Sen,
Kesekli
tarlanın buğday benizli kızı
Zifiri
düşüncenin en parlak yıldızı
Belki Hatice
adın,
Belki Ayşe,
Belki de
Menekşe kim bilir...
Yaş kemale
erer,
Çöreklenip
oturur içine,
Omuzuna binen geçim tasası...
Kara
gözlerdeki ışıltı,
Verdirmez
bir su içimi mola,
Kulaklarındaki
aşk denilen fısıltı...
Tırpan tırpan biçerler sanki ömrünü
Urgan urgan
çekerler günah yükünü...
Saklamış kap-kara
kömür karası örgülü saçlarını,
Al yazmalar
ardına,
Perçem
perçem düşmüş buğday yanığı alnına,
Selamını
esirgemez, iletir karayağız yavuklusuna...
Sen,
Kesekli
tarlanın buğday benizli kızı,
Zifiri
düşüncenin en parlak yıldızı..
Belki Halime
adın,
Belki Fatma,
Belki de Gül
dür kim bilir...
Bahtına taht
kurmuşlar sanki...
Salladığın
her tırpan,
Biçtiğin
buğday,
Toprak
üstünde yorgan..
Terleyen
bedenden,
Kupkuru
toprağa düşen damla damla emekler...
Toprak kadar
güzel kokan kınalı ellerle,
Giyilen ana
sütü gibi bembeyaz gelinlikler...
Sen,
Kesekli
tarlanın buğday benizli kızı,
Zifiri
düşüncenin en parlak yıldızı,
Belki
Mehlika adın,
Belki
Gülsüm,
Belki de
Sümbül dür kim bilir...
Yüzündeki
her derin çizgiye saklanmış yıllar,
Buğday çalan
beniz’inde solmuş kaç bahar...
Gözünün
altında kaderini taşıyan torbalar,
Üstünde
benzi solmuş urbalar...
Efil efil
bahtına esen,
Yakıcı
rüzgarlar...
Her doğumda
yavrusuna sıkı sıkı sarılan kollar...
Buğday
başakları gibi bağlanan,
Kuruyan,
Ufalanıp un
edilen zamanlar...
Sen,
Kesekli
tarlanın buğday benizli kızı
Zifiri
düşüncenin en parlak yıldızı
Belki Elif
Adın,
Belki
Cavidan..
Belki de
Lale..
Kimler
düşürdü bilmem,
Bellerini
büküp, bu hale..
Lastik
pabuçlar kadar bile değerin yok sanki...
Güneş
vurdukça yüzüne,
Hayatını
anlatmış çizgi...
Derinden,
derine,
Uzun uzun
yazılmış,
Kazınsa da
çıkmayacak satırlar...
Romanın
verilmiş okuyup ibret alınası,
Yaşamın bu
kadar yok kolay sanılası,
Ayakaltındaki
nasırların çatlağı,
Dışa veriyor
giydiğin lastik ayakkabının patlağı...
Zamansız
terk etmiş anlaşılan,
Hayatının en
büyük ortağı...
Sabahtan
akşama tarlada,
Akşamdan
sabaha yatmada...
Ne sevdasına
zaman kalır,
Ne alamadığı
murada..
Sen,
Kesekli
tarlanın buğday benizli kızı
Zifiri
düşüncenin en parlak yıldızı
Belki Şengül
adın,
Belki
Gülşen,
Belki de
Gülümser...
Bir ömür
böylece gelir, geçer...
Yalnızlık
halkası her yükü çeken omuza,
Bindikçe biner,
çöktükçe çöker...
Bir gün de
bakarlar ki boylu boyunca uzanmış
Kıpırdamaya
korkuyor yine...
Yüzünde olsa
da her zamanki masum tebessüm,
Doğduğunda
başucundaki ebe olmasa da,
Yine bir
yıkayıp giydiren var...
Tarlada ki
gibi yine herkesin en önünde
Yatıyor yüzü
görünmese de musalla da...
Dünyaya
geldiğinde devam eden yolculuk
Son hızla
gidiyor bambaşka bilinmedik alemlere...
Sen,
Kesekli
tarlanın buğday benizli kızı
Zifiri
düşüncenin en parlak yıldızı
Belki Kezban
adın,
Belki
Züleyha,
Belki de
Zarife kim bilir..
Ardında
bıraktığın dör-beş bebe
Bir sürü
torun...
Onların
yüzünü yaksın rüzgar,
Onlara
neşeli şarkılar söylesin rüzgar,
Onları
sarsın senin ölümüne yaşayamadığın aşklar...
Bu bahar
olmasa da,
Bir dahaki
bahar...
Sen,
Kesekli
tarlanın buğday benizli kızı...
Necati
ŞİMŞEK
Ankara