Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Çocukları Küçük Kurşunla Öldürürler

Bosna dramını anlatan dizinin tanıtımında bir çocuğun dilinden dökülen Çocukları Küçük Kurşunla Öldürürler Değil mi Anne? sözü beni çok etkiledi. Bu sözler çok canımı acıttı. Yazıma ilham kaynağı oldu.

Avrupa'nın göbeği Bosna'da 1990'lı yılların başında yaşanan acı dram… İnsanlığın yüzkarası… Dünya milletlerinin insanlık imtihanını kaybettiği anlardan biri daha... İkiyüzlü batının ne olduğunun iyi bilinmesi gerektiğini anlatan en güzel örnek… 20. yüzyılda yaşandı bu vahşet… Yer Bosna… Sırp Katiller… Ve bu zulmü yaşayan masum Boşnak halkı…

Tarihe mal olmuş olaylar film ve romanlar yoluyla insanları daha çok etkilediği toplumda çokça konuşuluyor. Bunların insan hafızasında daha kalıcı olduğu da bir gerçek. Yıllar önce Bulgaristan'da yaşayan soydaşlarımıza yapılan insanlık dışı uygulamaları anlatan Belene diye yine böyle bir dizi film yapılmıştı. Yaşanan acı gerçekler gözler önüne serilmiş, kampta ne zulümler yaşandığını film sayesinde öğrenmiştik.

Unutmamamız gereken bir gerçeği hatırlatmalıyım. Kazanılan zaferlerin başında her zaman büyük liderler vardır. Bosna'da yaşanan acı dramın içinde de bir yiğit adam var… Yürekli mi yürekli bir gönül eri… Davasına kendini adayan Bosna direnişinin sembol ismi Mücahid Bilge Kral Aliya İzzet Begoviç Geçen yüzyılın yetiştirdiği en önemli aksiyon ve fikir adamlarından biri olan Bilge Kral, Bosna'nın bağımsızlık mücadelesinin en önemli sembolüydü. O, tarihe utançla yazılan Sırp mezalimi altında Müslüman kimliğinden ödün vermeden halkına her zaman sabrı tavsiye edip, cesareti aşılamıştır. Kinden ve nefretten uzak, eşine az rastlanır fikir, irade ve mücadele adamı olarak ülkesini zorbaların elinden kurtarmıştır.

 19 Ekim 2003'te sonsuzluğa yürümeden önce şöyle diyordu: Ben Batı başkentlerine giderken başım önümde eğik gitmiyorum. Çünkü çocuk, kadın ve ihtiyar öldürmedik. Hiçbir kutsal yere saldırmadık. Oysa onlar bunların tamamını yaptılar. Hem de Batı'nın gözü önünde; Batı medeniyeti adına.

O onurlu bir hayat ve isim bırakarak veda etti. O dahi bir asker olarak ölüme meydan okurken gücünü aldığı inançlarının gereklerini de yerine getirmede son derece titiz ve bir o kadar da kararlıydı. Yeryüzünün öğretmeni olabilmek için gökyüzünün öğrencisi olmak gerekir sözleri ile hayat felsefesini anlatıyordu. Yaşadığı çağ ondan çok şey öğrendi, destansı bir ömür bıraktı ardında. O Bilge Kral'dı. Hakka yürümesinin sekizinci yılında büyük komutan, aksiyon ve fikir adamı Aliya İzzet Begoviç'i rahmetle anıyorum. Ruhu şâd mekânı Cennet olsun.

İnsanlar acımasızca kurşuna dizilip toplu mezarlara atılıp üstleri kapatılırken, tarihi Mostar köprüsü bombalanırken yanan yüreğimiz, şimdiler de TRT 1 de Mavi Kelebekler dizisiyle yeniden kanamaya başladı.

Eli kanlı Sırp katiller, masum ve mazlum Boşnak halkını acımasızca kurşuna dizip açtıkları utanç çukurlarına gömdüler. Ve dünya buna seyirci kaldı. O kadar çok toplu mezarlar çıktı ki sonraları… İşlenen bu insanlık dışı vahşi cinayetlerin korkunç boyutlarını sonradan öğrendik. Ne büyük acı Allah'ım… Aslında burada gömülen o aziz şehitler değildi. Bosna da insanlık ölmüş ve dünyanın duyarsızlığı toprağa gömülmüştü…

Toplu mezarlarda yatan aziz şehitler… Sizler Rabbimin size vaat ettiği Cennete uçtunuz. Ne mutlu size ki Peygamber Efendimize (s.a.v) komşu oldunuz Herkese şehitlik nasip olmuyor. Cennet sizlere mübarek olsun…

Mübarek Kur'an'da; …Allahın öyle kulları vardır ki; canları ve malları karşılığında Cenneti satın alırlar. Bu ne güzel bir alış-veriştir… buyruluyor.

