Kader Düğümü Çözülmezse
KADER DÜĞÜMÜ ÇÖZÜLMEZSE
Kader kavramı hem İslam’da hem de diğer dinlerde farklı anlatılmaktadır. Farklı anlatımları tarafsız bir gözle okuyan insanların aklında yığınla soru işaretleri oluşturmaktadır. İnsanlar genellikle bu muammayı çözmenin yolu olarak kendi inancının öğretilerini kabul etmekten geçtiğine inanırlar. Her insan gibi benimde “KADER” konusunda takıntılarım var elbet. Doğrusu nedir, diye düşünüyor ve çeşitli kitaplardan faydalanıyorum.
Esas olan şudur ki; kader denilen yazgıyı anlamanın yolu Allah’ın kelamını iyi anlamaktan geçmektedir. Dört ayrı ilahiyatçının Kuran meallerini tam altı defa okudum. Takıntılıyım çünkü. Anlamam gerektiğine inanıyorum. Tabi sıradan bir vatandaş olarak… Gördüğüm, anladığım şudur ki; Kuran’ın muhkem/açık ayetleriyle, müteşebbis/kapalı, yani yoruma açık ayetleri bulunmaktadır. Kuran’ın anasının da muhkem ayetler olduğuna göre açık-anlaşılır olan ayetlere odaklanmak gerektiğine inanıyorum. Şimdi size yaptığım araştırmaların sonuçlarını sunacağım.
KADER: İLAHÎ DÜZEN Mİ, İNSANIN YAZGISI MI?
Kur’an’da akıl, irade ve sorumluluk; diğer dinlerde kader anlayışı:
İnsanlık tarihinin en eski sorularından biri şudur: İnsan, başına gelenleri önceden belirlenmiş bir yazgı olarak mı yaşar, yoksa kararlarının ve eylemlerinin sonuçlarıyla mı karşılaşır?
Kur’an’da kader meselesini anlamanın yolu, kaderi Kur’an bütünlüğü içinde değerlendirmekten geçer. Kamer Suresi'nin 49. ayetinde, “Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık” denilir. Bu ifade, evrendeki ölçü ve düzeni, yaratılışın belirli yasalar çerçevesinde işleyişini anlamak bakımından önemlidir. Ancak kozmik düzeni anlatan bu ayetten, insanın bütün davranışlarının zorunlu olarak önceden belirlendiği sonucu doğrudan çıkarılamaz.
Kur’an, insanın aklını kullanmasını, çaba göstermesini ve yaptıklarından sorumlu olmasını da vurgular. Yunus Suresi'nin 100. ayeti aklını kullanmayanları eleştirir. Necm Suresi'nin 39. ayeti insan için ancak çalıştığının karşılığı bulunduğunu bildirir. Ra'd Suresi'nin 11. ayeti ise bir toplumun kendisinde olanı değiştirmedikçe durumunun değişmeyeceğini ifade eder. Şûrâ Suresi'nin 30. ayeti de bazı musibetlerle insanların yaptıkları arasında ilişki kurar.
Bu ayetler birlikte değerlendirildiğinde, insanın tercihlerini ve eylemlerini görmezden gelen bir kader anlayışı sorgulanmalıdır. İlâhî düzen ile insanın sorumluluğu aynı şey değildir. İnsan doğumunu, ailesini ve karşılaştığı bütün koşulları seçemez; ancak iradesinin ve imkânlarının bulunduğu alanlarda karar verir, eylemde bulunur ve sonuçlarla karşılaşır. Her musibeti kadere bağlamak kadar, her başarıyı yalnızca kendi eseri saymak da tutarsızlıktır. Doğru yaklaşım, insanın kendi payını dürüstçe kabul etmesidir.
İslam düşüncesinde bu mesele farklı yorumlanmıştır. Cebriyye, insan iradesinin sınırlılığını en ileri noktada savunurken Mu'tezile, insanın özgür seçimine ve ilahî adalete ağırlık verir. Eş'arîlik, ilahî yaratma ile insanın sorumluluğunu kesb kavramıyla açıklamaya çalışır; Mâtürîdîlik ise, ilahî takdirin yanında insanın seçimini de önemser. Bu farklılıklar, kaderin İslam düşüncesinde üzerinde uzlaşılmış tek bir açıklamaya indirgenemeyeceğini gösterir.
Diğer dinlerde de benzer sorular vardır. Yahudilikte insanın iyi ile kötü arasında seçim yapabilmesi ve eylemlerinden sorumlu tutulması önemlidir. Hristiyanlıkta ilahî önbilgi, lütuf, önceden belirlenme ve özgür irade arasındaki ilişki farklı mezheplerde farklı biçimlerde açıklanır. Hindu geleneklerinde karma, geçmiş eylemler ile sonuçları arasındaki ilişkiyi; Budizm'de ise niyetli eylemlerin sonuçlarını ifade eder. Bu geleneklerin hiçbiri tek bir kader anlayışıyla bütünüyle açıklanamaz.
Sonuç olarak kader, insanın sorumluluktan kaçış bahanesi hâline getirilmemelidir. Allah'ın evrene ölçü ve düzen koyduğuna inanan insan, aklını kullanmalı, tedbirini almalı, yanlışlarından ders çıkarmalı ve değiştirebileceği koşulları değiştirmek için çaba göstermelidir. Kontrolü dışında kalan her olaydan sorumlu tutulamayacağı gibi, kendi ihmallerini de sorgulamadan kadere yüklememelidir.
Belki de asıl soru şudur: İnsan, başına gelen her şeyi kader diye adlandırmak yerine, kendi kararlarının sonuçlarını anlamaya ve gerektiğinde kendini değiştirmeye hazır mıdır?
“Kaderi anlamak, sorumluluktan kaçmak değil; insanın iradesini, sınırlarını ve eylemlerinin sonuçlarını doğru değerlendirmektir.”
“Makaleyi kendi sesimden dinleyeceksiniz”
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu