İlginç Bir Öykü
Yaz gecelerinde balkonda otururken,karşı dağlarda yanıp sönen
ışıkların ne olduğunu sorardım.Annem de
-Çoban ışıkları yavrum.Derdi.
Babam,görevi icabı teftişe giderken,yaz aylarında ailece giderdik.Merkez Samsun
du.Ben o zaman Ondokuzmayıs Lisesi son sınıfta okuyordum.
Yine böyle tatile rastlayan sıcak bir yaz günü idi.İç Karadeniz de Alucra
ilçesine gelmiştik.Misafirhanenin balkonunda oturuyorduk.Ortalık ıssızdı,sadece
ağustos böcekleri ötüyor, bir de uzak dağ köylerinin yamaçlarında ışıklar yanıp
sönüyordu.
Çocukluğumdaki ışıkları anımsadım.Yaz tatillerinde anne annemlerin balkonunda seyrettiğim çoban ışıkları geldi aklıma.
Babam akşam geldiğinde bir dağ köyünde düğüne davetli olduğumuzu söyledi.
Sabahleyin erkenden atlara binip yola koyulduk. O zaman köye araba
çıkmıyordu.Ben çok keyiflenmiştim.atla seyahat çok cazip gelmişti. Öğleyin köye
geldik.Bizi davul zurnalarla merasimle karşıladılar.
Burası dağın yamacında yemyeşil tipik bir Karadeniz köyü idi.
Düğünün teferruatına fazla girmeyeceğim.Beni en çok etkileyen kısmını sizinle
paylaşmak istiyorum:
Erkekleri alıp götürdüler.Kadınları da içinde ocak bulunan geniş bir toprak odaya
doldurdular.
İs kokusundan,dumandan,kalabalıktan göz gözü görmüyordu. Düğüne gelme sevincim
yavaş yavaş kayboldu..
Gelin olacak kızı ortaya koymuşlar,Başına kırmızı bir bez örtmüşler.Ocağın iki
tarafına oturmuş yaşlı kadınlar ağıt havaları okuyor, sırayla herkes sarılıp
sarılıp ağlıyordu.Zavallının nefes alacak hali kalmamıştı.,.Düğün evi değil
sanki ölü evi idi.
Bu gidişle gelinin buradan ölüsü çıkacak galiba diye düşündüm.
Atlara binip bütün köyü dolaştıktan sonra oğlan evinin önüne geldik.
Damat evin damında, yanında küçük bir erkek çocuğuyla birlikte gelini
bekliyordu.Elindeki para ve yemişleri başına serpti.
Bundan sonra gördüklerime inanamadım.Gelini attan indirip,Yine isli ve
dumanlı,mutfak olarak kullanılan karanlık bir yere soktular.Burada düğün
yemekleri pişiyordu.Hertaraf karmakarışıktı.
Ben hayretle sordum.
-Gelinlikle gelin kızın burada işi ne? Dedim.
-Sabaha kadar düğün bulaşıklarını yıkayıp,buraları temizleyecek,biz de
becerisini göreceğiz dediler.
Akşam olmuştu.Damat ve arkadaşları meydanda yanan ateşin etrafına halay çekip
oynadılar.
Gelinin çektiği işkenceye inat,davul zurna sesleri birbirine karıştı.Zavallı
kızı düşündükçe sabaha kadar uyuyamadım.Bu nasıl bir adetti böyle inanamadım.
Demek ki,karşıdan gördüğüm,yanıp sönen ışıklar;bunlarmış dedim.
İçim acıdı.Keşke gelmeseydim de, o ışıkları romantik bir hava içinde uzaktan
seyretseydim.Dedim.
Hiç unutamadım .Ne zaman bir düğüne gitsem.Bu dağ köyündeki gelin aklıma gelir.
Ülkü Ahıska
- Yorumlar 10
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.