Mevlâna'da Gerçek Dost Ve Gönül
Mevlâna'ya göre gerçek dost, Hak'tır. O'nun dostu olmak, O'nun dostluğunu kazanmak, ancak O'nu sevmek, derin bir aşkla sevmek ve O'na yakın olmaktır.
Dostluk, paraya pula değil, ruha duyguya dayanmalıdır;'. Bir şiirinde Mevlâna: "Benin; ne altın dolu keseye, ne de altın kâseye meylim vardır" der. Altın dolu kese de altın kâse de dünya ehlinindir. Kadirbilirlik, samimiyet, sevgi, şefkat, gibi mânevi duygular ise gönül ehlinin.
Yine bir şiirinde Mevlâna: "Bu hırka içinde olduğumuz müddetçe, ne kimseden incinir, ne de kimseyi incitiriz..." buyurmaktadır. Gerçekten de Mevlâna, ömrü boyunca ne incinmiş, ne de incitmiştir. Gönül onun için bir Tanrı kıblesidir. Gönül yıkmamak gerekir. Der ki: “Hacılar Kâbe’nin dört tarafından da secdeye varırlar. Kâbe’yi ortadan kaldırdığın zaman herkes gönül gönüle secde ediyor, demektir. Şu halde inanan bir insanın gönlü Allah’ın evi yıkılır mı?”
Bir şairimizin de "Kıblegâh'ı kibriyadır yıkma kalbin" kimsenin' dediği gibi gönül adamı Mevlâna, insanı sadece gönül kıblesinin mihrabı olarak görür ve buna önem verir. Der ki: “İnsan-ı kâmii'lin (olgun insanın) şu âlemde bir alâmeti olsaydı, ilâhi işaretlerin tümüne gönül yoluyla tercüman olurdunuz. İnsan, gönle eğildi, onunla seninle benli oldu, onun sesini dinledi mi, kendini bildi demektir. Kendini bilenin Allah'ı bileceği aşikârdır. Yoksa bu esrarı başka türlü çözmeye imkân yoktur.”
Bir rubaisinde şöyle der:“Belini bağla o gönüldeki parlak ışığa. Boş masallarla çözülmez bu düğümlü esrar. Nitekim dağda, bayırlardaki çayla, derenin sana bir faydası yok, evde akan çeşme kadar…” Mevlâna, insanlar arasındaki her günün doğuşun, savaşın ortadan kalkması için "gönül birliği"ne varmalarını şart koşar ve: "Gönül birliği dil birliğinden üstündür" der. Düşünen, seven, inanan insan Mevlâna'nın gönlü işte budur…
Mevlâna der ki: "Kendinde gam hissedince hemen istiğfar et." “Zulmetten, gamdan, kederden sana her ne arız olursa, onun sebebi kayıtsızlık ve küstahlıktır.” diyor.
Günümüzde insanlarımızın en büyük dertlerinden biri de can sıkıntısı. Yediden yetmişe kadar her kesimden duyabileceğimiz sözler: “Benim canım çok sıkılıyor, ne yapmam lazım?” İnsanın bazen kalbinde bir sıkıntı, huzursuzluk doğabilir. Bu durum kimi zaman kısa sürer. Bazen de hiç bitmeyecekmiş gibi uzun gelir insana. O anları yaşarken sebebini kendimize de sorarız; ama cevabını bulmakta zorlanırız.
İşte bu gibi durumlarda sevgi ve aşk sultanı Mevlânâ, sıkıntının reçetesini şu güzel beytiyle bizlere sunuyor: “Kendinde üzüntü hissedince hemen tevbe et, yaptığın kötü işler için af dile. O zaman üzüntün Allah’ın izniyle gider.” diyor.
Mevlâna, sıkıntının çoğaldığı, içimizi bir huzursuzluğun kapladığı, sanki kara bulutların üzerimize akın ettiği zamanlarda samimi, içten gelen bir gönülle günahlarımıza tövbe etmeye çağırıyor. Ruhumuzu yoran, inciten günahlar bize bir sıkıntı olarak geri dönüyor. İlacın ise ancak doğruluk ve samimiyet içinde tövbe etmekle olacağını söylüyor.
Yunus (a.s), balığın karnında karanlıklar içinde kalınca bu hale düşmesinin sebebini Allah (c.c)’tan izin almadan kavmini terk edişinde bulur. Kendini Rabb’ine karşı suçlu hisseder. O haldeyken bütün karanlık ve zulmeti nuruyla aydınlatacak olan Allah’a (c.c) sığınır. Onun yüce adını dili ve gönlüyle zikreder. Onun güzel isminin nuruyla aydınlanır, balığın karnından kurtulur, felah bulur.
Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Yunus’un balığın karnında iken yaptığı duâ olan: “Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü minezzâlimîn.’” “Senden başka ilah yoktur. Sınırsız kudret ve yüceliğinle Sen, her şeyin üstündesin, doğrusu ben yapılması gerekeni yapmamak suretiyle kendime haksızlık edenlerdenim.” (Enbiya, 87) Bu duâyı herhangi konuda yaparsa Allah onun duâsını mutlaka kabul eder.” (Tirmizî, Deavât, 82; Ahmed b. Hanbel, el- Müsned, nr. 1383)
Mevlânâ’nın Mesajı
Mevlânâ düşünce ve inanç sisteminin merkezine insanı oturtmuş bir fikir adamı ve gönüller sultânıdır. Onun anlayışına göre insan, geçmişten geleceğe doğru yol alan, âlemin en değerli ve gözde varlığıdır. Bu yolculuk insanın kendisini tanımasıyla başlar, Hakk’ı tanıma tarafına doğru sürüp gider.
Mevlânâ’ya göre bu yolculukta gönül âdeta motor, aşk ona elektrik veren dinamo, Kur’an ve Sünnet ise hayat rehberi, yol gösteren pusula gibidir. Bu yolun yolcusunun üslûbu müsamaha, misyonu ise kendisine ve başkalarına ümîd aşılamak ve bu sûretle hayâtı anlamlı kılmaktır. Bu bakımdan Mevlânâ’nın anlayışında insan gönlünün, aşkın, Kitap ve Sünnet’e bağlılığın, müsamahanın ve ümidin ayrı bir yeri ve önemi vardır.
Bunlar Mevlânâ’nın en çok vurgu yaptığı ve evrensel mesajını üzerine bina ettiği temel esaslardır. Mevlânâ gönülle ilgili şunları söylemektedir: Gönül aşk ve ma’rifet yeridir. Mevlânâ gönlü “nazargâh-ı ilâhî” olarak görür. Gönül, gerçek bir gönülden, nebî ve velîlerin gönlünden beslendiği zaman gönül adını almaya hak kazanır. Böyle bir gönül her şeyden değerlidir. Vuslata ermenin yolu Mevlânâ’ya göre gönle girmektir.
Gönül, gönül fırını denilen aşkla pişer. Gönlün hamlık ve kabalıktan kurtulması için aşk ateşinde yanması gerekir. Aşkla gönül birdir. Gönül Allah’ın hissedildiği yer, aşk da O’nu hisseden güçtür. Yıkık gönül Allah’ın nazar buyurduğu varlıktır. O yıkık gönlü tamir eden ne kutlu gönüldür. Yûnus Emre de bu mânâda şunları söyler: “Bir kez gönül yıktın ise, Bu kıldığın namaz değil, Yetmiş iki millet dahi, Elin, yüzün yumaz değil.” Yine “Gönül çalabın tahtı, Çalab gönüle baktı, İki cihan bedbahtı, Kim gönül yıkar ise.” Demiyor mu?
Dostluk, paraya pula değil, ruha duyguya dayanmalıdır;'. Bir şiirinde Mevlâna: "Benin; ne altın dolu keseye, ne de altın kâseye meylim vardır" der. Altın dolu kese de altın kâse de dünya ehlinindir. Kadirbilirlik, samimiyet, sevgi, şefkat, gibi mânevi duygular ise gönül ehlinin.
Yine bir şiirinde Mevlâna: "Bu hırka içinde olduğumuz müddetçe, ne kimseden incinir, ne de kimseyi incitiriz..." buyurmaktadır. Gerçekten de Mevlâna, ömrü boyunca ne incinmiş, ne de incitmiştir. Gönül onun için bir Tanrı kıblesidir. Gönül yıkmamak gerekir. Der ki: “Hacılar Kâbe’nin dört tarafından da secdeye varırlar. Kâbe’yi ortadan kaldırdığın zaman herkes gönül gönüle secde ediyor, demektir. Şu halde inanan bir insanın gönlü Allah’ın evi yıkılır mı?”
Bir şairimizin de "Kıblegâh'ı kibriyadır yıkma kalbin" kimsenin' dediği gibi gönül adamı Mevlâna, insanı sadece gönül kıblesinin mihrabı olarak görür ve buna önem verir. Der ki: “İnsan-ı kâmii'lin (olgun insanın) şu âlemde bir alâmeti olsaydı, ilâhi işaretlerin tümüne gönül yoluyla tercüman olurdunuz. İnsan, gönle eğildi, onunla seninle benli oldu, onun sesini dinledi mi, kendini bildi demektir. Kendini bilenin Allah'ı bileceği aşikârdır. Yoksa bu esrarı başka türlü çözmeye imkân yoktur.”
Bir rubaisinde şöyle der:“Belini bağla o gönüldeki parlak ışığa. Boş masallarla çözülmez bu düğümlü esrar. Nitekim dağda, bayırlardaki çayla, derenin sana bir faydası yok, evde akan çeşme kadar…” Mevlâna, insanlar arasındaki her günün doğuşun, savaşın ortadan kalkması için "gönül birliği"ne varmalarını şart koşar ve: "Gönül birliği dil birliğinden üstündür" der. Düşünen, seven, inanan insan Mevlâna'nın gönlü işte budur…
Mevlâna der ki: "Kendinde gam hissedince hemen istiğfar et." “Zulmetten, gamdan, kederden sana her ne arız olursa, onun sebebi kayıtsızlık ve küstahlıktır.” diyor.
