Ömrümün Kördüğüm Olmuş Bağı
Alçak ölüm varsa, eminim, budur ancak." diyen Akif. Koca Akif, Koca Mehmet, Koca Şair… Milli şairimiz… Geleceği karanlık görüp her şeyden elini eteğini çekmek kadar zelil bir hal gelmemiştir hiçbir vatan evladının başına… Lakin ati karanlıktır bugün, mazi ise yoktur. Neden sana bunca reva görülen ve edilen ve yapılanlar?
Aklım bana küstü.
İdrak edemiyorum maalesef!
Yokluklar çekti ve yokluklar içinde ebediyete intikal etti.
Bu yokluk hayatı çocukların da miras kaldı.
Doğum ve ölüm tarihleri arasındaki kısa çizgi ne de sürgün ne de yoksul ve ne de dolu ne de karakterli ne de sarsılmaz bir iman ve ne de sağlam bir yere basışla geçti.
Halini bilmeyene anlatmak, anlamayana saydırmak, idrak etmek istemeyene haykırmak lazım.
Ey dipdiri meyyit: "İki el bir baş içindir."
Davransana… Ellerde senin başta senindir.
Yaşayan ölüleriz, Akif o günden görmüş. Bugün eller de bizim değil, başlar da… Tembeliz hasetten, hımbılız, tombuluz beynen. Bir elimiz Batı, bir elimiz Doğu… Beynimizin bir yarısı hüzünlü, bir yarısı mesut… Dilimiz bize ait olana şartlı ve habis bir ur gibi yaklaşırken bize ait olmayana bal kaymak gibi yaklaşıyor. Dışı alabildiğine cafcaflı olan para ediyor içi cafcaflı olan tipten kaybediyor.
Anlayamadığım için haykıramadığım için; reva görülenler için, kadrin kıymetin musallada dahi bilmeyenler için. Evladı iyaline yapılanlar için…
İki sarı yaprak kâğıdıyla yazdığı marş… Yokluktan, imkânsızlıktan iki sarı yaprak kâğıt… Birini karalama kâğıdı olarak kullanırken diğerini ise İstiklal Marşı'nın son halini yazacağı ve meclise sunacağı kâğıt olarak saklıyordu! Kâğıdı ve kalemi tükendiğinde çakı ile duvara yazacak aklına gelen mısraları…
Yıl 1962'dir. Gariban ve pejmürde kılıklı bir adam İstanbul'da bir köşe yazarının odasına girer ve ondan cüzi bir para yardımı ister. Münasip bir para alır gider. Bir kaç ay sonra tek sütunluk haber yayınlanır gazetelerde… Bir çöp bidonun yanında bir erkek cesedi. Kimsesiz, sahipsiz ve yalnız… Fotoğrafı vardır gazetede. Akif'in oğludur.
"Kim bu sahipsiz ve kimsesiz ve biçare naaş!" diye sordu bir ana…
"Kuran şairi Mehmet Akif ERSOY'UN oğludur" diyemedi dilim.
1982'de emekli maaşıyla geçinir bir adam. Bu maaş yetmemektedir ona… Sıkıntı göbek adıdır bir bakıma… Kaderidir ya da! Bu zor ve ağır şartlar altında hastalanır. Bu da yetmezmiş gibi sahipsiz ve bakımsız günler geçirir burada. Masrafları fazladır, hastane faturası yüklüdür. Bu kadar paraya bu kadar tedavi ile iyileşmeden daha küçük ve daha az masraflı başka bir hastaneye nakledilir. Ama bu hastane onun hastalığına kâfi gelemez ve emekli maaşıyla geçinen adam bir akşam ansızın ölür. Masraflarını karşılayacak denli parası olmadığından bütün masraflarını Üsküdar Belediyesi karşılar. Bu adam Akif'in oğlu Tarık ERSOY'DUR.
"Kim bu fakir cenaze ki belediye defnediyor?" Diye sordu yaşlı bir amca…
Ve bütün bunlar 1921'den beri İstiklal Marşı'nı okurken cereyan ediyor ülkemde…
"Çöz de artık ömrümün kördüğüm olmuş bağını
Bana çok görme İlahi, bir avuç toprağını…"
- Yorumlar 5
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.