Ben Bu Cihana Sığmazam
Şu Hatâî bilür beni
Yer gök bana dar gelir
Şu Şah Sultanım bilür beni
Cihanı yarattı Mevlâm
Aliyi cûyem-i mevlam
Yedi denizi içtim doymadım
Şu Hatâî bilür beni
Yûsuf gibi sahrâda kuyuya düştüm
Eyyûb gibi derde gama tutuldum
Mansûr gibi dârâ asıldım
Şu Şah Sultanım bilür beni
Pir Sultan’ım Han Hatâ’yı
Severim Yedi’yi Kırk’ı
Yer çürür, gök çürür yâr çürür
Şu Hatâî bilür beni
Edebi İnceleme
Pir Sultan Abdal’ın Şah İsmail Hatâî sevgisini en açık ifade ettiği nefeslerden biridir. "Hatâî" sözcüğü hem Şah İsmail’in mahlasıdır hem de "hata sahibi insan" anlamı taşır; bu çift anlam, şiirin yorumunu derinleştirir.
"Ben bu cihana sığmazam" iddialı açılışı, Hallâc-ı Mansûr’un "Ene’l-Hak" söyleyişine paralel bir sufi cesaretidir. Şair, kendi varlığının sıradan bir cisim olmadığını, manevî büyüklüğünü Hatâî’nin (Şah’ın) bildiğini söyler.
İkinci dörtlükteki "Aliyi cûyem-i mevlam" tabiri "Ali’yi arayan mevlamı" anlamındadır; Hz. Ali, Pir Sultan’ın bütün manevî yolculuğunun merkezindedir. "Yedi denizi içtim doymadım" mısrası, manevî susuzluğun, hakikat aşkının dindirilemezliğini ifade eder.
Üçüncü dörtlükte üç peygamber/erene gönderme vardır: Yûsuf (kuyu), Eyyûb (sabır-dert), Mansûr (dâr ağacı). Bu üç sembol, Pir Sultan’ın çekeceği eziyetin önceden bilinen bir kıssa silsilesinin parçası olduğunu söyler.
Son dörtlükteki "Yer çürür, gök çürür yâr çürür" mısrası, fânilik düşüncesini büyük bir cesaretle dile getirir: kâinatın bütün bileşenleri çürür, ama "Şu Hatâî bilür beni" — yani manevî tanıklık, fâni olmaktan münezzehdir.