Bre Sen Allahtan Korkmadın da Babamdan mı Korktun Hoşafın Yağı Neden Kesi
BRE SEN ALLAH’TAN KORKMADIN DA BABAMDAN MI KORKTUN? HOŞAFIN YAĞI NEDEN KESİLDİ?-II.BÖLÜM
20 Haziran 1652’de sadrazamlık görevine başlayan Tarhuncu Ahmet Paşa, devletin tekrar eski anlı şanlı günlerine ancak ve ancak güçlü bir ekonomi ile ulaşacağının farkındaydı ancak bu güçlü ekonomiyi sağlamak için her şeyden önce devletin kasasına girmesi gereken paraların hortumlanmasının önüne geçmeliydi.
Öncelikli olarak devletin gelirlerini ve giderlerini tespit etti.
Devletin gelirleri 5,329 yük, yani bugünkü değerlerle 5.3 Milyar Tl idi, giderler ise 6,872 yük yani 7.7 Milyar Tl idi. Yani bütçe açığı 2.4. Milyar Tl civarındaydı bugünkü rakamlara göre.
Şimdi ‘’ Aaaaa koskoca Osmanlı Devletin sadece 2.4 Milyar TL mi bütçe açığı varmış? Bugün en fakir insanın bile kapatabileceği bir rakam. ‘’ diye düşünenler olursa hemen söyleyeyim bugün bir ekmek 20Tl iken o devirlerde 1 kuruş bile değil 1 paraydı. Kuruş, liranın yüzde biri, para da kuruşun kırkta biri olduğuna göre hesabı siz yapın gayrı.
Tarhuncu Ahmet Paşa On bir yaşındaki padişaha değil elbet, annesi Hatice Turhan Sultan’a Haliç Tersanesinde sunduğu bir brifingte durumu anlattı. ‘’Vaziyet bu sultanım’’ Dedi. [ Sonrası benim kurgulamam ama büyük ihtimalle böyle bir konuşma geçti aralarında.]
Hatice Turhan Sultan sordu ‘’ Çare nedir?’’
Tarhuncu Ahmet Paşa cevap verdi: ‘’ Öncelikle aşırı masrafları kısacağız. Tasarrufa gideceğiz.’’
‘’ Gidelim ‘’ Dedi Hatice Turhan Sultan.
Tarhuncu Ahmet Paşa ‘’ Cemi-i Cümle Osmanlıya emsal olması için işe saraydan ve şu içinde bulunduğumuz tersaneden başlamamız gerekiyor sultanım. En büyük savurganlıklar bu iki yerde maalesef ‘’ dedi.
Hatice Turhan Sultan şaşırmıştı. Daha önceki sadrazamlar hep her şeyi yolunda gösteriyorlardı, herhangi bir açık filan da yoktu bütçede onların anlatımına göre.
Tarhuncu Ahmet Paşa açıkladı: ‘’ Önceki Sadrazamlar geleceğe ilişkin bir takım devlet gelirlerini iskontolu bedelle önceden satıp, içinde bulundukları yılın açığını öyle kapatmışlar. Ama biliniz ki bu bir aldatmacadır ve devleti felakete sürükler.’’
Hatice Turhan Sultan ‘’ Tamam, sana güveniyorum. Madem öyle sarayın masraflarını da kıs ve gereken neyse yap.’’ Dedi.
Tarhuncu Ahmet Paşa da işe sarayın ve tersanenin masraflarını kısmakla başladı ama saray dediğin sadece padişah ve hareminden ibaret değildi ki. Vezirlerinden bostancıbaşılarına kadar herkes homurdanmaya başladı.
Haksız kazancı önlemek için oldukça sert kararlar aldı. Hatta başka suçlardan idam cezası almış mahkumları meydanlarda milletten rüşvet aldıkları, devlet malına el uzattıkları, karaborsacılık ve benzer suçlar işledikleri gerekçesiyle astığını ilan ederek bu suçlara bulaşmış olanların ve bulaşmayı düşünenlerin gözünü korkutmaya çalıştı.
Devlet malı yiye yiye domuz dibi besili hale gelmiş olanlara ‘’ Haydi pamuk eller ceplere. Devletten çok yediniz, şimdi siz devlete verin’’ diyerek hazineye bağış yapmaya zorladı. Böylece asalak kenelerden bayağı bir para topladı hazineye.
Öyle ki çok kısa süre içinde Osmanlı Devletinin gelirleri ile giderleri neredeyse birbirine denk hale geldi.
Ancak maalesef insanoğlunun gözü doymuyordu. Hani yakın geçmişte bir Maliye Bakanı 100.000 Tl ve üzerinde limiti olan kredi kartı sahiplerinin bu kartlarından 750 Tl para kesmeye kalkmıştı da gecede 50-60 Milyar kazanan bazı sanatçılar (!) hemen kart limitlerini 100.000 Tl’nin altına indirmişlerdi ya, aynen öyle Tarhuncu Ahmet Paşanın aldığı tedbirler de o güne kadar devleti fare gibi kemirmiş olanların tepkisine neden oluyor, ‘’ Devleti ben mi kurtaracağım? ‘’ Diyorlardı utanmadan…
Velhasılıkelam Tarhuncu Ahmet Paşanın da suyu ısınıyordu yavaş yavaş.
Evet, Tarhuncu Ahmet Paşa ekonomiye düzen vermeye çalıştığı gibi yeniçeri ocağına da düzen vermeye çalıştı.
Bir gün ocağa geldi. Tam o esnada yeniçeriler yemek yemekteydiler. Aşçılar kepçeleri bir yağlı yemeklere, bir yağlı yağlı pilava bir de hoşafa daldırıyorlardı ve içinde zerre miktar yağ olmaması gereken hoşafın üzeri bir parmak yağ bağlıyordu.
Paşa, aşçıları bir kenara çekti ve payladı: ‘’ Bu ne rezalet? Bu ne pislik? Bundan böyle pilavı, yemekleri ve hoşafı ayrı ayrı kepçelerle dağıtacaksınız. Bir daha hoşafın üzerinde yağ görürsem karışmam.’’
Aşçılar korktular tabii ki. O korkunun sonucu olarak da bir daha hoşafın üzerinde yağ görülmedi. Ama…
Ama işte bu olay Tarhuncu Ahmet Paşanın sonu oldu.
Hortumlarının musluğu kapatılmış olan vatan, devlet ve millet hainleri zaten bir taraftan Hatice Turhan Sultan’ı dolduruyorlardı ‘’ Tarhuncu Paşa oğlun Mehmed’i tahttan indirip yerine Süleyman’ı geçirecek.’’ Diye. [ Süleyman, Sultan İbrahim’in, Saliha Dilaşub Sultandan olan oğluydu.] Diğer taraftan da yeniçerileri kışkırttılar ‘’ Bu Sadrazam olacak herif tasarruf diye sizin yediğiniz içtiğinizden bile kısıyor.’’ Diye
Yeniçerilerin bir kısmı zaten rahatsızdılar Tarhuncu Ahmet Paşa’dan zira artık rahat rahat esnafın gırtlağına basıp haraç toplayamıyorlardı. Şimdi bir de senelerdir yağlı yağlı içtikleri hoşafın yağını kesmişti ki bunu kabul edemezlerdi.
‘’ Biz hoşafımızın yağını kesen sadrazam istemezük’’ diyerek kazan kaldırdılar.
Hatice Turhan Sultan ise maalesef inanmıştı Tarhuncu Ahmet Paşanın bir darbeyle oğlu IV. Mehmed’i tahttan indireceğine.
Sonuç: Tarhuncu Ahmet Paşa 21 Mart 1653’de Nevruz münasebetiyle Padişaha hediyelerini sunduktan sonra tersaneye geçti. Tersanedeyken tekrar saraya çağrıldı. Önce hasbahçede kendisinden sadaret mührü alındı, daha sonra da boğularak öldürüldü.
Sonra ne oldu biliyor musunuz?
21 Mart 1653 ile 15 Eylül 1656 Tarihleri arasındaki üç yıllık dönemde aşağıdaki sekiz kişi sadrazamlık koltuğuna oturdu-kalktı.
Bıyıklı Koca Derviş Mehmed Paşa
İbşir Mustafa Paşa [ Tarihe adı Deyyus-u Ekber olarak geçti. ]
Kara Murad Paşa
Ermeni Süleyman Paşa
Deli Hüseyin Paşa
Zurnazen Mustafa Paşa [ Sadrazamlık makamında sadece 4 Saat kalabildi. ]
Siyavuş Paşa
Boynuyaralı Mehmed Paşa [ Osmanlı ordusu Girit’te halen perişan vaziyetteyken İstanbul surlarını badana ettiren sadrazam ]
Ve nihayet 15 Eylül 1656’da sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa geldi. Aldığı çok sert tedbirlerle devleti tekrar düze çıkardı ama bu arada çok fazla kelle aldı. Celali eşkıyalarına da yeniçeri isyancılarına da göz açtırmadı.
Peki ne oldu?
Anlatayım:
Köprülü Mehmet Paşa ölünce yerine oğlu Fazıl Ahmet Paşa Sadrazam oldu. O da babası gibi dirayetli bir sadrazamdı.
Bir gün artık büyümüş olan sultan IV. Mehmet ile Şeyhülislam arasında bir konuşmaya kulak misafiri oldu.
Şeyhülislam, padişaha Köprülü Mehmet Paşa hakkında şöyle diyordu: ‘’ Padişahım ! Köprülü Mehmet Paşa, iyi sadrazamdı ama haksız yere çok insan öldürdü.’’
Bunu duyan Fazıl Ahmet Paşa dayanamadı ‘’ Sen fetva verdin o da öldürdü. Fetva vermeseydin’’ Dedi.
Şeyhülislam boynunu büktü: ‘’ Ne yapayım. Babanın gazabından korktum.’’
Fazıl Ahmet Paşa kükredi ‘’ Bre sen Allah’tan korkmadın da babamdan mı korktun? ‘’
Peki sonra?
Sonrası efendim, bugün hâlâ bazı geri zekalı salaklar ve fitnebazlar ‘’ Türk düşmanı Osmanlılar, Köprülü Mehmet Paşa denen devşirme tetikçileri ile Anadolu’da yüz binlerce Türk öldürdüler ‘’ Der maalesef.
RESİMLER:
1- Köprülü Mehmet Paşa--- Resmin kaynağının yabancı olduğu belli olmakla birlikte tam olarak ne olduğu bilinmiyor.
2- Köprülü Fazıl Ahmet Paşa: At Üstündeki bu resmi 1663-1664 Osmanlı-Avusturya Savaşına ait. Ressam bilinmiyor ama resim Almanya’nın Hessen eyaletinde yer alan Bad Arolsen kasabasındaki Arolsen Sarayı kütüphanesinde yer alıyor. Resmin altında Sigmund von Birken tarafından yazılmış bir şiir var.
Tarhuncu Ahmet Paşanın herhangi bir resmini ya da minyatürünü bulamadım.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu