşır) "Burak enişte, sağ salim damatlığı giydin ya, helal olsun sana. Biz Burcu ile aramızda para topladık, sana düğün hediyesi olarak tam teşekküllü bir mide koruyucu seti aldık, eve kargolarız!"
Burak: (Gözlerini kısarak) "Çok komik Cansu... O gün o kaya tuzunu kimin attığını unuttum sanma, senin düğününde çorba tenceresine çamaşır suyu dökeceğim, bekle sen."
O sırada salonun ağır topları sahneye girer. Kızın babası Hamdi Bey ile damadın babası Kemal Bey karşı karşıya gelir. İkisi de ceketlerinin iç cebine elini atmış, sanki kovboy düellosuna hazırlanmaktadırlar.
Kemal Bey: Hamdi Bey’in gözünün içine baka baka ceketinden devasa, parıl parıl bir Trabzon hasırı çıkarır) "Hamdi Bey! Bizde adet böyledir. Damat babası dediğin masaya ağırlığını koyar. Selin kızıma anasının ak sütü gibi helal olsun!"
Salonda 'Oooo!' sesleri yükselir. Neriman Hanım göğsünü kabartarak kız tarafına dik dik bakar.)
Hamdi Bey: (Hiç istifini bozmaz, bıyığını sıvazlar) "Güzel hediye Kemal Bey, pek mütevazı... Ama biz kızımıza öyle kuru altın takıp kenara çekilmeyiz."
(Hamdi Bey ceketinden bir zarf çıkarır, içinden araba ruhsatı fırlar.)
Hamdi Bey: "Sıfır kilometre, hibrit! Damat bey ayağını yerden kessin, kızımı gezdirsin. Tabii... Eğer arabayı sürecek dermanı kaldıysa!"
Kemal Bey: (Gözleri seğirerek Neriman’a döner) "Neriman... Kadife kutuyu getir. Çabuk!"
Neriman: (Çantasından bir şey ararken homurdanır) "Kemal saçmalama, o köydeki arsanın tapusu! Onu mu vereceksin?!"
Kemal Bey: "Ver kadın ver! Hamdi’ye salonun ortasında madara mı olalım? Al Hamdi Bey! Çatalca’da üç dönüm imarlı arsa! Üstüne de villa dikersiniz artık!"
Müjgan: (Çığlık atar gibi) "Ay Kemal Bey, Çatalca’nın neresi ayol? Orada su bile akmıyor, inekler otluyor! Bizim ruhsatın yanında tarla mı takıyorsunuz kızıma?"
Neriman: "Müjgan Hanım, laflarına dikkat et! O inekler otluyor dediğin yerin altından üçüncü köprü yolu geçecek! Asıl senin araba teneke, geçen senenin modeli o, kimi kandırıyorsunuz!"
Bu sırada kurdeleler iyice ağırlaşmış, Burak’ın boynu 45 derece öne doğru eğilmeye başlamıştır.
Burak: (Nefes nefese Selin’e döner) "Selin... Boynum koptu. Üzerimde şu an yedi kilo maden var, kurşun geçirmez yelek giymiş gibiyim. Ayaklarım hissizleşti yine..."
Selin: Dudaklarını kımıldatmadan, gülümseme maskesini bozmadan fısıldar "Burak dik dur! Sakın düşeyim deme! Fotoğrafçı çekiyor, gülümse!
Tam o esnada anonsçunun arkasındaki dev hoparlörden aniden cızırtılı bir ses yükselir. Düğün salonunun 'Görümce Masası' mikrofonu ele geçirmiştir.
Gizem: (Mikrofona) "Pardon! Bir saniye müzik dursun! Bizim taktığımız Trabzon hasırının faturası burada, 22 ayar! Kız tarafının amcasının taktığı bilezik hafif çıtırdıyor, teneke olabilir mi bir baksın kuyumcu?!"
Müjgan: (Gelin çiçeğini eline alıp fırlatacak gibi sahneye yürür) "Terbiyesize bak sen! Hamdi tutma beni, ben bu kızı sahnede yolarım!"
Neriman: (Müjgan’ın önüne atılır) "Kızıma dokunanın elini kırarım Müjgan! Biz Burak’ı istemede tuzla zehirlediğinizde sustuk, burada hakkımızı yedirmeyiz!"
(Salon bir anda ikiye bölünür. Halay çekenler, takı takanlar, çiğ köfte tepsisini kapan amcalar sahnenin etrafında toplanır. Hamdi Bey ile Kemal Bey tapu ve ruhsatı havada birbirine doğru sallayarak güreş tutar gibi itişmeye başlar. Orkestra ne yapacağını bilemeyip panikle 'Damat Halayı' çalmaya başlar.)
Selin: (Çaresizce etrafa bakar) "Burak bir şey yap! Babamlar birbirine tapuyla vuruyor!"
Burak üzerindeki cumhuriyet altınları, euro desteleri ve yarım kiloluk Trabzon hasırıyla hareket kabiliyetini tamamen yitirmiş, zırhlı şövalye gibi kaskatı dikilmektedir.
Salonda ise tam bir mahşer provası yaşanmaktadır:
Hamdi Bey elindeki sıfır kilometre hibrit araç ruhsatını rulo yapıp Kemal Bey’in burnuna doğru sallamakta; Kemal Bey ise Çatalca tapusunu kalkan gibi göğsüne siper edip "Gel bakalım Hamdi, tapu kadastro gör!" diye bağırmaktadır.