Günümüzde insanlarımızın en büyük dertlerinden biri de can sıkıntısı. Yediden yetmişe kadar her kesimden duyabileceğimiz sözler: “Benim canım çok sıkılıyor, ne yapmam lazım?” İnsanın bazen kalbinde bir sıkıntı, huzursuzluk doğabilir. Bu durum kimi zaman kısa sürer. Bazen de hiç bitmeyecekmiş gibi uzun gelir insana. O anları yaşarken sebebini kendimize de sorarız; ama cevabını bulmakta zorlanırız.
İşte bu gibi durumlarda sevgi ve aşk sultanı Mevlânâ, sıkıntının reçetesini şu güzel beytiyle bizlere sunuyor: “Kendinde üzüntü hissedince hemen tevbe et, yaptığın kötü işler için af dile. O zaman üzüntün Allah’ın izniyle gider.” diyor.
Mevlâna, sıkıntının çoğaldığı, içimizi bir huzursuzluğun kapladığı, sanki kara bulutların üzerimize akın ettiği zamanlarda samimi, içten gelen bir gönülle günahlarımıza tövbe etmeye çağırıyor. Ruhumuzu yoran, inciten günahlar bize bir sıkıntı olarak geri dönüyor. İlacın ise ancak doğruluk ve samimiyet içinde tövbe etmekle olacağını söylüyor.
Yunus (a.s), balığın karnında karanlıklar içinde kalınca bu hale düşmesinin sebebini Allah (c.c)’tan izin almadan kavmini terk edişinde bulur. Kendini Rabb’ine karşı suçlu hisseder. O haldeyken bütün karanlık ve zulmeti nuruyla aydınlatacak olan Allah’a (c.c) sığınır. Onun yüce adını dili ve gönlüyle zikreder. Onun güzel isminin nuruyla aydınlanır, balığın karnından kurtulur, felah bulur.
Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Yunus’un balığın karnında iken yaptığı duâ olan: “Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü minezzâlimîn.’” “Senden başka ilah yoktur. Sınırsız kudret ve yüceliğinle Sen, her şeyin üstündesin, doğrusu ben yapılması gerekeni yapmamak suretiyle kendime haksızlık edenlerdenim.” (Enbiya, 87) Bu duâyı herhangi konuda yaparsa Allah onun duâsını mutlaka kabul eder.” (Tirmizî, Deavât, 82; Ahmed b. Hanbel, el- Müsned, nr. 1383)
Mevlânâ’nın Mesajı
Mevlânâ düşünce ve inanç sisteminin merkezine insanı oturtmuş bir fikir adamı ve gönüller sultânıdır. Onun anlayışına göre insan, geçmişten geleceğe doğru yol alan, âlemin en değerli ve gözde varlığıdır. Bu yolculuk insanın kendisini tanımasıyla başlar, Hakk’ı tanıma tarafına doğru sürüp gider.
Mevlânâ’ya göre bu yolculukta gönül âdeta motor, aşk ona elektrik veren dinamo, Kur’an ve Sünnet ise hayat rehberi, yol gösteren pusula gibidir. Bu yolun yolcusunun üslûbu müsamaha, misyonu ise kendisine ve başkalarına ümîd aşılamak ve bu sûretle hayâtı anlamlı kılmaktır. Bu bakımdan Mevlânâ’nın anlayışında insan gönlünün, aşkın, Kitap ve Sünnet’e bağlılığın, müsamahanın ve ümidin ayrı bir yeri ve önemi vardır.
Bunlar Mevlânâ’nın en çok vurgu yaptığı ve evrensel mesajını üzerine bina ettiği temel esaslardır. Mevlânâ gönülle ilgili şunları söylemektedir: Gönül aşk ve ma’rifet yeridir. Mevlânâ gönlü “nazargâh-ı ilâhî” olarak görür. Gönül, gerçek bir gönülden, nebî ve velîlerin gönlünden beslendiği zaman gönül adını almaya hak kazanır. Böyle bir gönül her şeyden değerlidir. Vuslata ermenin yolu Mevlânâ’ya göre gönle girmektir.
Gönül, gönül fırını denilen aşkla pişer. Gönlün hamlık ve kabalıktan kurtulması için aşk ateşinde yanması gerekir. Aşkla gönül birdir. Gönül Allah’ın hissedildiği yer, aşk da O’nu hisseden güçtür. Yıkık gönül Allah’ın nazar buyurduğu varlıktır. O yıkık gönlü tamir eden ne kutlu gönüldür. Yûnus Emre de bu mânâda şunları söyler: “Bir kez gönül yıktın ise, Bu kıldığın namaz değil, Yetmiş iki millet dahi, Elin, yüzün yumaz değil.” Yine “Gönül çalabın tahtı, Çalab gönüle baktı, İki cihan bedbahtı, Kim gönül yıkar ise.” Demiyor mu?
Mevlâna'da Gerçek Dost Ve Gönül başlıklı yazı Ali ÖZKANLI tarafından
07.12.2012 tarihinde sitemize eklenmiştir.
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.
İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
- Yorumlar 4
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yükleniyor...
Yorum yazmak için giriş yapın.