Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Atışma Online Üyeler
(0 oy)

İsteme Merasiminde Kimyasal Saldırı 1 Yaralı

İsteme Merasiminde Kimyasal Saldırı 1 Yaralı

Yıllardır şu isteme merasimlerindeki tuzlu kahve hadisesini çözebilmiş değilim. Kimi kaynaklara ve rivayetlere göre eski zamanlarda görücü usulüyle eve gelen talibi kız beğenmezse kahvesine tuzu basar, "Benim gönlüm başkasında ya da ben seni beğenmedim mesajını verirmiş. Ne kadar doğru bilemem, 😂 Gelgelelim günümüze... Adet evrim geçire geçire, seven kızın sevgilisini herkesin ortasında biyolojik dayanıklılık testine soktuğu tuhaf bir salon sporuna dönüştü.



Mekan: Kız evi 

Kızın Annesi (Müjgan): "Hoş geldiniz Neriman Hanımcım, safalar getirdiniz! Geçin şöyle başköşeye... Kusura bakmayın antre biraz dar, salon ferah olsun diye oradan kısmış müteahhit."



Oğlanın Annesi (Neriman): "Hoş bulduk Müjgancım, ne kusuru. Biz yabancı mıyız? Gerçi kapıda zili iki kere çaldık, içeriden biraz zor duyuluyor herhalde; salon biraz basık olunca ses boğuluyor tabii."



Kızın Babası (Hamdi Bey): "Trafik yoğundu herhalde Kemal Bey? Bizim buraların girişi pazar akşamı kilit olur."



Oğlanın Babası (Kemal Bey): "Yok yahu, yollar gayet açıktı da bizim oğlan çiçeğin kurdelesini beğenmedi, üç kere yeniden bağlattı. İncelik işte... Bize çekmiş."



Oğlanın Kız Kardeşi (Gizem): (Hafifçe abisine eğilip fısıldar) "Abi çiçeği gördün mü, orkide değil devasa çalı getirmişiz gibi duruyor. Gelinin elbisesine bak, kumaşı biraz fazla mı parlıyor ne?"



Damat (Burak): (Dişlerinin arasından) "Gizem sus, bakıyorlar. Zaten heyecandan boğazım kurudu."



Salondaki kızlar grubu kendi arasında hafifçe toparlanır.

Yakın Arkadaş 1 (Burcu): (Gülümseyerek ayağa kalkar) "Müjgan Teyzecim, müsaadenizle biz Selin’le kahveleri yapmaya geçelim artık, sohbetinize kahve eşlik etsin."



Yakın Arkadaş 2 (Cansu): (Burcu'yu onaylayarak kalkar) "Evet evet, taze taze pişirelim hemen."



Müjgan: "Hadi bakalım kızlar, elleriniz dert görmesin. Kemal Beylerin kahvesi orta şekerliydi değil mi?"



Neriman: "Evet canım, orta şekerli olsun. Burak da öyle içer zaten."



(Kızlar mutfağa geçer, kapı örtülür ve kriz masası kurulur...)



Gelin (Selin): "Kızlar saçmalamayın, bir çay kaşığı yeter dedim! Çocuk zaten kapıda heyecandan titriyordu."



Burcu: "Ay Selin bırak şu acıma duygusunu rica ederim! Bir çay kaşığıyla sabır mı ölçülür? Çekil tezgâhtan... Kaya tuzunu uzat Cansu."



Cansu: "Al tatlım, ben içine azıcık da karabiber gezdirdim. Renk tutsun, köpüğü kalıcı olsun diye. Geleneği yaşatıyoruz şurada, fenalık geçirecek hali yok ya!"



Selin: "Kızım bunun rengi çamur gibi oldu, kokusu da şalgam suyuna benzedi, ne yaptınız siz? Ay tamam tepsiyi tutun, içeri giriyorum, sakın arkamdan kıkırdamayın!"



Selin odaya süzülür; fincanlar dağıtılır, Burak’ın önüne yüzeyinde minik tuz kraterleri oluşan o koyu gri fincan bırakılır.



Burak: (Selin’in gözlerinin içine minnetle bakarak) "Ellerine sağlık Selinciğim..."



Gizem: (Abisine doğru eğilerek) "Abi o fincan niye cızırdayıp duman çıkarıyor? Bak son şansın, kalkıp kaçalım."

Burak: (Fısıltıyla) "Gizem sus, babamlar bakıyor."



Hamdi Bey: "İç bakalım delikanlı, soğutma kahveni. Bizim kızın eli lezzetlidir."



Burak: (Fincanı kaldırır, ilk yudumu alır. O saniyede göz bebekleri titrer, boyun damarları belirginleşir, ten rengi önce kireç beyazına, sonra hafif mor tonlarına çalar.)



Neriman: "Oğlum... Rengin mi soldu senin, iyi misin?"



Burak: (Gözlerinden sicim gibi iki damla yaş süzülürken sesini sabit tutmaya çalışır) "Çok... Çok lezzetli olmuş Müjgan Teyzecim. Değişik bir çekirdek herhalde... Maden suyu gibi, mineralli..."



Kemal Bey: (Göğsü kabararak) "Aslanım benim be! Tek dikişte bitirdi fincanı. Hamdi Bey, kahveler de içildiğine göre... Malumunuz, gençler birbirini görmüş, anlaşmış. Biz de üzerimize düşeni yapalım. Allah’ın emri, Peygamber’in kavliyle kızınız Selin’i, oğlumuz Burak’a istiyoruz."



Hamdi Bey: (Ağırbaşlı bir edayla boğazını temizler, tavana doğru derin bir nefes bırakır) "Gençler kararını vermiş, bize de bu yolda ancak hayır dua etmek düşer. Hayırlı, uğurlu olsun inşallah."



Salonda alkış tufanı kopar. Yüzük tepsisi getirilir, makas sehpaya konur. Burak ayağa kalkar ama adımları hafif sola doğru yalpalamaktadır.



Burcu: (Mutfak kapısından fısıldar) "Kız Cansu, baksana damadın dizleri titriyor, kesin mutluluktan!"



Kemal Bey: (Kırmızı kurdeleyi tutar) "Hadi bakalım, takalım yüzükleri... Oğlum uzat elini."



Burak: (Elini kaldırır ama parmakları kaskatı kesilmiştir. Dudakları titreyerek son sözlerini söyler) "Baba... Ben yüzüğü görüyorum da... Odayı göremiyorum... Işıklar kapandı galiba..."

(Küttttt!)



Yüzükler parmağa geçemeden, Burak boylu boyunca kristal sehpanın üstüne devrilir. Salonda diplomasi iki saniyede buhar olur.



Neriman Hanım bir anda oturduğu koltuktan fırlayıp kendini yerde yatan oğlunun üstüne atar:



— "Oğluma büyü yaptınız! Göz göre göre zehir dökmüşler kahveye! Kemal kalk polisi ara, soyumuzu kuruttular!"



Müjgan Hanım bir yandan sehpanın kırılan köşesini kontrol edip bir yandan çantasından Limon Kolonyası’nı çıkarırken sesini yükseltir:



— "Aaa iftiraya bak! Ne büyüsü Neriman Hanım, senin oğlunun bünyesi zayıfsa  pırlanta gibi kızımın suçu ne? Asıl bizim sehpa İtalyan kestaneliğiydi, yazıklar olsun!"



Kemal Bey yerde yatan Burak’ın kravatını hırsla gevşetirken Hamdi Bey’e döner:

— "Hamdi Bey, 'kızımın eli lezzetlidir' diyordun, çocuk bildiğin kireç gibi yatıyor burada! İki kaşık tuz dediğin şeyle köy yollarına kışın buzlanma olmasın diye tuz döküyorlar yahu!"



Hamdi Bey ellerini arkasında bağlayıp burnundan soluyarak bir yerde yatan damada, bir kapı eşiğindeki kızlara bakar:



— "Ben anlamam Kemal Bey, kahveyi içti mi? İçti. Ben 'verdim' dedim mi? Dedim. Bu saatten sonra ayılsa da benim damadım, ayılmasa da. Kurdeleyi parmağına bağlayın, öyle uyansın!"



Mutfak kapısının arkasından olayı izleyen Burcu fısır fısır Cansu’ya dirsek atar

— "Kızım tuzu kaya tuzu koyduk ya, çözünmedi herhalde midesinde... Çantaları topla, kapıdan yavaşça uzayalım, Neriman Teyze bizi çiğ çiğ yer."



Yerde yüzüne boca edilen 80 derecelik kolonyanın yakıcılığıyla gözlerini aralayan Burak, tepesinde birbirinin saçını başını yolmaya ramak kalmış iki anneyi, kırık sehpayı ve elinde makasla bekleyen kayınpederini görünce usulca gözlerini geri yumup fısıldar:



— "Selin... Kolonyayı dökünce kokudan öldü sansınlar... Sakın ses etme, ayaklarımdan tutup dışarı sürükleyin beni..." 😂


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
İsteme Merasiminde Kimyasal Saldırı 1 Yaralı

İsteme Merasiminde Kimyasal Saldırı 1 Yaralı

Hafif Hasarlı Hafif Hasarlı