Müjgan Hanım, pırlanta çantasını Neriman Hanım’a savururken; Neriman Hanım kolundaki 14 burma bileziği birbirine vurup çıkardığı metalik seslerle karşı tarafa psikolojik baskı uygulamaktadır. Gizem hâlâ mikrofondan çeyrek altınların ayarını sorgulamakta, Piyanist Mülayim ise ortamı yatıştırmak için çaresizce ritmi iki katına çıkarıp düğün salonu kargaşasının milli marşı olan "Ankara'nın Bağları"nı çalmaya başlamıştır. Dındırıdındırı, dındırıdınr yaaaaarrrr
Selin gelinliğin altından spor ayakkabılarını hafifçe oynatıp Burak’ın kolunu dürter.
Selin: (Dişlerinin arasından, gözleri dehşetle parlayarak) "Burak... Şu an annem Neriman Anne'nin saç spreyiyle sabitlenmiş saçına doğru hamle yapıyor. Babamlar tapuyla birbirini boğmak üzere. Bu kaos kırk yılda bir gelir..."
Burak: Ağır maden yükü yüzünden sadece gözlerini oynatabilmektedir) "Selin... Boynumdaki kırmızı kurdele kan dolaşımımı durdurdu, beynime oksijen gitmiyor. Ne öneriyorsun?
Selin: "Kaçıyoruz."
Burak: "Nasıl kaçıyoruz Selin?! Üzerimde şu an Kapalıçarşı’nın yarısı asılı, bir adım atsam çan kulesi gibi şıngırdıyorum! Gizem arkamızda pusuda, adımı attığım an gramajı deftere yazar!
Selin: "Bana bak, bu salondan şimdi çıkamazsak sen ömrünün sonuna kadar Çatalca’daki arsada kayınpederimle hibrit araba tamir edersin, ben de annelerimizin arasında 'Kimin vitrini daha tozlu' davasında müebbet yerim. Topla şu kurdeleleri avucunun içine, sesi kes!
Burak hayatının en hızlı stratejik kararını verir. Boynundaki ve göğsündeki altın kaplı kurdeleleri bir hamlede toplayıp smokin ceketinin içine tıkıştırır. İki eliyle göğsünü bastırarak madenlerin birbirine çarpıp ses çıkarmasını engeller.
Selin üç kat tül gelinliğin eteklerini iki eliyle bacaklarının arasına sıkıştırıp bohça yapar.
İkili, sahnenin hemen arkasındaki dev kadife fon perdesinin gölgesine doğru yan yan, pandomim sanatçısı gibi süzülmeye başlar.
O sırada Kemal Bey kükrer: "O arsanın metrekaresini sana yedirmem Hamdi!"
Müjgan Hanım cırlar: "Sen önce oğluna iki lokma et yedir Neriman, çocuk açlıktan sahnede mumyalandı!"
Davulcu sahnenin ortasında kendinden geçmiş tokmak sallarken, Selin ve Burak kulis kapısını aralayıp "Acil Çıkış / Yangın Merdiveni" tabelasının altından kendilerini soğuk gece havasına bırakırlar
Burak: (Merdivenleri ikişer ikişer inerken nefes nefese, ceplerinden bozuk para gibi şıngırtılar gelerek) "Selin... Arabayı nereye park ettik?
Selin: (Gelinliğin tüllerini savura savura önden koşarken) "Arabayı boş ver, anahtarı babamda! Taksi durağına koş, bas bas!"
İki dakika sonra, caddenin köşesindeki nöbetçi taksinin şoförü sarı Toros’un içinde çekirdek çitlerken aniden arka kapı açılır. İçeriye; saçı başı dağılmış, duvağı omzuna dolanmış bir gelinle, göğsü 24 ayar külçe altın gibi parlayan, ceplerinden dolarlar fışkıran nefes nefese bir damat dalar.
Taksici (Şaban Abi): (Ağzındaki çekirdeği düşürerek dikiz aynasından arkaya bakar) "Bismillahirahmanirrahim... Gençler, siz kuyumcu mu soydunuz, düğünden mi kaçtınız?
Burak: Ceketinden fırlayan üç tane beşibiryerdeyi avucuyla bastırarak "Kuyumcu daha az tehlikeliydi abi... Gazla! Havaalanı, otogar, sınır kapısı... Neresi olursa, bas gaza!"
Selin: Arka camdan son bir kez salonun ışıklarına bakar "Dur bir dakika... Burak, Gizem’in sesi geliyor mu oradan?"
Uzaktan, salonun açık kalan yangın kapısından Gizem’in mikrofondaki yankılı sesi mahalleye yayılmaktadır:
"...Pardon! Kaçtılar ama gelin tarafı araba ruhsatını masada unuttu! Tapu bizde kaldı, düğünü kazandık!"
Burak başını taksinin koltuğuna vurup derin bir nefes alır, ceketinin içinden bir çeyrek altın çıkarıp taksimetrenin üstüne bırakır:
"Abi sen bizi en yakın çiğ köfteciye çek... Yalnız ustaya söyle, çiğ köfteye tuz atarken elini korkak alıştırsın; ben hayatımın tuz kotasını isteme merasiminde doldurdum. Üstüne de bir sürahi su söyle ama kokla öyle ver, kolonya olmasın..."
Bütün bu curcunanın altında aslında tanıdık bir gerçek yatıyor. Bazen düğünler, iki insanın mutluluğunu kutlamaktan çıkıp ailelerin gösteriş ve üstünlük yarışına dönüşüyor. Kimin daha çok altın taktığı, kimin daha değerli hediye verdiği konuşulurken evlenen iki insanın ne hissettiği unutuluyor. Oysa düğünün amacı servet sergilemek değil, iki insanın yeni hayatına sevinçle eşlik etmektir. Bir ömür boyu mutluluk dilemek için yola çıkıp çifti altınların, beklentilerin ve geleneklerin altında bırakmak ne acı! Biz güldük, eğlendik ama biraz da kendimize bakalım istedim. Çünkü bazen en komik hikâyeler, gerçeğin ta kendisidir. 😊
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu