Geldi Geçti Ömrüm Benim
Şol yel esip geçmiş gibi
Hele bana şöyle gelir
Şol göz açıp yummuş gibi
Bir hayâle aldanırız
Eğlendiğimiz dünyada
Var olan yokluğa erer
Yok olan var olmuş gibi
Mâlik olamadı kimse
Bu fânî dünyâya kalsın
Süleymân’a kalmadı bu mülk
Mülkün sahibi olmuş gibi
Pir Sultan’ım nâdânlar bilmez
Erenler hâlimden anlar
Geçti dünya hep durmadan
Damla deryâya akmış gibi
Edebi İnceleme
Pir Sultan Abdal’ın "fanilik" temalı en güzel nefeslerinden biridir. "Geldi geçti ömrüm benim" açılışı, halk şiirindeki "ömür-yel" benzetmesinin başlangıç sözüdür; rüzgarın esip geçmesi gibi insan ömrünün de hızla geçmesi.
İkinci dörtlükteki "Var olan yokluğa erer / Yok olan var olmuş gibi" mısraları, varlık-yokluk ikilisinin görece (izâfî) niteliğine işaret eder; tasavvufun "fenâ" (yokluk) ve "bekâ" (varlık) makamları arasındaki dönüşümü halk diline çevirir.
Üçüncü dörtlükteki Süleyman göndermesi, halk şiirinin sevdiği bir motiftir: Hz. Süleyman, peygamberlerin en zenginiydi, kuşlara, rüzgârlara, cinlere hükmederdi; ancak bu mülk bile ona kalmadı. Bu, "bu dünya kimseye kalmaz" hikmetinin en çarpıcı örneğidir.
Son dörtlükteki "Damla deryâya akmış gibi" benzetmesi, ömrün okyanusa dökülen bir damla gibi kaybolduğunu söyler. Bu imge aynı zamanda tasavvuftaki "katra-i nâ-çiz" (önemsiz damla) tabirinin halk versiyonudur.
Şiirin nakaratlı yapısı (her dörtlük "...mış gibi" ile bitiyor) müzikal bir vezin yaratır; bu, nefesin ses güzelliğine de hizmet eder.