Bosna şehitlerini rahmetle anarken yüreklerimize öyle bir ateş düştü ki… Hakkâri Yüksekova ve Çukurca'da bu milletin kardeşliğinden rahatsız olan hain eller bir kez daha şerefsizliklerini gösterdiler. Ve masum 26 Mehmetçik cemre düşer gibi toprağa düştü. İşlenen bu cinayet kanımızı dondurdu. Yeter!..  Dursun artık bu kan... Herkes ne yapacaksa bir an önce yapsın. İlk defa devletin en yüksek makamı olan Sayın Cumhurbaşkanımızın ağzından bunun intikamını alacağız ifadesi çıktı. Artık sabır taşımız çatladı. Mehmetçiklerin şehit haberi ile yüreklerimiz cayır cayır yandı. Ocaklara kor ateşler düştü. Gonca fidanlar şehadet şerbetini içtiler. Olayın hemen ardından çok kapsamlı hava ve kara harekâtı başladığını duyuyoruz. Yapılan açıklamalarda da hainler takip edilerek akıttığı kanda boğulacaktır ifadesine şahit oluyoruz.

Dünyada Müslümanlar öyle acılar yaşıyor öyle zulümler görüyorlar ki… Yani hâlâ çok fazla değişen bir şey de yok… Hangi birini anlatayım ki… Bosna diye başlamıştık değil mi?.. Ülkemizde yaşanan nice dramlar var. Kadınlara ve çocuklara reva görülen şiddet ve acımasızlıklar… Hangi birini anlatayım ki. Hepsi de bu acizin yüreğini yakıyor.

Doğu Türkistan, Çeçenistan, Filistin, Irak, Afganistan… Zalim ve kâfirlerin zulmü altında inim inim inleyen insanlar. Ve ölüp giden insanlık… Duyarsız Müslümanlar. Adım ona Müslümanlar. Davasız Müslümanlardan Bıktım ifadesi öyle bir söz ki… Anlayana kurşundan daha beterdir. Tabii anlayana…

Daha da sayabiliriz dostlar… Eritre, Moro, Somali vb… Yokluk ve yoksullukla mücadele etmeye çalışan, aç ve susuzlukla imtihan olan mazlum insanlar… Kan emici vicdansız ve nasipsizlerin yıllardır soyduğu ve sömürdüğü devletler… Yer altı madenleri ellerinden alınarak açlık ve sefalete mahkûm bırakılan zavallı halklar…

Biraz önce de dediğim gibi TRT 1 de oynayan Mavi Kelebekler dizisiyle yıllar önce Bosna'da yaşanan insanlık trajedisini yeniden yaşıyoruz adeta… Yüreğim o kadar yanıyor ki… Diziyi izlerken hep o yıllarda haberlerde izlediğim malum görüntüler gözümün önünden bir film şeridi gibi geçip gidiyor. Gidiyor ama geçerken de yakıp geçiyor. Neşterli kalbimiz bunlara nasıl dayansın ki…

Kanayan yaralarımız… Kanayan birçok yaralarımız var değil mi dostlar… Yıllardır lanetli İsrail tarafından işlenen bir türlü sonu gelmeyen cinayetler. Dünya da bunu seyrediyor.  Bir-leşmiş Milletler diye insanlara yıllardır yutturulan insan hakları nedense İsrail söz konusu olunca hiçbir karar almıyor. Ona destek veren malum devletler. Hepsi birbirinden hain ve çıkarcı ülkeler. Ve işbirlikçi maşaları her zaman devrede…

Yıllar önce yaşanan bu dram, diziyle üstü kapanan yaramızı yeniden deşti. Belki de uyuyan insanlarımızın duyarsızlığını hatırlatır. Ümidim o ki körelen vicdanlarımız, duyarsız kulaklarımız ve ruhsuz yüreklerimizde bir deprem sarsıntı yapar. Ölmek üzere olan gönüllerimize neşter vurur inşaallah…

Bosna'da o kadar çok dramlar yaşandı ki… Yazıma başlık olarak aldığım Çocukları Küçük Kurşunla Öldürürler Değil mi Anne? diye inleyen masum yavrunun bu acı feryadına dayanamıyorum dostlar… Bu cümleyi her okuduğumda yüreğim öyle acıyor ki anlatamam… Küçük kurşun ha… Çocukları küçük kurşunla vurmak… Rabbim bu acıları bir daha hiç göstermesin… Kimselere bu acıları yaşatmasın…

Savaşlarda; erkekler şehit olup nurlanıyor, yaralananlar gazi olup onurlanıyorlar dostlar... Ama en çok acıyı kadınlar ve çocuklar çekiyorlar. Yaşanan gerçek dramı arkada kalan anneler, eşler ve kız kardeşler çekiyor. Acılar bunlarca yaşanıyor. Dayanılmaz bir acı. Rabbim sen onlara yardım et. Yaşadıklarını kolay kolay unutamıyorlar. Ruh dünyalarında yaşadıkları bu vahim travmaların izleri aradan uzun yıllar da geçse hep taze olarak kalıyor. Hasarı kolay kolay gitmiyor. Derin izler bırakıyor ve silinmiyor…

Bosna dramını üzerinden neredeyse 20 yıl geçti. Ama hâlâ yaralar bugün olmuş gibi tazeliğini koruyor. En korkuncu da çocukların gözleri önünde işlenen cinayetler. Neredeyse 40 yılımı çocuk ve gençlerin eğitimine harcadım. Onları en iyi ben tanırım. Onların ruh dünyalarını, istek ve arzularını, sevinç ve acılarını ben bilirim… Gözlerindeki masumluğu ben okurum. Yüzlerindeki umutsuzluğu ben görürüm… Hayallerine yelken açar, korkularına duvar olurum… Acıyan minik kalpleri ben onarırım… Onlar benim hayatımın en önemli parçaları. Onlar benim göz nurum, hayat ışıklarımdır. Onlar gönlümün hiç solmayan çiçekleri, yediveren gibi devamlı açan gülleridir. Bağrıma basıp acısını birlikte paylaştığım çocuklarım var benim… Ekmeğimi paylaştığım çiçeklerim var benim… Gözyaşlarını silip hıçkırıklarına ortak olup beraber ağladığım ciğerparelerim var benim…

Ey Kâinatın sahibi Rabbim… Ey güzeller güzeli Allah'ım… Ne olursun bu masum yüreklere kaldıramayacakları acılar yaşatma… Onlar çok küçük daha… Yürekleri kırılgandır onların… Kaldıramazlar bu ağır yükleri… Ey Kahhar sıfatı ile zalimleri kahreden Allah'ım… Yunus Emre'nin Gök ekini biçmek diye tabir ettiği genç yaşında toprağa verdiğimiz aziz şehitlerimizin acısı yüreklerimi dağlıyor.

Etle tırnak olmuş insanları birbirine düşürmeye çalışan, birlik ve dirliğimize düşman, barış ve dostluk içinde bizlere kardeşçe yaşamayı çok gören hainlere, iç ve dış düşmanlarımıza fırsat verme Allah'ım. Kardeşliğimizi bozdurma. Mehmetçiklerimize tetik çeken hain elleri, acımasızca çocukları katledenleri, nasırlaşmış yürekleri, katilleri, zalim ve kâfirleri ıslah olacaklarsa ıslah eyle, ıslahları mümkün değilse o zaman da Kahhar olan isminle kahreyle Ya Rabbi…

Çocuk ruhu çok kırılgandır. Olaylardan çabucak etkilenir. Yapılan bir hakaret, alay, incitici kaba davranış ve sözler minik kalplerini kırar, ruh dünyalarında onarılmayacak yaralar açar, derin izler bırakır. Bu sonra ki yaşamlarını da büyük ölçüde etkiler.

Bugün toplumda yaşanan aile depremlerini en iyi yansıtan çocuklarımızdır. En başta sevgisizlik, bilgisizlik ve ilgisizlik sonucunda geleceğimiz olan bir nesil yok oluyor adeta. Suça itilen, horlanan, dışlanan çocuklar toplumun başına en büyük bela olmuyor mu? Tinerci, balici, kapkaççı çocuklar nereden çıkıyor. Köprü altı çocukları nasıl oluşuyor. Bütün bunlar sevgi ve ilgisizlikte kaynaklanıyor. Yavrularımıza sahip çıkalım. Onları sevgi öksüzü ve şefkat yetimi yapmayalım. Bizden gerekli sevgi ve ilgiyi görmeyen çocuk bunu dışarıda arayacaktır. Bunu hiç unutmayalım. Dışarı da bilindiği gibi hiç masum değil. Evden kaçan çocuklar birer suç makinesi haline gelmiyor mu? Bu gençlerimize sahip çıkalım. En büyük görev anne ve babalara sonra da biz öğretmenlere düşmektedir.  Bunun yanında basın-yayınının en başta da devletin bu işe el atması gerekir. Herkes elini taşın altına sokmak durumundadır. Millet olarak hepimize görev düşmektedir.

Sevgili Anne-Babalar… Çocuklarınızın her yaptığına kusur bulmayın. Onlar genç. Biraz sabırlı ve hoşgörülü olun. Unutmayın bizde zamanında genç olduk. Lütfen o günleri hatırlayın. Ve çocuklarınıza ona göre davranın. Öpün, koklayın, bağrınıza basın. Sevginizi gösterin. Unutmayın Merhamet etmeye merhamet olunmaz Hadis-i Şerifini kulaklarımıza küpe yapalım. Efendiler Efendisinin (s.a.v) Çocuklarınızı öpünüz. Her öpücük karşılığında size Cennet'te bir derece verilecektir hadisi şerifini unutmayalım.

Bir dizi ve bunun sonucu kalemimize düşen satırlar… Filmle birlikte tüm bunlar gözümün önünden film şeridi gibi geçti. Akşam izlediğim film sonrası yüreğimde oluşan duygu ve düşüncelerimi hemen kaleme sarılarak siz dostlarımla paylaştım. Sürç-ü lisanımız olduysa affola… En güzele emanetsiniz… Selam ve dua ile… 21 Ekim 2011 - ALİ ÖZKANLI

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 7
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Çocukları Küçük Kurşunla Öldürürler

Ali  ÖZKANLI Ali ÖZKANLI