Dağlar Dağladı Beni Gören Ağladı Beni
02 Eylül 2012 Pazar günü Balıkesir Edremit’te yapılan 2. Kaz Dağları şiir şölenine davet edildiğim zaman Erciyes Dağından Kaz Dağlarına… Kayseri’den Edremit’e uzanan bir gönül yolculuğu yapmaktı niy
Kültürümüzde dağların önemli bir yerinin olduğunu biliyoruz. Dağların haşmeti, yüceliği, azameti, güzelliği bütün insanları olduğu gibi seyyahları, şair ve edebiyatçıları büyülemiştir. Merakımı çeken dağlar hakkındaki bilgilere şöyle bir göz atayım istedim.
Anadolu’nun neresinde olursanız olun karşınızda çok uzaklarda da olsa tüm ihtişamıyla boylu boyunca uzanan bir dağ görürsünüz. Her dağın, bulunduğu yerde yaşayan halk arasında kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze ulaşan nesilden nesile anlatılan bir öyküsü, bir efsanesi vardır.
Bu anlatıların, konuları kimi zaman aşk ve sevda, kimi zaman düzene baş kaldırı, kimi zaman da iyilik hoşgörü üstünedir. “Bin yıl dağda gezdim geyikler ile” diyen Pir Sultan Abdal ve “Benden selam söyle Bolu Beyi’ne, gidip şu dağlara yaslanmalıdır” diyen Köroğlu gibi nice halk ozanımız dağları yurt edindi kendilerine.
Halk arasında dağların oluşumunu, dağların görüntüsünü anlatan birçok efsaneler dilden dile, kulaktan kulağa anlatılarak günümüze kadar ulaştı. Buna bağlı olarak günümüzde de varlığını sürdüren değerler oluştu halk arasında.
Buna örnek olarak bugün de Kaz Dağları’nda halen anlatılan “Sarı Kız Efsanesi”ni, İki sevgilinin birbirlerine kavuşamadığını anlatan “Ağrı Dağı Efsanesi”ni verebiliriz. Kayserimizin cevheri Erciyes Dağı ile ilgili efsanelerin varlığını da biliyoruz. Erciyes isminin bir efsaneye dayandığı rivayetleri halk arasında yer almaktadır. Bu rivayete göre Er adlı bir yiğitle Ciş adlı bir genç kızın mutlu sona ulaşamayan aşklarına izafeten, bu iki sevgilinin adının birleşmesinden doğan Erciş kelimesi daha sonra Erciyes’e dönüşmüştür.
Nice âşıklara konu oldu dağlar; Ferhat Şirin için olmazı başardı dağları delip, dağlardan su getirdi. Birçok halk hikâyesi ve halk masalı; sevdiği kızla evlenmek isteyen gence ön koşul olarak yüksek dağları aşma, dağların zirvesinde ateş yakma vb. konular üzerine oluştu.
Ahir zaman peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz, Uhud Dağı için; “Uhud bizi sever, biz de Uhud’u” buyurmuşlar.
Bozkır’ın Tezenesi, büyük usta, gönüllerimize işleyen birçok eserin sahibi Neşet Ertaş’da dağlara duyarsız kalmamış. Büyük usta “Gönül Dağı”nı görmüş, “Gönül Dağı”na yazmış… Türkülerdeki dağlar, yüce oldukları kadar bilgedirler de. Dert dinleyen, dilek beyanlarına şahit olan, koynunda sakinleştiren, sabır gücünü bedeninde barındıran canlı gibidirler.
Musa Eroğlu’nun sesinden dinlediğimiz “Yol ver dağlar” adlı türküyü bilenleriniz hissederler, onu kendi duygusunun sesi gibi söyleyenlerdeki hasretin dayanılmazlığını. O dağlar ki, başında “pare pare duman” vardır. İnada gelin güvey olurlar, süslenirler, büyürler babam büyürler. “Geçit vermezler.” Kar çiçekleri, onların koynunda yürek çıbanı kesilirler. Ardında sevgililer ağlatan nazlı ve bilge varlıklara benzerler. “Bir of çekse” karşısında yıkacağı dağları bilenler bile onların soyluluğuna kıyamazlar. Dağları “delik delik” delmeye kalkanlar da öyle, çok defa vazgeçerler. Her ne gözle görülürse görülsün, o tümsek nazlıları ardında, eteklerinde ve çehresinde bizlerin mıh gibi yiğitleştiği karlı, boranlı, çiçekli ağaçlı oğul verişimiz durur.
Koklayıp koynuna çiçek koyan da onlardır. Türkülerdeki payları kadar.
Dadaloğlu gibiler de, fermana karşılık sahiplenir onlardan bazılarını. “Ferman padişahın, dağlar bizimdir” diyerek. Evet, bazen “Dağları delik deşik” etmekle kalmayıp, “Kalbur ile toprağını elemeye” de kalkışsak, yine de en çok sevdiğimiz dostlarımızdandır dağlar. Ferman padişahınsa varsın olsun. Dağlar bizim ya. “Derdime dermansın dağlar, dağlar” dizeleri kaçımızın dudağından defalarca dökülmemiştir. Dostluklarımız dağlar kadar büyük olsun...
Kutsal kitaplarda dağlar Peygamberlerin Tanrı ile buluştukları yerlerdir. Kurtuluş mekânlarıdır. Hz. Nuh Peygamberin Tufanda gemisinin kurtulduğu yer Cudi Dağı’dır. Bu dağın tepesi avuç içi gibi geminin konmasına, gemidekilerin barınmasına uygun bir düzlüktür. Hz. Nuh ve gemidekiler bu dağ sayesinde kurtulmuşlardır. Kur’an’da bu olay “Ey gök, tut suyunu, ey yeryüzü suyunu yut, denildi. Su çekildi (azaldı), iş bitirildi, gemi Cudi üzerine oturdu…” ayetiyle açıklanır.
Hz. Musa’ya Tûr dağında vahiy geldi. Bu olay Kur’an’da şöyle geçer: “Ey Musa! Kuşku yok ki ben senin Rabbinim. Hemen ayaklarını çıkar. Çünkü sen kutsal vadi Tuva’dasın. Ben seni (Peygamber) olarak seçtim. Şimdi vahyolunacak şeyleri dinle.” Ta Ha, 12-13”.
Allah (c.c) Tur Dağını “Gölgelik gibi vermiş” (A’raf, 171), “Tur Dağını yükseltmiş” Bakara,63). “Tur Dağının yükseltilmesinden maksat ondan faydalanmalarıdır” (Nisa, 154). “Çünki dağlarda kırmızı, beyaz ve siyah renklerde tabakalar (madenler) vardır” (Fatır, 27)” Ayrıca Kur’an’da Tûri Sina’ya yemin eder (et-Tur,1) Allah Hz. Musa’ya dağın sağ tarafından seslenir (Meryem, 52; Tâ-Hâ, 80), Tûri Sina’da yetişen meyveler methedilir (Mü’minun, 20), bal arılarına dağlarda yuvalanmaları ve dağlardaki çiçeklerden bal yapmaları tavsiye edilir (Nahl, 68-69) dağlardan evler yapılır (Nahl, 81).
Hz. Muhammed’e (s.a.v) ilk vahiy Hira dağında gelmiştir. Bu sebeple Müslümanlar arasında bu dağ kutsaldır ve ziyaret edilir. Mekke’nin kuzeydoğusunda olan bu dağa Cebeli Nur Dağı da denmiştir. Bu dağ, Hz. Peygamberin burada inziva hayatı yaşaması ve peygamberlik ile görevlendirilmesi Müslümanlar için önemli sayılmıştır.
Kur’an-ı Kerîm’de dağların erişilmez olduğu (Nisa, 154), bulutlar gibi hareket ettiği (Neml, 88), Allah’a boyun eğdikleri (Hacc, 18), gölgeler ve barınaklar oluşturduğu (Nahl, 81), Allah’nın (c.c) onları dümdüz kuru toprak, toz duman haline getireceği, pamuk gibi atacağı, atılmış renkli yüne benzeteceği, yeryüzünün direkleri olduğu da anlatılarak önemleri belirtilir.
Bu değerli bilgileri sizlerle paylaştıktan sonra “2. Kaz Dağları Şiir Şöleninde” okuduğum “Dağlar Şahı Erciyes” isimli şiirimle satırlarıma son vermek istiyorum.
DAĞLAR ŞÂHI ERCİYES
Dillere destan olup gönüllere taht kurdun
Nur nakışlı akbaşlı dağlar şâhı Erciyes
Yaralı âşıkları gönül okuyla vurdun
Gönüllerin mihveri dağlar şâhı Erciyes
Senden ilham alarak şiir yazmış ozanlar
Senin için yanmışlar nice âhu suzanlar
Mahşere dek sürecek sana sözler yazanlar
Şairlerin serveri dağlar şâhı Erciyes
Yüz bir pâre top atın Erciyes’te düğün var
Her mevsim ışıldıyor tependeki canım kar
Yüreklere kor düşer kim olmaz ki sana yâr
Âşıkların perveri dağlar şâhı Erciyes
Gönüller bîtap düşüp kalemler lâl oluyor
İhtişamın sarıyor yürek aşkla doluyor
Tekir’de su içenler âb-ı hayat buluyor
Yüreklerin gevheri dağlar şâhı Erciyes
Erciyes’e bakan göz bülbül gibi coşuyor
Cazibeni görenler hasret ile koşuyor
Sana ulaşmak için zor yolları aşıyor
Dağcıların rehberi dağlar şâhı Erciyes
Özkanlı ne söylesen bu güzele az olur
Seni seven canların acıları haz olur
Tepende boran olsa benim için yaz olur
Kayseri’min cevheri dağlar şâhı Erciyes.
09.04.2010 –ALİ ÖZKANLI
etim. Amacım uzun süredir sanaldan görüştüğüm gül yürekli gönül dostlarımla bir arada olmak, onlarla doyumsuz muhabbet etmekti. 26 saat süren benim için çok uzun olan bu yolculuğa bu niyetle karar vermiştim.
Kültürümüzde dağların önemli bir yerinin olduğunu biliyoruz. Dağların haşmeti, yüceliği, azameti, güzelliği bütün insanları olduğu gibi seyyahları, şair ve edebiyatçıları büyülemiştir. Merakımı çeken dağlar hakkındaki bilgilere şöyle bir göz atayım istedim.
Anadolu’nun neresinde olursanız olun karşınızda çok uzaklarda da olsa tüm ihtişamıyla boylu boyunca uzanan bir dağ görürsünüz. Her dağın, bulunduğu yerde yaşayan halk arasında kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze ulaşan nesilden nesile anlatılan bir öyküsü, bir efsanesi vardır.
Bu anlatıların, konuları kimi zaman aşk ve sevda, kimi zaman düzene baş kaldırı, kimi zaman da iyilik hoşgörü üstünedir. “Bin yıl dağda gezdim geyikler ile” diyen Pir Sultan Abdal ve “Benden selam söyle Bolu Beyi’ne, gidip şu dağlara yaslanmalıdır” diyen Köroğlu gibi nice halk ozanımız dağları yurt edindi kendilerine.
Halk arasında dağların oluşumunu, dağların görüntüsünü anlatan birçok efsaneler dilden dile, kulaktan kulağa anlatılarak günümüze kadar ulaştı. Buna bağlı olarak günümüzde de varlığını sürdüren değerler oluştu halk arasında.
Buna örnek olarak bugün de Kaz Dağları’nda halen anlatılan “Sarı Kız Efsanesi”ni, İki sevgilinin birbirlerine kavuşamadığını anlatan “Ağrı Dağı Efsanesi”ni verebiliriz. Kayserimizin cevheri Erciyes Dağı ile ilgili efsanelerin varlığını da biliyoruz. Erciyes isminin bir efsaneye dayandığı rivayetleri halk arasında yer almaktadır. Bu rivayete göre Er adlı bir yiğitle Ciş adlı bir genç kızın mutlu sona ulaşamayan aşklarına izafeten, bu iki sevgilinin adının birleşmesinden doğan Erciş kelimesi daha sonra Erciyes’e dönüşmüştür.
Nice âşıklara konu oldu dağlar; Ferhat Şirin için olmazı başardı dağları delip, dağlardan su getirdi. Birçok halk hikâyesi ve halk masalı; sevdiği kızla evlenmek isteyen gence ön koşul olarak yüksek dağları aşma, dağların zirvesinde ateş yakma vb. konular üzerine oluştu.
Ahir zaman peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz, Uhud Dağı için; “Uhud bizi sever, biz de Uhud’u” buyurmuşlar.
Bozkır’ın Tezenesi, büyük usta, gönüllerimize işleyen birçok eserin sahibi Neşet Ertaş’da dağlara duyarsız kalmamış. Büyük usta “Gönül Dağı”nı görmüş, “Gönül Dağı”na yazmış… Türkülerdeki dağlar, yüce oldukları kadar bilgedirler de. Dert dinleyen, dilek beyanlarına şahit olan, koynunda sakinleştiren, sabır gücünü bedeninde barındıran canlı gibidirler.
Musa Eroğlu’nun sesinden dinlediğimiz “Yol ver dağlar” adlı türküyü bilenleriniz hissederler, onu kendi duygusunun sesi gibi söyleyenlerdeki hasretin dayanılmazlığını. O dağlar ki, başında “pare pare duman” vardır. İnada gelin güvey olurlar, süslenirler, büyürler babam büyürler. “Geçit vermezler.” Kar çiçekleri, onların koynunda yürek çıbanı kesilirler. Ardında sevgililer ağlatan nazlı ve bilge varlıklara benzerler. “Bir of çekse” karşısında yıkacağı dağları bilenler bile onların soyluluğuna kıyamazlar. Dağları “delik delik” delmeye kalkanlar da öyle, çok defa vazgeçerler. Her ne gözle görülürse görülsün, o tümsek nazlıları ardında, eteklerinde ve çehresinde bizlerin mıh gibi yiğitleştiği karlı, boranlı, çiçekli ağaçlı oğul verişimiz durur.
Koklayıp koynuna çiçek koyan da onlardır. Türkülerdeki payları kadar.
Dadaloğlu gibiler de, fermana karşılık sahiplenir onlardan bazılarını. “Ferman padişahın, dağlar bizimdir” diyerek. Evet, bazen “Dağları delik deşik” etmekle kalmayıp, “Kalbur ile toprağını elemeye” de kalkışsak, yine de en çok sevdiğimiz dostlarımızdandır dağlar. Ferman padişahınsa varsın olsun. Dağlar bizim ya. “Derdime dermansın dağlar, dağlar” dizeleri kaçımızın dudağından defalarca dökülmemiştir. Dostluklarımız dağlar kadar büyük olsun...
Kutsal kitaplarda dağlar Peygamberlerin Tanrı ile buluştukları yerlerdir. Kurtuluş mekânlarıdır. Hz. Nuh Peygamberin Tufanda gemisinin kurtulduğu yer Cudi Dağı’dır. Bu dağın tepesi avuç içi gibi geminin konmasına, gemidekilerin barınmasına uygun bir düzlüktür. Hz. Nuh ve gemidekiler bu dağ sayesinde kurtulmuşlardır. Kur’an’da bu olay “Ey gök, tut suyunu, ey yeryüzü suyunu yut, denildi. Su çekildi (azaldı), iş bitirildi, gemi Cudi üzerine oturdu…” ayetiyle açıklanır.
Hz. Musa’ya Tûr dağında vahiy geldi. Bu olay Kur’an’da şöyle geçer: “Ey Musa! Kuşku yok ki ben senin Rabbinim. Hemen ayaklarını çıkar. Çünkü sen kutsal vadi Tuva’dasın. Ben seni (Peygamber) olarak seçtim. Şimdi vahyolunacak şeyleri dinle.” Ta Ha, 12-13”.
Allah (c.c) Tur Dağını “Gölgelik gibi vermiş” (A’raf, 171), “Tur Dağını yükseltmiş” Bakara,63). “Tur Dağının yükseltilmesinden maksat ondan faydalanmalarıdır” (Nisa, 154). “Çünki dağlarda kırmızı, beyaz ve siyah renklerde tabakalar (madenler) vardır” (Fatır, 27)” Ayrıca Kur’an’da Tûri Sina’ya yemin eder (et-Tur,1) Allah Hz. Musa’ya dağın sağ tarafından seslenir (Meryem, 52; Tâ-Hâ, 80), Tûri Sina’da yetişen meyveler methedilir (Mü’minun, 20), bal arılarına dağlarda yuvalanmaları ve dağlardaki çiçeklerden bal yapmaları tavsiye edilir (Nahl, 68-69) dağlardan evler yapılır (Nahl, 81).
Hz. Muhammed’e (s.a.v) ilk vahiy Hira dağında gelmiştir. Bu sebeple Müslümanlar arasında bu dağ kutsaldır ve ziyaret edilir. Mekke’nin kuzeydoğusunda olan bu dağa Cebeli Nur Dağı da denmiştir. Bu dağ, Hz. Peygamberin burada inziva hayatı yaşaması ve peygamberlik ile görevlendirilmesi Müslümanlar için önemli sayılmıştır.
Kur’an-ı Kerîm’de dağların erişilmez olduğu (Nisa, 154), bulutlar gibi hareket ettiği (Neml, 88), Allah’a boyun eğdikleri (Hacc, 18), gölgeler ve barınaklar oluşturduğu (Nahl, 81), Allah’nın (c.c) onları dümdüz kuru toprak, toz duman haline getireceği, pamuk gibi atacağı, atılmış renkli yüne benzeteceği, yeryüzünün direkleri olduğu da anlatılarak önemleri belirtilir.
Bu değerli bilgileri sizlerle paylaştıktan sonra “2. Kaz Dağları Şiir Şöleninde” okuduğum “Dağlar Şahı Erciyes” isimli şiirimle satırlarıma son vermek istiyorum.
DAĞLAR ŞÂHI ERCİYES
Dillere destan olup gönüllere taht kurdun
Nur nakışlı akbaşlı dağlar şâhı Erciyes
Yaralı âşıkları gönül okuyla vurdun
Gönüllerin mihveri dağlar şâhı Erciyes
Senden ilham alarak şiir yazmış ozanlar
Senin için yanmışlar nice âhu suzanlar
Mahşere dek sürecek sana sözler yazanlar
Şairlerin serveri dağlar şâhı Erciyes
Yüz bir pâre top atın Erciyes’te düğün var
Her mevsim ışıldıyor tependeki canım kar
Yüreklere kor düşer kim olmaz ki sana yâr
Âşıkların perveri dağlar şâhı Erciyes
Gönüller bîtap düşüp kalemler lâl oluyor
İhtişamın sarıyor yürek aşkla doluyor
Tekir’de su içenler âb-ı hayat buluyor
Yüreklerin gevheri dağlar şâhı Erciyes
Erciyes’e bakan göz bülbül gibi coşuyor
Cazibeni görenler hasret ile koşuyor
Sana ulaşmak için zor yolları aşıyor
Dağcıların rehberi dağlar şâhı Erciyes
Özkanlı ne söylesen bu güzele az olur
Seni seven canların acıları haz olur
Tepende boran olsa benim için yaz olur
Kayseri’min cevheri dağlar şâhı Erciyes.
09.04.2010 –ALİ ÖZKANLI
Dağlar Dağladı Beni Gören Ağladı Beni başlıklı yazı Ali ÖZKANLI tarafından
21.09.2012 tarihinde sitemize eklenmiştir.
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.
İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yükleniyor...
Yorum yazmak için giriş yapın.